Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2016 Cumartesi

SARAY DARBESİ VE SARAY SOYTARILARI




Erdoğan sürekli “millî irade, millî irade, millî irade!” diyip haykırıyor. Lakin işine geldiğinde millî iradeyi nasıl da paspas edip ayağının altında çiğnediğini hep beraber görüyoruz. Hem hazirandaki hem kasımdaki seçimde sürekli sandıktan, millî iradeden bahseden Erdoğan hazirandaki seçimde en çok oyu alan ilk lider koalisyon kurmayınca (kuramayınca değil kurmayınca) hükümeti kurma görevini en çok oyu alan ikinci lidere vermedi. Yani millî iradeyi hiçe saydı, umursamadı; o hiç dilinden düşürmediği millî iradeye en büyük saygısızlığı kendisi yaptı. Erken seçim istemeyi geçmişteki konuşmalarında “vatana ihanet” olarak gören Erdoğan bu defa seçimin tekrarlanmasına “vatana ihanet” demedi. Kasımda tekrar seçim yapıldı Davutoğlu % 49 ile hükümeti kurdu. Bu sefer Erdoğan, 5-6 ay sonra başbakanı ite kaka istifa ettirdi. Kimse istifa için "Başbakan'ın kendi kararı" diyip insanları salak yerine koymaya kalkmasın. Her şey gözümüzün önünde oldu, kaldı ki Davutoğlu kendisi de “Ayrılmak benim tercihim değil ” dedi. Hatta “Pazarlık esasına dayalı görev kabul etmem...” dedi. Kabul etmediği görev istifa ettiği başbakanlık peki kimle pazarlık edecek? Soralım bir başbakan kimle görevini pazarlık eder? Hani sen millî iradeye çok saygılıydın şimdi ne oldu da Başbakan’ı istifa ettirip millî iradeye saygısızlık ediyorsun?

         Mısır’da ordu bir darbe yaptı diye kıyametleri koparan, Mısır’la ilişkileri kopma noktasına getirenler şimdi aynı darbeyi burda kendileri yapıyor. Batı’ya bas bas bağıranlar, Mısır’daki “darbe”ye “darbe” diyemeyenleri eleştirenler şimdi Türkiye’deki saray darbesine “darbe” diyor mu? Ne gezer… Gazetecilik yerine saray soytarılığı yapan, kalemiyle beraber haysiyetini de satmış olanlar Akdeniz’in öbür ucundaki ülkenin iç işlerine müdahale edenler kendi ülkelerinde yapılan darbeye “darbe” demiyor. 

         Erdoğan bir yandan da “Türkiye dört bir yanından terör örgütlerinin ve onlara destekçilerinin saldırısı altında” dedi tuhaf bir şekilde sanki 14-15 yıldır memleketi başkası yönetiyordu ve gelinen bu nokta başkasının eseri. Bu memleketi 15 yıldır kim yönetiyorsa Türkiye onun yüzünden bu halde. Bu bir yana Türkiye dört bir yandan saldırı altındayken, işsizlik alıp başını gitmişken, madenlerde, inşaatlarda, tersanelerde, fabrikalarda her gün işçiler ölürken, Suriye’den resmi rakamlara göre 3 milyon ama aslında en az beş milyon kişi Türkiye’ye gelmiş işler Arap saçına dönmüşken, Türkiye kendi vatandaşını doyuramıyor. O şöyle dursun elindeki mültecilere bakamadığı gibi bir de Avrupa’nın göndereceği milyonlarca Suriyeliyi de kabul edecekken… yığınla yakıcı sorun varken Türkiye’nin tek sorunu başkanlık sistemi mi? Belamızı az buldunuz bir de başımıza rejim krizi mi çıkartacaksınız?

         Erdoğan aynı konuşmasında gayet ilginç bir şekilde “Suriye'de 12 milyon insan mağdur edilmiş, 600 bine yakın masum katledilmişken, hiçbir Müslüman bu vebalden kendini aykırı tutamaz” diyor. Bir soru sorayım o zaman İŞİD’e yardım yapanlar bu vebalden kendini aykırı tutabilir mi? ABD tarafından İŞİD karşıtı olmaya zorlanmadan evvel İŞİD’e terör örgütü diyemeyenler bu vebalden kendini aykırı tutabilir mi? Kilis’e düşen bombalardan ve ölen insanların vebalinden bu ülkeyi yönetenler kendini aykırı tutabilir mi? Soma’da 665 ( 301 değil 665 şu habere bakınız) kişi katledilmişken Tayyip Erdoğan, Faruk Çelik, Taner Yıldız bu vebalden kendilerini aykırı tutabilir mi? 

