Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2013 Cuma

DURMAK YOK YOLA DEVAM!

Dün akşam, AKP Dışilişkiler Başkanlığı’nın düzenlediği 6. Geleneksel Büyükelçileri İftar Programı'nda konuşan Erdoğan: " Türkiye 'de bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise şiddet uygularken ölüyor, twettler, faceboklarla, dünyanın altını üstüne getiriyorlar ama öbür tarafta şu ana kadar Mısır'da 300 kişi ölüyor, bunların 53 tanesi namaz kılarken ibadet esnasında kurşunlanarak öldürülüyor, dünya sessiz. Niye konuşmuyorsunuz? Hadi bunun karşısında da konuşun. İkircikli olmanın anlamı yok" dedi.
Yüz konuşmasının doksan dokuzunda edep ve terbiyeye vurgu yapan Erdoğan, birisi hoşuna gitmeyen bir iddia ile geldiğinde “ispatlayamazsan şerefsizsin” diyen Erdoğan’ın bu sözlerindeki iddiasına  gelmeden önce iki iddiasını daha hatırlatmak isterim: Gezi protestoları başladığında Erdoğan iki iddia ortaya atmıştı: 1. Camide içki içtiler. 2. Başörtülü birini taciz ettiler.
Birincisi camide içki içilmediğini caminin imamı söyledi. Einde teneke meşrubat kutusu olan adamın resmini göstermişlerdi, oysa adamın elindeki kutu kolaydı bira değil. Zaten polis panzerinden coptan, gaz bombasından kaçıp camiye sığınan birinin yani canının derdine düşmüş birinin bu esnada bira içeceğini düşünmek için biraz sıradışı bir muhakemeye sahip olmak gerekir.
Gelelim ikinci iddiaya ortada ne görüntü ne tanık ne de başka bir şey var. Kaldı ki başörtülü (ya da başı açık, ne önemi varsa artık kişinin kafasında örtü olup olmamasının) biri taciz edilmişse bile bunu halkı çatışmaya birbirini boğazlamaya sevk edecek bir fırsat olarak görüp insanları tahrik etmek yerine taciz edenleri cezalandır. Başörtülü ya da örtüsüz hiç kimseyi göstericiler taciz etmediği gibi Erdoğan’ın kahraman polislerinin bir sürü kadını kızı taciz edip destan yazdığını gördük. Ama Erdoğan polislerin tacizi karşısında sus pus olmuştu.
Bence Erdoğan kendisi hakkında kendisine bir tazminat davası açsın mesela iddialarını ispatlayamayan Erdoğan, iddiasını ispatlamayanı anında “şerefsiz” ilan eden Erdoğan’a dava açsın. Ya da “Görüştüysem ben görüştüm.” diyen Erdoğan, “İmralı’yla görüştüğümüzü idia eden şerefsizdir.” diyen Erdoğan’a dava açsın. Ortada bir hakaret var çünkü ve Başbakan içinde zerre hakaret olmayan her türlü olumsuz eleştiriye dava açmaya bayılıyor. Eminim ki BDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda olduğu gibi “yargıya da gerekeni söylüyor”dur.
