Afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afganistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2015 Cumartesi

TÜRKİYE İÇİN BAŞKANLIK SİSTEMİ NEDEN DİKTATÖRLÜKTÜR?




Yıl 2010, aylardan ağustos… Eylülde referandum yapılacak, ana yasa değişikliği ile ilgili. Erdoğan miting meydanında, karşısında bağıran çağıran, bayrak sallayan, coşkulu bir kalabalık. Hepsi de Erdoğan ne derse desin onaylamaya, her dediğine “Evet!” diye bağırmaya koşullanmış. Erdoğan kalabalığa sordu: “Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü sorununu çözeceğine inanıyor musunuz?” Miting alanındaki herkes coşkuyla haykırdı: “Eveeeet!” Bir süre sessizlik oldu. Erdoğan, adeta şok olmuştu. Önce şaşırdı, durdu, kalabalığa baktı. Ne yapacağını, ne diyeceğini şaşırmıştı. Sonra kendini toparladı: “İnanmıyorsunuz değil mi?”  Kalabalık tekrar bağırdı: “Eeeveeeet!”
Haziran 2013… Gezi Parkı protestolarının en civcivli zamanları, Erdoğan halka adeta savaş açmış, “Benim dediğim olacak, işte o kadar!” modundaydı. Hiçbir şekilde şiddete başvurmayan insanların üzerine polisi saldırtarak pek çok kişinin ölmesine sebep oldu. Yine bir grup insan Erdoğan’ın konuşmasına ücretsiz otobüslerle gidiyor. Erdoğan havaalanına gelmeden evvel hazırlıklar yapılmış, ses sistemi kurulmuş, “bindirilmiş kıtalar” beleş otobüslerle taşınmıştı. AKP’li bir görevli kalabalığı coşturmaya uğraşıyordu, önceden hazırlanan sloganlardan birini bağırdı: “Taksim şaşırma, sabrımızı taşırma!” Havaalanına gelen kalabalık bağırdı: “Tayyip şaşırma, sabrımızı taşırma!”   
Şimdi bu olayları neden anlattım? İzah edeyim, Erdoğan neden başkanlık sistemi istediğini açıklamaya çalıştı ya TV’de. Hiç de açıklayıcı bir açıklama olmadı. Erdoğan: “Bizde başkanlık sistemi olsaydı geldiğimiz noktanın çok daha ilerisinde olurduk” dedi. Demesine dedi de… Neden geldiğimiz noktanın ilerisinde olurduk, bunu açıklamadı; nasıl yani, bize ne getirecek de ilerisinde olacağız; hangi konularda daha ileri olacağız? Bunlara bir cevap yok ama sadece bir “ileri olacağız” sözü söyleniyor. Önce bunun ne kadar yetersiz ve tuhaf bir laf olduğunu düşündüm; ama sonra şu geldi aklıma: Erdoğan’ın zaten açıklama yapmak, açıklayıcı olmak gibi bir derdi yok. O sadece ne istediğini söylüyor; seçmeni de onu körü körüne desteklemeye hazır. Bir kere sen oraya Tayyip Erdoğan’a destek olmaya gitmişsin atılan sloganı “Tayyip şaşırma, sabrımızı taşırma!” olarak duysan da bunu bağırmayacaksın ne dediğini düşüneceksin. Ayrıca o miting alanında Erdoğan sana birkaç saniye önce yuhalattığı birine inanıp inanmadığını sorunca sen nasıl kalkıp da “Eveeet!” diye bağırıyorsun? Yahu ne yaptığının farkında mı bu kitle? Değil tabii, ne yaptığının farkında olsa zaten 2013 yazında bir sürü insanın ölüm emrini veren (“Emri ben verdim” vecizesini asla unutmayacağız.) birinin peşinden koşmazlar. Tek bir amaç var: “Erdoğan’ı alkışla!” Hiçbir şeyi sorgulama. O diyorsa iyidir.
Yine de Erdoğan ikna edici olmak istiyorsa, eğer ilk zamanlardaki balkon konuşmalarında yalan söylemediyse, hareket etmeden önce durup düşünen insanların da desteğini kazanmak gibi bir derdi varsa açıklayıcı konuşursa iyi olur. Bu aralar başkanlık sistemi tartışılıyor ve başkanlık sisteminin ABD dışında bir yerde başarılı olduğu, istikrarlı bir demokrasi yarattığı vaki değil, ama yine de bunu tartışalım. Erdoğan katıldığı bir Tv programında “G20 içerisinde 10'u başkanlık sistemiyle yönetiliyor” dedi. “Nasıl muasır medeniyetler seviyesine çıkarız? Bunun derdindeyiz. ” diye de ekledi. Peki G 20 ne? Açılımı Group of 20 (Yirmi Grubu). Bu grup, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu'ndan oluşuyor. G 20 üyesi bazı ülkeler : “ABD, İngiltere, Kanada, Almanya, Fransa, Türkiye, Suudi Arabistan…”