         Bangladeş’teki bir yargılamayı dile getirip Bangladeş’e lanetler yağdıran, Bangladeş’teki yargıyı adil olmamakla suçlayan Erdoğan acaba Can Dündar’ın yargılanması ve hüküm giymesi için ne düşünüyor? Casusluk yapacak olan, devlet sırrını ifşa edecek olan bunu gazeteye basarak mı yapar? Allah aşkına bir insanın casusluğunu gazeteyle yapacağına inanacak kadar salak mıyız zannediyorsunuz? Tablo böyle kapkara mı peki? Bütün bu olanlar içinde güzel bir şey yok mu, tabii ki var. Sonunda bir minik kızın isteği gerçekleşti. Hani minik Hacer Davutoğlu, bir aralar Erdoğan’a “Tayyip Amca babamı kov” demişti ya. İşte amcası da Hacer’i kırmayıp babasını kovdu, gerçi biraz geç oldu ama olsun sonunda minik kız muradına erdi.

15 Ağustos 2013 Perşembe

MISIR’DA DARBEYLE ASLINDA SİYASAL İSLAMCILAR GÜÇLENDİRİLİYOR

28 Şubat’ta neler neler olmuştu hatırlar mıyız? Şöyle biraz geriye gittiğimizde o günleri bir hatırladığımızda ya da o zamana ait bilgi ve belgeleri topladığımızda ilginç bazı şeyler görüyoruz. Anormal bir şeyler oluyor birileri bir işe girişmiş ama olayın sıcağında bu fark edilmiyor.O ana kadar tarikatlar yine vardı ama o günler sanki tarikatlar yeni ortaya çıkmış gibi her akşam ana haber bültenlerinde kafa sallayan, zikir yapan Aczimendiler, tutuklanan tarikat liderleri, Fadime’yle yatakta basılan Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı… İmam hatiplerin orta kısımlarının kapatılması, başörtülü öğrenciler ve memurlar üstünde estirilen terör… Şiir okudu diye hapse giren bir belediye başkanı… Yani muhafazakâr diye tabir edilen kesime sürekli bir saldırı. İslamcılar sürekli tehdit ve saldırı altında gerçekten mazlum ve mağdur durumdalar. İşte bu mağduriyetle halkta İslamcılara karşı bir sempati yaratıldı. İslamcıların elinden iktidarın alınması aslında ABD’nin emriydi. Çünkü ABD Türkiye’de İslamcıları başa geçirmek istiyordu. Bunun için İslamcılar mağdur edilecek, darbeciler onların iktidarını devirecek ve onların daha sonra devletin tüm kurumlarını ele geçirmesine kimse ses çıkaramayacak, ses çıkaran da darbeci olacaktı. Erdoğan hapse girdiği için kahramanlaştırılmış, insanlar askerden ve giyim kuşama indirgenmiş zırva laiklik anlayışından iyice soğutulmuş, İslamcılara karşı sempati peydah olmuştu. İlerleyen yıllarda katı bir şekilde uygulanan başörtü yasağıyla da halk iyice kıvama gelmişti. Medenî ülkelerde bir siyasetçiye oy verirken dürüstlük, daha önce yaptıkları… vs. kriter olabilir amma ve lâkin herhangi bir nedenle mağdur olması bir kriter olmaz, olamaz. Bizim gibi Ortadoğu ülkelerinde ise bu önemli bir kriterdir. Bu halk artık AKP’yi tek başına iktidara taşımaya hazırdı. Nitekim öyle de oldu. İlk beş yıl boyunca AKP insanların kaygı ve önyargılarını da hesaba katarak ve gücünün sınırlarını hesap ederek ortamı germedi. Taa ki 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar. 2007’de cumhurbaşkanlığı için CHP’nin karşısına tek aday dayattı, bütün uzlaşma