Sahi geçen sene Sedat Ay’ı İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcılığı'na atamıştınız hani şu işkenceci ve tecavüzcü polisi. Sedat Ay’ın hakkındaki tecavüz iddialarına Erdoğan’ın verdiği cevap, tüyleri diken diken edecek cinstendi: “Polisimi yedirtmem!” Neden bu kadar rahat işkenceci ve tecavüzcü diyorum söyleyeyim mi? Sedat Selim Ay, T.C. mahkemelerince işkenceden iki kez suçlu bulundu. Yargıtay, “ceza eksik” deyip kararı bozunca zamanaşımından kurtuldu. Ceza az deniyor karar bozuluyor ve suçlu hiçbir cezaya çarptırılmıyor.
Dahası Emniyet Genel Müdürlüğü, Sedat Selim Ay'ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne atanmasına gelen tepkilere şöyle bir cevap verdi: "Emniyet Müdürü Ay hakkında Yargıtay'ca onanmış hiçbir ceza olmadığı gibi, haberlerde sunulan iddiaların aksine Türkiye, Emniyet Müdürünün fiilleri dolayısıyla AİHM'de ceza almamıştır.”
İnsanlara nasıl da yalan söyleniyor. Bir kere Yargıtay’ca onanmış ceza olmaması o kişi masum olduğundan değil zamanaşımı denen saçmalıktan yırttığı için. İkincisi AİHM zaten kişileri değil devletleri yargılar ve AİHM Sedat Ay yüzünden Türkiye’yi üç kere tazminat ödemeye mahkûm etti. Peki Erdoğan bir kadının taciz edilmesi konusunda bu kadar hassas ise neden bu tecavüzcüyü “Polisimi yedirtmem!” diye kolladı?
Bir siyasetçiyi namaz kılıp kılmamasına, oruç tutup tutmamasına, İslami motifleri kullanıp kullanmamasına göre değil de böyle şeylere göre değerlendirmek gerek. İşkenceye ve tecavüze göz yuman birinin oruç tutup tutmaması, namaz kılıp kılmaması hiç önemli değildir. Tıpkı tecavüzü ve işkenceyi yapanın namazı ve orucunun önemli olmadığı gibi.
Gelelim Erdoğan’ın yeni iddiasına Türkiye’de Gezi eylemleri sırasında ölenlerin polise şiddet uyguladığını iddia etmekte ki buna diyecek laf bulamıyorum. Elinde her türlü teçhizatı, kalkanı, jopu, silahı, gaz bombası, TOMA’sı olan polis vatandaşı sivillerle beraber döven, satırlı hayvanın sırtını okşayan polis protestoculara şiddet uygulamıyor ama ölenler polise şiddet uyguluyor. Durmak yok palavraya devam…
Erdoğan’ın Mısır konusundaki hassasiyeti göz yaşartacak cinsten. Mısır’daki mazlumlar için ne kadar da istiyor DEMOKRASİYİ şimdi biri kalkıp “Mısır’daki göstericiler orduya ve polise şiddet uygularken öldü. Mısır’da kahraman kolluk güçleri destan yazdı” derse acaba Erdoğan ne diyecek, doğrusu çok merak ediyorum.