Erdoğan G 20 ülkelerinin çoğunun başkanlık sistemiyle yönetildiğini söylüyor; ama bunların çoğunun federasyon olduğuna da hiç değinmiyor. Erdoğan “Amerika, Brezilya, Güney Kore, Meksika olunca padişahlık olmuyor, yani Türkiye’de böyle bir tez ileri sürülünce niye padişahlık oluyor?” diyor. Gerçi Erdoğan’ın anlayacağından kuşkuluyum ama niyesini naçizane açıklayayım: Evet ABD’de başkanlık sistemi var; ama ABD bir federasyon. Evet, Brezilya başkanlık sistemi ile yönetiliyor; ama Brezilya bir federasyon. Evet Meksika Birleşik Devletleri başkanlık sistemi ile yönetiliyor; ama Meksika Birleşik Devletleri bir federasyon. Dediğiniz gibi Güney Kore’de de başkanlık var; ama Güney Kore de federasyon. Ayrıca Güney Kore’nin devlet başkanı eğer bir partiye üyeyse seçimlerden bir yıl evvel partisinden istifa etmek zorunda. Yani hiçbiri sizinki gibi bir başkanlık değil. Anlaşıldı mı? Yani oralarda güçlü bir merkezi yönetim yok. Zaten katı merkeziyetçi bir devlete bir de başkanlık sistemi getirirseniz artık o ülkede başa geçen istediği gibi at oynatır. Bu korkunç bir şeydir.
Erdoğan’ın başkanlık sistemini savunurken G 20’den bahsetmesi sadece ucuz bir demogoji. Neden mi? G 20 ülkelerinin gelişmişlik düzeyi ya da güçlü ekonomisi yönetim sistemlerinden mi ileri geliyor? Mesela G 20 üyesi iki ülkeyi ele alalım İngiltere ve Suudi Arabistan ikisi de monarşiyle yönetiliyor. Şu halde İngiltere ve Suudi Arabistan’ın her ikisi de eşit mi? İkisi de “muasır medeniyetler seviyesinde” mi? Hem ikisi de G 20 ülkesi hem de ikisi monarşi. Sonuç?
Erdoğan zaten konuşurken dilinin altındaki baklayı çıkardı. Bakınız ne dedi: “Mevcut sistemle üçlü kararnameyle bir kişiyi istediğimiz makama atamalar noktasında sorunlar yaşıyoruz ama başkanlık sisteminde böyle bir sorun yaşanmayacak. Çalışacağım adamı ben belirlerim, benle gelen benle gider. Bunu şu andaki sistemde yapamazsınız, sizinle gelen sizinle gitmiyor. Birileri bunu engelliyor, mesela yargı engelliyor. Yargı bunu engellediği zaman yerindelik ne olacak? Halk sorumlu olarak kimi tutuyor? Siyasiyi tutuyor. Yargıdakini tutuyor mu? Hayır. Yargıdaki gelip ‘ben 11 defa alırım, 12’nci defa tekrar atarım’ diyor, yargıyla böyle bir sürtüşmenin içerisine giriyorsunuz. Böyle memleket yönetilmez ki, şehirler yönetilmez ki, kurular yönetilmez ki.” Erdoğan, burada açık açık hukuku çiğnediğini yargıya saygısı olmadığını itiraf ediyor. Zaten yargı kararına rağmen o kaçak yapıyı yaptırması ve “Gücünüz yetiyorsa yıkın!” demesi Erdoğan’ın hukuka saygısını da göstermişti. Hepsini geçtim, kuvvetler ayrılığını “ayağına vurulmuş bir pranga” olarak gören birinin demokratik bir yapı istediğini düşünmek için herhalde insanın aklından zoru olması gerekir.
Bu arada başkanlık sistemi sadece bazı G 20 ülkelerinde değil “Afganistan, Ekvador, Bolivya, Haiti, Uganda, Uruguay, Nijerya, Tanzanya, Sudan…” gibi geri kalmış ülkelerde de uygulanan bir sistem. Gidişat gösteriyor ki başkanlık sistemine geçersek bir ABD olamayız ama pek âlâ bir Uganda olabiliriz.