çabaları karşısında rest çekti aynı resti CHP de çekti. Cumhurbaşkanı seçilemedi ve ülkede kriz çıktı. E muhtıra falan derken AKP bir kez daha mağdur oldu. Ama bu olay bir kırılma noktasıydı artık AKP harekete geçti, ordu içinde İslamcı olmayan subayları bir bir temizledi. Sadece ordudan mı? Medyadan, gazetecilerden, bilimadamlarından, rektörlerden muhalif kim varsa bir bir almaya başladı içeri. Yarattığı Ergenekon öcüsüyle olmayan darbenin sanıklarını içeri tıkarken 12 Eylül’de olan darbenin sanıklarını ise yargılanmıyordu. Şimdi olmayan darbenin sanıklarını yargıladığı için olan darbeye karşı da göstermelik bir yargı yapılıyor sanki tek suçlu Evren ve Şahinkaya’ymış gibi başka yargılanan yok bir de tutuksuz yargılanıyorlar zaten. Evren de 100 yaşına yaklaşmış yargılamayı uzattıkça uzatıp ölmesini bekliyorlar Evren’in. Zaten 12 Eylül anayasasının başta YÖK ve seçim barajı olmak üzere anti-demokratik maddelerine de dokunmuyorlar. Nihayetinde AKP de 12 Eylül mirası bir parti. Siyasal İslam bir ilaçtır ABD için, siyasal İslam solcuların karşısında bir düşman, ABD’ye karşı ise kardeşten de yakın biricik müttefiktir. Siyasal İslam emperyalistler için candır, kandır, kankadır. Dinle beyni uyuşturulan bir kitleye dini kullanarak hükmetmek kolaydır. Artık onlara “Allah’ını seven beni takip etsin!” dediğinizde peşinize takılacaklardır. “Allah için, din için…” diyip aslında kendi menfaatiniz için onları yönlendirebilirsiniz. Aslında dine imana değil sadece size karşı olanları bir kez “din düşmanı” olarak kabul ettirirseniz işiniz çok kolaydır. Dünyada yönetilmesi ve yönlendirilmesi en kolay topluluk dindar insanlardır. İstediğiniz gibi hasımlarınızın üstüne saldırtabilirsiniz onları. Bunu Şubat 1969’da ABD’yi ve 6. Filo’yu protesto eden gençlere bıçaklı sopalı saldırılarıyla da, sonrasında Maraş katliamıyla, daha yakın tarihte Sivas katliamıyla, son olarak da Gezi parkı olaylarında satırla, bıçakla, sopayla pusuya yatanlarla gördük. Siyasal İslam’ın tepesindekiler de aynıdır. ABD askerleri Irak’ta camide adam öldürüken, camilere girip içinde basketbol oynarken, yüzlerce Iraklı kadına kıza tecavüz ederken sus pus olur da polisten kaçan insanlar camiye sığınınca “Vay yezidin dölleri camiye pabuçla girersiniz haa!” diye ortalığı birbirine katar. Ve kitle aynı kişilerin geçmişte Irak’ta her rezilliği yapan ABD’ye bırak tepki göstermeyi, ABD yanında Irak’a karşı savaşmak için tezkere çıkarmaya uğraştığını da unutur. Canını kurtarmak için camiye sığınanlar dindarın gözünde din düşmanıdır artık. Az buçuk öngörü ve siyasi tecrübesi olanlar için bugün etrafına bakıp birkaç yıl ilerisini görmek bazı olaylarda mümkündür. Mısır’da bugün İslamcılar, şeriatçılar mağdur ediliyorsa bu ABD’nin kirli bir tezgâhından başka bir şey değildir. 28 Şubat sayesinde Türkiye’de gerçekleştirilen değişim şimdi Mısır için uygulanmak isteniyor. İşte olay bu.

21 Temmuz 2013 Pazar

AYIPTIR, YAZIKTIR, GÜNAHTIR, CİNAYETTİR BU!

