TV’de haberlerde zaman zaman trafik kazalarında adları geçer mevsimlik işçilerin. Bâzen haberlere bile çıkmazlar, öyle ya nice şeylerin üstü örtülür bu memlekette. Ortada darbe yoktur ama olmayan darbenin sanıkları içeridedir; ortada bir Deniz Feneri dolandırıcılığı vardır ama var olan suçun sanıkları ellerini kollarını sallayarak dolaşır. “Parasız eğitim istiyoruz” diye pankart açan öğrenciler tam 19 ay tutuklu yargılandılar ve işin tuhaf tarafı 15 yılla yargılandıkları dava hâlâ devam ediyor. Adam öldürmek en büyük suç. Oysa dağa çıkan, adam öldüren PKK’lılar pişmanlık yasasından faydalanıp hapis bile yatmıyor. “Parasız eğitim”in sözünün edilmesi bile fakirden fukaradan oy alarak iktidara gelenlerin tüylerini diken diken ediyor. “Parasız eğitim” isteyerek iktidarın kulu olduğu kapitalist sisteme çomak sokmaya kalkanlar “terörist” olarak görülüyor. Adam öldürürsen affederim ama parasız eğitim istersen bu ağır suçu affetmem, diyor bu iktidar.
Artık söylemekten, göstermekten gına geldi ama bir kez daha gösterelim; tekrar teşhir edelim “parasız eğitim” derseniz 15 yılla yargılanırsınız ama sivillere yönelik kanlı eylemlere girişirseniz hapis bile yatmazsınız. Durum ortada işte Halep işte arşın.
Biz yine yazının başında bahsettiğimiz mevsimlik işçilerin durumuna dönelim. Bu güvencesiz, sigortasız, iki üç kuruşa çalışan işçiler için can pazarıdaha yollarda başlıyor. Memleketinden çoluğu çocuğuyla beraber gidiyor adam, dolduruyorlar tarım işçilerini balık istifi gibi kamyonet kasalarına ve bu yolculukların çoğu da ölümlü kazalara davetiye çıkarıyor. Daha geçen hafta İzmir’in Ödemiş ilçesinde, mevsimlik işçileri taşıyan araç şarampole yuvarlandı. Bu kaza bir yaralıyla ucuz atlatıldı; ama sizin de bildiğiniz gibi işçiler her zaman bu kadar şanslı olamıyor. Daha bu yaz ağustosta Tarsus’ta tarım işçilerini taşıyan kamyonet kaza yaptı bilanço 4 ölü, 25 yaralıydı.
Mevsimlik işçiler sadece yollarda yaşadıkları kazalarda mı perişan oluyor? Sadece yollarda mı telef oluyorlar? Hayır tabii ki. Yine bu yaz Ordu’ya giden fındık işçileri fındığın geç olgunlaşması sebebiyle erzaksız kaldı. Bu işçiler çadırlarda perişan vaziyette yaşam savaşı verdiler. Konya’daki çadırlarda ise susuz ve seyyar tuvalet-banyosuz kalan, çöpleri alınmayan işçiler çocuklarını okutamadıklarından dert yandılar. Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) Başkanı Murat Bayrak, 8 Nisan’da Deniz Ticaret Odası meclis toplantısında, tersanelerde yaşanan işçi ölümleri için ne dedi biliyor musunuz? ‘Ömürleri bu kadarmış!’ Evet evet, yanlış okumuyorsunuz aynen bunu dedi. Tıpkı madencilerin ölümüne “kader” diyen Erdoğan gibi.
Mevsimlik işçiler saatlerce tarlada, tersanede, inşaatta kışın buz gibi soğuğunda, yazın kavuran güneşinin altında adeta ölümle kucak kucağa koyun koyuna çalışır. Sigortasız ve güvencesiz oldukları için ne ölenlerin ailelerine tazminat ödenir ne de bu ölümlerin sorumlusu işverenler cezalandırılır. Hoş bendeniz de mevsimlik bir işçiyim. Dershane öğretmenleri de kış sezonunda berbat şartlarda çalışan yazın aç kalan mevsimlik işçilerdir. Hani adamın biri damdan düşmüş. “Aman” demişler. “Doktor çağıralım!” Yook, demiş düşen adam. “Damdan düşen birini çağırın; damdan düşenin hâlinden ancak o anlar.”
mit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Şubat 2012 Cumartesi
9 Nisan 2009 Perşembe
YARATAN KİM, YARADILAN KİM?