11 Temmuz 2013 Perşembe

TAKSİM’DE GÖSTERİCİLERE SALDIRAN BAŞBAKAN’IN DİLİYDİ!

Şahsi işlerim yüzünden yazı yazmayı biraz ihmal ettiğimin bu yazımın da birkaç gün geciktiğinin farkındayım. Ama bunu yazmasam olmayacak. Hem bu sabah haberlerde S. Ç. ile ilgili görüntüler yine gösterildi. Olay da halen güncel. Gezi protestocusu vatandaşlara elinde satırla saldıran yaratığı hatırlarsınız hani polis kılına bile dokunmamıştı, gözaltına bile alınmadığı gibi polis sırtını sıvazlamıştı. Görüntüler resmen iğrençti bir kadına hem satırla vuruyor hem de kadının sırtına olanca gücüyle tekme atıyordu. Bunun yanı sıra adamın birini de elindeki palayla boğazından yaralamış resmen öldürme amaçlı vurmuştu. Dahası bundan sonra bile polis palalıya dokunmayıp saldırıya uğrayan adama saldırdı. Adamcağız “Yahu bana ne vuruyorsun? Gitsene, onu yakalasana.” diyordu.
Bu olaydan sonra mecliste bir tartışma cereyan etti: CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Taksim'de palalı saldırı ve sonrasında sorumluların serbest bırakılmasını eleştirdi. söz alan AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, şunları söyledi: “Dün sanki o palalı saldırgan AK Partiliymiş gibi bir davranışa maruz kaldık. İlgili kişi gözaltına alındı, bizimle ilgisi olmadığı anlaşıldı. Hala ısrarla, dün bu ithamlarda bulunanların, bu ithamlardan dolayı bizden özür dilemeleri gerekirken, bugün mahkeme niye serbest bıraktı diye yine bizi suçluyorlar.”
İlginçmiş bu saldırıdan dolayı toplumu böylesine gerenler özür dileyecek yerde kendileri özür bekliyor. Bu kadarına da pes doğrusu. Diyecek laf bulamıyorum. Bir kere AKP’li Ünal’ın iki savunması var, birincisi: O palalı saldırgan AKP üyesi değil. İyi de onun zaten resmi olarak parti üyeniz olduğunu iddia eden de yok. Dahası zaten resmi olarak üyeniz olması ya da olmaması hiç önemli değil. Bu saldırının sorumlusu toplumu sürekli bölen kışkırtan toplumun bir kesimini diğerine hedef gösteren Başbakanınız. Sürekli toplumdaki bir kesime “vandallar, çapulcular, darbeciler…” diye hakaret eden. Ben “%50’yi evinde zor tutuyorum.” diyen. Camide bira içtiler, başörtülü kadınları taciz ettiler… gibi iftiraları ve dahası şu an aklıma gelmeyen bin bir türlü lafıyla kışkırtmasıyla toplumu bölen Başbakanınız. O gün Taksim’de elinde palayla etrafa saldıran sadece S. Ç. adlı gözü dönmüş saldırgan değildi. O gün saldıran Başbakan’ın diliydi, Başbakan’ın saldırgan ve insanları ötekileştiren diliydi.  Başbakan’ın sözlerinin ve hakaretlerinin mücessim haliydi saldırgan. Başbakan’ın toplumu geren ve kutuplaştıran, bir kesimi diğerine hedef gösteren konuşmaları ve nefret propagandası sonunda güzel güzel meyvalarını veriyor. Gezi olayları başladığından beri AKP özellikle de Erdoğan her konuşması her icraatıyla etrafa Faşizm saçıyor. Patalojik kibri yüzünden aşağılayıcı dilinin insanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını önemsemiyor bile.
Mesele sadece S.Ç. de değil, olay münferit değil bunlar çoğu zaman örgütleniyor bir araya geliyor polisin koruması altında ellerinde sopalar ve satırlarla insanlara saldırıyor. Eskişehir’de bir saat içinde iki kez sopalı saldırıya uğrayıp önce hastanelik olan sonra da ölen Ali İsmail Korkmaz’ı hatırlayın. Daha cesedi soğumadı bile. Bunu sadece İstanbul’da, Eskişehir’de değil Adana Akkapı’da da gördük. Faşistler ellerinde satırlarla insanlara saldırırken polis hiçbir şeye müdahale etmeyip olanları seyretmişti.
AKP’li Ünal’ın ikinci savunması da “Onu mahkeme serbest bıraktı.” ki buna ancak gülünür. Yahu mahkeme de sizin emrinizde değil mi? Bunu ben söylemiyorum ki Başbakan’ınız söylüyor. Hafızanızı biraz tazeleyelim Ünal. Başbakan bir sene kadar önce ne buyurmuştu BDP ile ilgili, hatırlıyor musunuz? Ben söyleyeyim: “Yargıya gerekeni söyledik,onlar da geregini yapacaklar.” Hakkaten de öyle oldu yargı kendine söyleneni yaptı ve BDP kapatıldı. Yargıya müdahale ettiğini, yargıya talimat verdiğini yani yargının emrinizde olduğunu söyleyen ben değilim. Sizin Başbakanınız bunu söyleyen.
Erdoğan bunların arasında bu türlü türlü kepazeliğin içinde bir de siyasi muhattaplarına bağırıp çağırıyor, olayların bir numaralı sorumlusu kendisi olduğu halde kâh Kılıçdaroğlu’na kâh Bahçeli’ye istifa et, çağrısında bulunuyor. Evet şimdi bütün bu rezaletlerden, kepazeliklerden sonra istifa etmesi gereken biri var ama bu kişi kim?