Bazılarına oruç yaramıyor, uzun süre susuz kalan bünyede bazı tuhaflıklar beliriyor. Daha sonra da ağızdan tuhaf sözler çıkmaya başlıyor. Bu oruç sırasında olursa anlayabilirim eh malum bu sıcakta susuz kalan insan neler demez. Ama orucunu bitirip suyunu içmiş, yemeğini yemiş biri kalkar da gözünün önündekileri görmüyormuş gibi konuşursa bu gerçekten şaşırtıcı olur.
Erdoğan, dün İmam Hatip Liseleri Mezunlar Mensupları Derneği'nin (ÖNDER) Sepetçiler Kasrı'nda verdiği iftara katılmış. Yemeğin ardından öyle bir konuşma yapmış ki… Bunu yemeğini yemeden, orucunu açmadan yapsa belki anlayabilirdim ama bu tuhaf sözleri Erdoğan karnı doyduktan sonra söylemiş.
Başta Somali ve Myanmar'da olmak üzere, müslüman kardeşlerinin yoksulluğun, yokluğun ve zulmün pençesinde ağır bir ramazan yaşarken, Irak'ta, Afganistan'da, Filistin'de aynı şekilde Müslümanların ağır sorunlarının altında acı çekmeye devam ettiklerini söylemiş.
Maaşallah Başbakan’ın gözleri o kadar keskin ki sadece Suriye ve Mısır gibi görece yakın Akdeniz ülkelerini (Başbakan’ın deyişiyle “White Sea”) görmekle kalmıyor o kartal gibi gözlerle Afrika’daki Somali’yi ve taa Uakdoğu’daki Burma’yı bile görüyor. Ama bu nasıl bir hipermetropluktur ki o kadar uzakları gören o göz burnunun dibindeki Müslümanların çektiklerini görmüyor.
Gezi Parkı’ndakilerin üstüne polisin saldırtılması ve Başbakan’ın tahrik ve hakaret içerikli, tehdit dolu konuşmaları sonucu oluşan bilançoya bakalım şimdi: Türk Tabipleri Birliği'nin 31 Mayıs-10 Temmuz verilerine göre, 61'i ağır, 10 bine yakın yaralı. 104 kafa travması. Gözünü kaybeden 11 kişi.
Başbakan bunu görmüyor. Ali henüz 19’unda bir üniversite öğrencisi yavrucak nerden bilsin ara sokaklarda orospuların elde sopa beklediğini… Ali İsmail Eskişehir’de polisin gazından kaçarken ara sokaklarda elinde sopa pusu kurmuş kahpeler tarafından kalleşçe dövülüyor. Dövülerek öldürülüyor. Müslüman Erdoğan bu gence Allah’tan rahmet diledi mi? Hani meraktan soruyorum yanlış anlamayın.
Abdullah Cömert’i biliyor musunuz? Hani Hatay’da kafasına aldığı darbelerle ölen genç. Daha 22 yaşında.
Berkin Elvan daha çocuk… Dünyadan bihaber bir çocuk ne eylem biliyor ne Gezi, eli palalı, sopalı kahpeleri de bilmiyor Berkin. Yavrucak evine ekmek almaya çıkmış annesi bakkala göndermiş. Evden sağ çıkan Berkin ceset olarak döndü evine. Başından gaz kapsülü ile vurulmuş…
Bütün bu olanlar hâlâ tatmin etmemiş ki Erdoğan’ı "Tencere tava çalanlara karşı yargıya giderek hakkınızı savunun. Yargıda onlar mücadele etsin. Yıllarca biz mücadele ettik şimdi onlar mücadele etsin" diyor aynı konuşmasında. Yahu aldığınız canlar yetmedi mi? Hastanelik ettiğiniz 10 bin kişi yetmedi. 100’den fazla beyin travması yetmedi mi?
Ayıptır, günahtır, yazıktır! Bu yapılan zulümdür, eziyettir, cinayettir. İnsanlar sana muhalefet etti diye iç savaş mı çıkaracaksın Erdoğan? Ortalığı tahrik edecek, çatışmayı tetikleyecek, gerilimi tırmandıracak açıklamalara devam etmek sana ne kazandıracak? Halkı birbirine kırdırmak bir başbakanın yapacağı şey mi? Olacak iş mi bu?
Bu yapılanların günahı ömür boyu oruç tutsan temizlenir mi? İstediğin kadar abdest al o öldürülenlerin kanlarını ellerinden temizler mi? Şu dakikadan itibaren alnını secdeden kaldırmadan bin yıl aralıksız namaz kılsan bu günah, bu vebal affedilir mi? 30’larda Dersim’de yaşanan cinayetler ve insanlık ayıbı şimdi tam 80 yıl sonra ülkenin büyük metropollerinde yaşanıyor inanamıyorum. “Evlâdı Kerbelayime, bi gunayime, ayıbo, zulümo, cinayeto!”