Ksenofanes 25 asır önce ne kadar doğru söylemiş. İnsan, kendine bakıp tanrı yaratır, diye. Habeşlerin tanrısı siyah derili ve basık burunludur. Bir Trakyalının tanrısı sarışın ve mavi gözlüdür. Şayet atlar, inekler ve aslanlar insan gibi düşünebilseydi ve elleri olsaydı onlar da tanrılarını at, inek ve aslan şeklinde resmederdi, diyor Ksenofanes.
Arabistan'ın İslam öncesi zamanlarına bakalım, El İlah henüz kadın, üç kızı var: Hübel, Lat ve Uzza. İnsanlar kabileler şeklinde yaşıyor, anaerkil düzenin son kırıntıları hâlâ var. Zengin kadınlar birden fazla erkekle evlenebiliyor. Giyim kuşamları serbest, elbise yakaları çok açık ve hatta Kâbe'yi erkekler çırılçıplak tavaf ederken, kadınlar da bu işi çırılçıplak yapıyor.
Daha sonraları Mekkeliler ticaretle Medineliler tarımla gelişirken ve kabileler arasında kimileri öne çıkarken, ittifaklar olurken ve sınıflar oluşmaya başlarken hanifler ortaya çıkıyor. Anaerkil düzenin son kırıntıları da kaybolmaya yüz tutunca tanrı erkek oluyor. Bir arada toplanmaya bir devlet olmaya doğru gidilirken tanrının kızları ve putlar yok ediliyor. Arabistan'ın siyasi ve iktisadî yapısı değişirken dini de değişiyor.
Kitap ganimetlerin 5'te 1'i Allah ve resulüne aittir, diyor. Tanrı mülkün mülkiyetin asıl sahibi oluyor ve madem tanrı mülke ve paraya yakın; tanrıya yakın olan da paraya yakın. Herkes tanrıya eşit uzaklıkta olsa peygamberlik anlamsız olurdu , daha doğrusu olmazdı ve bu mülkiyetin olmadığı bir toplumda geçerli olabilir. Aslında toplumda bir lider yoksa bir otorite bir ayrıcalıklılar grubu yoksa o toplumda tanrı fikri de olmuyor.
Fizyolkojik şartlar da etkiliyor inancı Ortadoğu gibi sıcak bir yerde tanrı yakıp kavurarak azap ediyor. Cennet ise gölgelik, ağaçlı, sulak bir yer. Yani Cehennem oraların çölü Cennet ise o çöldeki vahalardı.
Yunanlılara bakarsak şehirlerde köle sahipleri vardı. Otorite tek elde toplanmamıştı senato vardı seçimler vardı, demokrasi vardı. Ve dinleri de çok tanrılıydı. Zeus vardı, tanrıların tanrısıydı, Ares, Athena, Apollo, Artemis, Hera, Athena, Hermes... Tanrıların hayatında da aşk, kıskançlık, ihanet, entrika ve tecavüz bile vardı. (Mesela Zeus Avrupa adlı bir ölümlüyü kaçırıp tecavüz etmişti.)
Hatta Yunanistan arazisinin engebeli oluşunu da mitleri açıklıyordu. Tanrılarla titanlar (devler) savaşmıştı. Tanrı Zeus titanlara yıldırımlar yağdırmıştıyerden taşları kayaları koparan Tanrılar ve Titanlar bunları birbirlerine fırlatmıştı. İşte Yunanistan arazisi tanrıların ve titanların bu savaşı nedeniyle engebeli olmuştu.
Nereye gidersek gidelim tanrı ve din oradaki hayata benzer bir şeye dönüşüyordu. Dinler ve mitler toplumun siyasî ve iktisadî düzeninin masalvari bir şekilde ifade edilişiydi. Zamanla devlet ve otorite yerleştikçe yönetimin tek elde olduğu imparatorluklar ve devletler ortaya çıktıkça çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçildi. Doğa olayları açıklanmaya başlandıkça ise başlangıçta elini kolunu sallayarak Cennet'in bahçesinde yürüyen tanrı daha bir mistik, daha bir soyut, daha bir gizemli oldu. Tanrılar insanları değil ama insanlar tanrıları yarattı.