21 Temmuz 2013 Pazar

AYIPTIR, YAZIKTIR, GÜNAHTIR, CİNAYETTİR BU!

Bazılarına oruç yaramıyor, uzun süre susuz kalan bünyede bazı tuhaflıklar beliriyor. Daha sonra da ağızdan tuhaf sözler çıkmaya başlıyor. Bu oruç sırasında olursa anlayabilirim eh malum bu sıcakta susuz kalan insan neler demez. Ama orucunu bitirip suyunu içmiş, yemeğini yemiş biri kalkar da gözünün önündekileri görmüyormuş gibi konuşursa bu gerçekten şaşırtıcı olur.
Erdoğan, dün İmam Hatip Liseleri Mezunlar Mensupları Derneği'nin (ÖNDER) Sepetçiler Kasrı'nda verdiği iftara katılmış. Yemeğin ardından öyle bir konuşma yapmış ki… Bunu yemeğini yemeden, orucunu açmadan yapsa belki anlayabilirdim ama bu tuhaf sözleri Erdoğan karnı doyduktan sonra söylemiş.
Başta Somali ve Myanmar'da olmak üzere, müslüman kardeşlerinin yoksulluğun, yokluğun ve zulmün pençesinde ağır bir ramazan yaşarken, Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de aynı şekilde Müslümanların ağır sorunlarının altında acı çekmeye devam ettiklerini söylemiş.
Maaşallah Başbakan’ın gözleri o kadar keskin ki sadece Suriye ve Mısır gibi görece yakın Akdeniz ülkelerini (Başbakan’ın deyişiyle “White Sea”) görmekle kalmıyor o kartal gibi gözlerle Afrika’daki Somali’yi ve taa Uakdoğu’daki Burma’yı bile görüyor. Ama bu nasıl bir hipermetropluktur ki o kadar uzakları gören o göz burnunun dibindeki Müslümanların çektiklerini görmüyor.
Gezi Parkı’ndakilerin üstüne polisin saldırtılması ve Başbakan’ın tahrik ve hakaret içerikli, tehdit dolu konuşmaları sonucu oluşan bilançoya bakalım şimdi: Türk Tabipleri Birliği'nin 31 Mayıs-10 Temmuz verilerine göre, 61'i ağır, 10 bine yakın yaralı. 104 kafa travması. Gözünü kaybeden 11 kişi.
Başbakan bunu görmüyor. Ali henüz 19’unda bir üniversite öğrencisi yavrucak nerden bilsin ara sokaklarda orospuların elde sopa beklediğini… Ali İsmail Eskişehir’de polisin gazından kaçarken ara sokaklarda elinde sopa pusu kurmuş kahpeler tarafından kalleşçe dövülüyor. Dövülerek öldürülüyor. Müslüman Erdoğan bu gence Allah’tan rahmet diledi mi? Hani meraktan soruyorum yanlış anlamayın.
Abdullah Cömert’i biliyor musunuz? Hani Hatay’da kafasına aldığı darbelerle ölen genç. Daha 22 yaşında.
Berkin Elvan daha çocuk… Dünyadan bihaber bir çocuk ne eylem biliyor ne Gezi, eli palalı, sopalı kahpeleri de bilmiyor Berkin. Yavrucak evine ekmek almaya çıkmış annesi bakkala göndermiş. Evden sağ çıkan Berkin ceset olarak döndü evine. Başından gaz kapsülü ile vurulmuş…
Bütün bu olanlar hâlâ tatmin etmemiş ki Erdoğan’ı "Tencere tava çalanlara karşı yargıya giderek hakkınızı savunun. Yargıda onlar mücadele etsin. Yıllarca biz mücadele ettik şimdi onlar mücadele etsin" diyor aynı konuşmasında. Yahu aldığınız canlar yetmedi mi? Hastanelik ettiğiniz 10 bin kişi yetmedi. 100’den fazla beyin travması yetmedi mi?
Ayıptır, günahtır, yazıktır! Bu yapılan zulümdür, eziyettir, cinayettir. İnsanlar sana muhalefet etti diye iç savaş mı çıkaracaksın Erdoğan? Ortalığı tahrik edecek, çatışmayı tetikleyecek, gerilimi tırmandıracak açıklamalara devam etmek sana ne kazandıracak? Halkı birbirine kırdırmak bir başbakanın yapacağı şey mi? Olacak iş mi bu?
Bu yapılanların günahı ömür boyu oruç tutsan temizlenir mi? İstediğin kadar abdest al o öldürülenlerin kanlarını ellerinden temizler mi? Şu dakikadan itibaren alnını secdeden kaldırmadan bin yıl aralıksız namaz kılsan bu günah, bu vebal affedilir mi? 30’larda Dersim’de yaşanan cinayetler ve insanlık ayıbı şimdi tam 80 yıl sonra ülkenin büyük metropollerinde yaşanıyor inanamıyorum. “Evlâdı Kerbelayime, bi gunayime, ayıbo, zulümo, cinayeto!”