5 Temmuz 2013 Cuma

DARBELER VE ÖCÜLER

Mısır… 7000 yıllık tarihiyle Ortadoğu’da önemli bir yer. Her ne kadar şu an iktisadi, teknolojik ve kültürel olarak Avrupa ülkelerinin hayli gerisinde kalmış olsa da Avrupa daha mağaralarda yaşarken görkemli bir medeniyet kuran ve binlerce yıl evvel yapılan piramitlerin sırrının hâlâ çözülemediği bir diyar. Bu aralar karışık, mâlum darbe yapıldı.
Mısır’daki darbeyi kimi alkışlar, kimi kınar, kimi sessiz kalıp mahçup bir destek verirken pek de tartışılmayan bir taraf var. Bu darbe ABD’den icazet almadan mı yapıldı? Bunu sorgulamakta fayda var. Sadece Mısır’da bugün yapılan darbe değil Türkiye’deki 1980 darbesi de ABD’nin istekleri doğrultusunda oldu. Ortadoğu’da bir darbe yapılacak ve ABD durumun dışında olacak, bunu aklınız alıyor mu? Obama Mısır’daki durumdan endişe duyduğnu ifade etti ama ısrarla “darbe”ye darbe demedi çünkü ABD yasalarına göre darbe yapılan bir ülkeye ABD yardımı kesilir. ABD Mısır’a her yıl 1.3 milyar dolar yardımda bulunuyor. ABD için İsrail’in güvenliği önemli Müslüman Kardeşler gibi İslamcı bir iktidar yerine seküler bir iktidar arzu ediyor olabilir. Gerçi işine geldiği zaman da Allah’a inanmıyorum, diyenin kafasının kılıçla kesildiği Suudi Arabistan gibi bir şeriat devletini bağrına basmaktan kaçınmıyor.
Türkiye’nin Mısır’daki darbe konusunda tutumuna gelirsek oldukça ikiyüzlü. Darbeyi kınıyor, sandık varken kaba kuvvetle bir yere varılmaz deniyor. İyi, hoş, güzel bu doğru… Doğru olmasına doğru da… Suriye’de ÖSO kimyasal silah kullanıyor, çatışmalarda taraf olmayan devlet memurlarını öldürüyor… Her türlü vahşeti ve barbarlığı sergiliyorken bunları bağrına basanlar, aynı anda Mısır’daki darbecilere karşı çıkıyor. Hiç de samimi değil. Niyetleri başka.
Peki niyetleri ne? Ortadoğu ülkelerinde Batı’dakinden farklı bir siyaset anlayışı var. Türkiye’de Kemalist iktidarlar varken bir “şeriat öcüsü” yaratılmıştı. Kealistler “Evet, biz size fazla bir şey veremiyoruz ama şeriatçılar gelirse siz bizi mumla ararsınız haa!” diyordu. Keser döndü, sap döndü, gün geldi hesap döndü. Şimdi iktidarda olan İslamcılarda eskiden Kemalistlerin yaptığı Atatürk sömürüsünü dibine kadar kullanıp din sömürüsü yapıyor. Eskiden Kemalistler bir “şeriat öcüsü” yaratmışken şimdi de iktidar olan İslamcılar bir “darbe öcüsü” yaratmış durumda. Halka “Bakın biz gidersek darbeciler gelirse siz bizi mumla ararsınız haa!” diyorlar. Amaçları burdaki darbe paranoyasını pekiştirmek. Oysa bugün ABD istemedikten sonra Türkiye’de darbe olmayacağını en iyi bilen de ABD’ye hizmette ve biatta hiç kusur etmeyen AKP iktidarıdır.
Aslında al birini çarp diğerine ne İslamcıların ne de darbe sevdalılarının halkı düşündüğü falan yok. Zaten aslında doğru düzgün işleyen bir demokraside yok. Önümüze çıkarılan kurtların arasından seçim yapmak zorunda olan kuzularız. Bizi hangi kurt yesin, kim canımıza okusun, diye beş yılda bir sandık başına gidince demokrasiyle yönetildiğimizi sanıyoruz. İktidarın asla denetlenmediği bir yerde demokrasi mi olurmuş? Her şeyin tek adamın ağzından çıkana bağlı olduğu yerde demokrasi ne arar? Mısır’da Türkiye’de ya da başka bir yerde ifade özgürlüğünü artı kitlelerin ekonomik refahını sağlayabilecek bir iktidar ancak bir işçi iktidarı olabilir. Gerisi laf u güzaf.