Arabistan'ın İslam öncesi zamanlarına bakalım, El İlah henüz kadın, üç kızı var: Hübel, Lat ve Uzza. İnsanlar kabileler şeklinde yaşıyor, anaerkil düzenin son kırıntıları hâlâ var. Zengin kadınlar birden fazla erkekle evlenebiliyor. Giyim kuşamları serbest, elbise yakaları çok açık ve hatta Kâbe'yi erkekler çırılçıplak tavaf ederken, kadınlar da bu işi çırılçıplak yapıyor.
Daha sonraları Mekkeliler ticaretle Medineliler tarımla gelişirken ve kabileler arasında kimileri öne çıkarken, ittifaklar olurken ve sınıflar oluşmaya başlarken hanifler ortaya çıkıyor. Anaerkil düzenin son kırıntıları da kaybolmaya yüz tutunca tanrı erkek oluyor. Bir arada toplanmaya bir devlet olmaya doğru gidilirken tanrının kızları ve putlar yok ediliyor. Arabistan'ın siyasi ve iktisadî yapısı değişirken dini de değişiyor.
Kitap ganimetlerin 5'te 1'i Allah ve resulüne aittir, diyor. Tanrı mülkün mülkiyetin asıl sahibi oluyor ve madem tanrı mülke ve paraya yakın; tanrıya yakın olan da paraya yakın. Herkes tanrıya eşit uzaklıkta olsa peygamberlik anlamsız olurdu , daha doğrusu olmazdı ve bu mülkiyetin olmadığı bir toplumda geçerli olabilir. Aslında toplumda bir lider yoksa bir otorite bir ayrıcalıklılar grubu yoksa o toplumda tanrı fikri de olmuyor.
Fizyolkojik şartlar da etkiliyor inancı Ortadoğu gibi sıcak bir yerde tanrı yakıp kavurarak azap ediyor. Cennet ise gölgelik, ağaçlı, sulak bir yer. Yani Cehennem oraların çölü Cennet ise o çöldeki vahalardı.
Yunanlılara bakarsak şehirlerde köle sahipleri vardı. Otorite tek elde toplanmamıştı senato vardı seçimler vardı, demokrasi vardı. Ve dinleri de çok tanrılıydı. Zeus vardı, tanrıların tanrısıydı, Ares, Athena, Apollo, Artemis, Hera, Athena, Hermes... Tanrıların hayatında da aşk, kıskançlık, ihanet, entrika ve tecavüz bile vardı. (Mesela Zeus Avrupa adlı bir ölümlüyü kaçırıp tecavüz etmişti.)
Hatta Yunanistan arazisinin engebeli oluşunu da mitleri açıklıyordu. Tanrılarla titanlar (devler) savaşmıştı. Tanrı Zeus titanlara yıldırımlar yağdırmıştıyerden taşları kayaları koparan Tanrılar ve Titanlar bunları birbirlerine fırlatmıştı. İşte Yunanistan arazisi tanrıların ve titanların bu savaşı nedeniyle engebeli olmuştu.
Nereye gidersek gidelim tanrı ve din oradaki hayata benzer bir şeye dönüşüyordu. Dinler ve mitler toplumun siyasî ve iktisadî düzeninin masalvari bir şekilde ifade edilişiydi. Zamanla devlet ve otorite yerleştikçe yönetimin tek elde olduğu imparatorluklar ve devletler ortaya çıktıkça çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçildi. Doğa olayları açıklanmaya başlandıkça ise başlangıçta elini kolunu sallayarak Cennet'in bahçesinde yürüyen tanrı daha bir mistik, daha bir soyut, daha bir gizemli oldu. Tanrılar insanları değil ama insanlar tanrıları yarattı.
Etiketler:
dinler,
Eski Yunan,
Ksenofanes,
mit,
mitoloji,
Zeus
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)