28 Ocak 2010 Perşembe

KISKANÇ, KİNCİ, TUTARSIZ YAHVE

Mısır’dan Çıkış’ta bakalım Tevrat’ın Yahvesi İslam’ın Allah’ı ne diyor...
Çık.34: 14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Benden başka ilah yoktur, demiyor bilakis var. Başka ilahların varlığını kabul ediyor ve onlara tapmayacaksınız diyor. Çünkü onlara taparsak bu ilah onlara tapmamızı kıskanırmış. Hiç olmayan bir şey kıskanılır mı? Elbette hayır. Demek ki başka tanrılar var ve Yahve ya da Yehova artık her ne ise adı şu Tevrat’ın tanrısı bu başka ilahlara karşı o kadar kıskançlık duyuyor ki başka ilahlara tapanları yakmaya üstlerine gazap yağdırmaya kadar vardırıyor işi.
Pekiyi bütün bunlardan sonra diniyor mu öfkesi? Ne mümkün... Hapı yuttun torununun torunu bile o başka ilaha tapmasa dahi o da hapı yuttu. Ben mi diyorum yoo Yehova diyor:
Çık.20:5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
Nasıl hastalıklı bir kinse artık... Hani yani negatif Ateist de olsam bazan bu tür sapıklıkları okuyunca tanrıya iman edesim geliyor. Neden mi? Bu tarz bir psikopatlık, böyle cani bir sapıklık, böyle bir vampirlik insanüstü bir şeyde olabilir ancak. Bir insan bunu yazacak kadar bu tehditleri savuracak kadar üstün bir psikopatlık gösteremez. Şuna bir bakalım:
Yşa.13: 16 Yavruları gözleri önünde parçalanacak, Evleri yağmalanacak, Kadınlarının ırzına geçilecek.
Kuran’ın Tevrat’ı Allah kelamı saydığı ve doğruladığını daha önce anlatmıştım (bkz: http://kloroben.blogspot.com/2009/11/islama-gore-tevrat-ve-incil.html ) şu halde bunlar da Kuran’a göre bu sapıklıklar, Hakk’ın sözü. Ama biz şimdi bunu bir tarafa bırakalım ilk ayete tekrar dönelim:
Çık.34: 14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Musevilik sizin de bildiğiniz gibi Mısır’da doğuyor çok tanrılı bir başka dinin olduğu domuzun pis ve mundar kabul edildiği Mısır... Oranın eski çok tanrılı dinine ne kadar da benziyor. Saçmalık ve tutarsızlıklarıyla bir yandan da İslam’a benziyor. Şimdi şu ayete dikkat edelim: Nah.1: 2 RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrı'dır. Öç alır ve gazapla doludur. Hasımlarından öç alır, Düşmanlarına karşı öfkesi süreklidir.
Bir de şuna bakalım: Eyüp.5: 2 Aptalı üzüntü öldürür,Budalayı kıskançlık bitirir. Tevrat hem Rabbin kıskanç olduğunu bilmemkaç yerde tekrar tekrar söylüyor hem de sonra kalkıp “Budalayı kıskançlık bitirir” diyebiliyor. Tıpkı iki yüz küsür kez yemin eden Kuran’ın çok yemin edene güvenme, demesi gibi. Bu dini inançlar değil mi asırlardır insanı insana boğazlatan, dinler değil mi kalabalık kitleleri çobanların sürüsü yapan, yaşamak ve sevgi bu kadar güzelken dinler değil mi sevgi yerine nefreti yaşam yerine ölmeyi ve öldürülmeyi yücelten? Yeryüzünde dinler var oldukça huzur olmayacaktır. Bütün bunlara rağmen iman edenler lütfen inandığınız Allah aşkına bir sorgulayın elimizden kaçan fırsata bakın daha güzel bir dünya ellerimizde!

20 Haziran 2009 Cumartesi

BİR TUHAF PEYGAMBERLİK HİKAYESİ

Tevrat'ta Rab Musa'yı Mısır'a peygamber olarak göndermeye karar veriyor. Mısırlılar inansın diye de ona bazı mucizeler veriyor mesela Musa değneğini yere atınca değneği yılan oluyor, elini koynuna sokup dışarı çıkınca eli ay gibi bembeyaz parlıyor.

Şimdi devamına bakalım:

Çık.4: 10 Musa RAB'be, "Aman, ya Rab!" dedi, "Ben kulun ne geçmişte,ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim."

Çık.4: 11 RAB, "Kim ağız verdi insana?" dedi, "İnsanı sağır, dilsiz,görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim?

Çık.4: 12 Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemengerektiğini sana öğreteceğim."

Çık.4: 13 Musa, "Aman, ya Rab!" dedi, "Ne olur, benim yerimebaşkasını gönder."

Çık.4: 14 RAB Musa'ya öfkelendi ve, "Ağabeyin Levili Harun var ya!"dedi, "Bilirim, o iyi konuşur. Hem şu anda seni karşılamaya geliyor. Seni görünce sevinecek.

Çık.4: 15 Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizinkonuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim.

Çık.4: 16 O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sende onun için Tanrı gibi olacaksın.

Musa dili tutuk diye yapamam diyor ve Allah da ona yardımcı bir peygamber veriyor ki Harun sonradan Musa'ya kanti atacak. Altın buzağıya milleti taptırıp Allah'la Musa'yı bir güzel kandırıp kerizleyecek. Yanına Harun'u vermektense Allah Musa'nın dilini düzeltse olmaz mıydı? Yapamaz mıydı? Aklına mı gelmedi? Hadi bunları geçelim Harun'un kendisini ve Musa'yı kandıracağını da mı bilmiyordu? İşte bir kutsal(?) kitaptan ayetler.

4 Nisan 2009 Cumartesi

KURAN'DA O ÇAĞIN BİLGİSİNİN İLERİSİ YOK

Kuran’da hurma, incir, zeytin gibi hep arapların bildiği yemişlerden söz edilir. Hep Arabistan’da yaşayan her insanın bildiği meyveler bilinmeyen meyve yok. Mesela Allah o çağlarda Arapların bilmediği mısırdan söz etse Mucize olurdu. Allah “Tane tane sarı meyve yüzyıllar sonra önünüze gelecek adına Mısır denecek haşlanıp da yenecek.” Diyebilirdi. Ama demedi. Sadece Arapların bildiği kadarını söyledi.

Deveden söz edilir, mesela zebradan söz edilmez. “Dünyanın uzak ve sıcak bir yerinde yaratılan siyah çizgili beyaz eşeğe andolsun ki” diye bir ayet yok. Ama "atlara andolsun" var. Eğer Muhammed Kongo havzasında yaşasaydı deveyi değil de zebrayı ele alacaktı Kuran’da. Ya da Muhammed Ortaasya Türkleri’nin arasında olsa börüden (kurt) bahsedecekti. “Tang Tangrı börüyü yarattı görüben düşünüben anlamazsınız.” Derdi. Ama Arabistan’da olduğu için deveden bahsetti.

Sonra şöyle bir ayet yazsa şimdi bütün dünya Müslüman olurdu dese ki: “Andolsun ki biz insandan 60 milyon yıl önce dev sürüngenler yarattık. Ahir zaman yaklaşınca toprak altından dev sürüngenlerin kemikleri insan tarafından çıkarılacak.” İşte Kuran asırlar önce dinozor fosillerini anlatmış helal olsun der iman ederdik.

Ya da Kuran şunu diyebilirdi “Bin üç yüz yıl sonra gökte uçan büyük demir gemilerin içine girip seyahat edeceksiniz.” Uçaktan bahsetmiş olurdu. Ya da Kuran quantum fiziğinden bahsedebilirdi, atomaltı parçacıklardan, E=Mc2’den ama Kuran hep o çağın bir insanının yazdığı bir şeyden öteye gidememiş.

Kuran'a göre hava (atmosfer) olmadan da su olabilir. Hiç mümkün mü hidrojen yok oksijen yok ama su var. Hiç olacak şey mi?

Allahü teâlâ, gökleri ve yeri altı günde yarattı. (Bundan evvel ise) Arş'ı su üzerinde idi. ( Hûd sûresi/7)
Tabii 1400 sene öncesinin insanı ne bilsin bunu. Allah böyle bir hata yapmayacağına göre...


Eskiden insanlar düşünce idrak gibi şeylerin beyinde değil de kalpte oluştuğuna inanırdı:

"Burundan bir çengelle girilip beyin parçalanır ve parça parça çıkarılıp atılırdı. Beynin korunmamasının nedeni Eski Mısırlılar’ ın beyine önem vermemelerindendir: Eski Mısır’da yaşam kalpten girer, kalpte yaşar, kalpten çıkardı. Eski Mısırlılara göre, düşünce merkezi de yine kalpti. Bu nedenle kalp çıkarıldıktan sonra mumyalanıp tekrar yerine konulmasına rağmen, beyin hiçbir şekilde saklanmamıştır, beyin önemsenmediğinden dolayı, hiyerogliflerde bile yer almamıştır."
Kaynak: http://www.girgin.org/ansiklopedi/misirdamumyalama.htm

Kuran'da bakalım ne diyor:
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (A'RAF SURESİ / 179)


Hamilelik sırasında kanama gecikir eski insanlar annenin içinde biriken kanın pıhtılaşıp bu pıhtının çocuk olduğunu zannediyor bu yüzden:

"O, insanı pıhtılaşmış kandan (alak'tan) yarattı."(ALAK - 2)



20 Mart 2009 Cuma

ALLAH KISKANÇMIŞ

Zaten Allah'ın birtakım sorunları olduğunu anlamıştım. Günde beş kez baş eğmen sürekli büyüksün yücesin diye pohpohlaman gerekiyor yoksa maazallah kolundan tuttuğu gibi cehenneme savuruverir. Bakın Kütübü Sitte'de Muhammed ne diyor:

Fasıl : KISKANÇLIK BÖLÜMÜ
Konu : Kıskançlık Hakkında
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Sa`d İbnu Ubade (ra) dedi ki: "Ey Allah`ın Resulü, ben zevcemle birlikte bir adam yakalasam, dört şahit getirinceye kadar ona mühlet mi tanıyacağım?" "Evet!" buyurdu Aleyhissalatu vesselam. Sa`d: "Asla dedi, seni hakla gönderen Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun, şahid aramazdan önce kılıncımı indiririm." Resulullah (sav): "Şu efendinizin söylediğine bakın! Evet (biliyoruz ki) o kıskanç bir adamdır. Ama ben ondan da kıskancım, Allah da benden kıskanç"
HadisNo : 4308

Ekleyelim ki Sad bin Ubade psikopatlık derecesinde kıskançtır. Muhammed bu kıskançlığıyla meşhur adamdan daha da kıskançmış. Hatta Allah da Muhammed'den daha kıskançmış. Yahu bir ol diyeceğim bütün evreni yaratacağım bir de üstüne kıskanacağım. Yok bu kadarı fazla kimsenin yapamadığı hokus pokusla her şeyi yaratıp bir de kendi yarattıklarını kıskanmak yok arkadaş buna ne desem bilemiyorum.

Bakın şimdi Muhammed başka ne demiş Kütübü Sitte'de:

Fasil : KISKANÇLIK BÖLÜMÜ
Konu : Kıskançlık Hakkında
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis : Resulullah (sav)`ı işittim, şöyle diyordu: "Allah`dan daha kıskanç kimse yoktur. Bu sebeptendir ki fevahişin açığını da kapalısını da haram kıldı. Medihten Allah kadar hoşlanan bir kimse de yoktur. Bu sebeptendir ki nefsini medhetmiştir." HadisNo : 4307

Zaten Allah'ın kıskanç olduğu kendine ortak koşanları asla affetmeyip yakmasından belli:

Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (NİSA SURESİ / 48)

Hiç şüphesiz, Allah, kendisine şirk koşanları bağışlamaz. Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (NİSA SURESİ / 116)

Pekii Allah kimi kıskanmış ona da bir bakalım:

"Siz Ba'le tapıp da yaratıcıların en güzeli (olan Allah'ı) mı bırakıyorsunuz?"(SÂFFÂT–125)

E yok artık sen koskoca Allah kalk da bir putu kıskan. Pekii Muhammed bu fikri nerden araklamış. Yani Allah'ın kıskanç olduğu fikrini?

"Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. (Mısır'dan Çıkış 34:14)"

İlgiinç Tevrat'taki bu kısım sanki Kuran'daki SAFFAT-125'in farklı bir söylenişi.

"Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım." (Mısır'dan Çıkış 20:5)

Meğer Allah kıskançmış yaav.

28 Şubat 2009 Cumartesi

OSMAN DÖNEMİ

Osman zamanında Kuzey Afrika’nın ve Azerbaycan’ın fethi tamamlandı. Ayrıca Girit Kıbrıs ve Rodos fethedildi. Osman devlet işlerindeki önemli makamlara hep ailesinden insanları getirmeye başlamıştı. Bu durum hoşnutsuzluğa neden olmaya başladı. Mısır valisini görevden alıp yerine süt kardeşini tayin etmesi iyiden iyiye hoşnutsuzlukları artırdı. Damadı Mervan’ın borçlarının bir kısmını da Beyt-ül Mal’dan ödemesi huzursuzluğu iyice artırdı. Muhalifleri sık sık Osman’ın halifelikten çekilmesini istedi. En sonunda damadı Mervan’ın yaptığı bir sahtekarlık yüzünden hoşnutsuzluk iyice arttı. Muhalifler ya damadını bize teslim et ya da halifelikten çekil dedi. Osman ikisini de yapmadı. Bir akşam vakti başlarında Ebubekir’in oğlu Muhammed’in olduğu bir grup muhalif Osman’ın evini basarak onu öldürdüler.