Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

İNSANSAN EĞER ÇOCUK İSTİSMARINA DUR DE! AKP ELİNİ EVLADIMDAN ÇEK!



Kitaplarda Atatürk’ün Gençliğe hitabesinin bulunması evet doğru değil. Neden mi? Gençler bunun tek bir kelimesini zaten anlamıyor. “Bu ahval ve şerait çok namüsait bir mahiyete tezahür edebilir” gibi bir cümleyi bile anlamaktan aciz. İki yüz kelimeyle konuşan boş kafalı bir nesil yetiştirdik zaten. Konuştukları lisan aşağı yukarı iki yüz kelimeden mürekkep olduğu gibi bu kelimelerin dörtte biri “amk, kib, abv, ciks, panpa…” gibi içeriksiz sözcüklerden oluşuyor kaldı mı geriye 150 sözcük… Al tepe tepe kullan hayrını gör. Düşünmekten bile aciz olana 150 sözcük fazlasıyla yeter zaten. “Kitaplarda şu olsun mu, bu olsun mu, kapağı nasıl olsun” derken bir nesli nasıl harcadığınızı düşünmüyorsunuz bile. Ufak tefek siyasi çıkarlarınız ve şahsi ikbaliniz milyonlarca yavrunun hayatından önemli değil mi? Evet hakkaten öyle.
Bir başka husus bu hitabenin buram buram militarizm kokması. Barışı sevgiyi çalışmayı, eşitlik ve kardeşliği yücelteceğimize… Barış yerine savaşı, yaşama sevinci yerine ölmenin ve öldürmenin güzelliklerini zerk ediyoruz gencecik beyinlere. Sevgiyi öğreteceğimize nefreti aşılıyoruz körpecik çocuklara. Sonra da merak ediyoruz bir nesil nasıl böyle hayvanlaştı? Nasıl olacak eğitim sistemimiz sağ olsun. Aynı eleştiriler bir ölçüde andımız için de geçerli. “Türküm” diye başlayan ant “doğruyum, çalışkanım” diye devam ediyor “dürüstlük” ve “çalışkanlık” sadece Türk ırkından olanlara has özellikler değil mi bir Arap, bir Rus, bir Arnavut… doğru ve çalışkan olamaz zaten. Velhasılı lafı fazla uzatmayalım. Çocukların beyninin yıkanması güzel değil. Baskın Oran gibi danteller andımızın kaldırılmasını, Gençliğe Hitabe’nin ders kitaplarından kaldırılmasını alkışlarken nedense ilkokul 1. Sınıflara daha okulun ilk günü Tayyip Erdoğan’ın photoshop’lu fotoğraflarının altına “Sevgili Çocuklar” diye başlayan güya kendinin yazdığı mektubu göndertip beyin yıkama seansı yaptırmasına sessiz kaldılar. “Andımız” olsun “Gençliğe Hitabe” olsun çocukların iradesine ipotek koyan yakışıksız şeylerdi ama AKP bunları kaldırırken bunların yerine kendi beyin yıkama tezgahını kuruyor. Kemalizmin torna tezgahını kaldıran AKP kendi tezgahını kurarken beyin yıkamanın çocuk istismarının alasını yapıyor. Bu şekilde çocukların beynini yıkamanın onları daha 5 yaşına geldikleri an İNSAN yapmadan önce Tayyipçi yapmaya çalışmanın rezillikten başka adı var mı? Bu da bir çocuk istismarı değil mi? Şu halde ne farkınız var sizin çocuk pornocularından? Ne farkınız var sizin 5 yaşındaki bebelere tecavüz edenlerden. Daha 5 yaşındayken bir çocuğun beynine tecavüz etmek iğrenç bir şey. Daha da iğrenci bu tecavüze göz yuman ana babalar. Gözlerinin önünde çocuklarının ırzına geçilirken onlar bir ağızdan bağrıyor: Hülooooğ! Bakın ben de andımızın bir yenisini yazdım. Her sabah çocuklara artık bunu okutalım. Kahrolsun Kemalist cuntanın beyin yıkaması, yaşasın siyasal İslamcıların beynimize tecavüzü!
AK’ım, Tayyipçiyim, Müselmanım. İlkem iktidarı alkışlamak, Roboski’yi unutturmak. Partimi, uzun adamı özümden çok sevmektir. Ülküm götürmek, Euroları sıfırlamana yardımcı olmaktır. Ey Tayyip peygamber! Başlattığın kavgada, gösterdiğin çapulcuya satırla saldıracağıma ant içerim. Varlığım dötündeki kıla armağan olsun. Ne mutlu ki Akpartiliyik. Hüloooooğ!

4 Ağustos 2013 Pazar

ERDOĞAN’IN PANİĞİ VE SONUN BAŞLANGICI

Erdoğan bu gezi olaylarıyla toplumda bir kırılmanın yaşandığının ve korku duvarının artık aşıldığının farkında. İşte bu farkındalık yüzünden panikledikçe panikliyor. Panik içinde koltuğu sallanmasın diye halkı birbirine kırdırmak hatta gerekirse iç savaş çıkarmak istiyor ne olursa olsun, bu ülke batsın, mahvolsun yeter ki koltuğu kaptırmayayım derdinde. İşte bu yüzden sürekli nefret propagandası yapıyor. Çırpınıyor çırpındıkça daha çok batıyor, bunu da biliyor yine de çaresizlik içinde çırpınmaya devam ediyor. Erdoğan, anormal bir şekilde kafayı Gezi olaylarına takmış ve kıvranmakta. Bir şeylerin yaklaştığını hissediyor ve sürekli bir şeyler deme, bir yerlerden yardım isteme ihtiyacında. Son olarak cuma günü The Times gazetesinde yayınlanan ve gezi olaylarındaki tavrını eleştiren ilan için şunları söyledi: "Bunlar düşüncelerini fikirlerini kiraya vermiş tipler. Demokrasiye inanmış tipler olsa yüzde 50 ile iktidar gelmiş bir Başbakan'a diktatör deme ahlaksızlığını göstermezdi. Sen beni nereden tanıyorsun benimle ne zaman konuştun? Times kendi sayfasını kiraya veriyor, ahlaki zaafıdır bu onların. Times ile ilgili arkadaşlarım hukuki girişimde bulunacaktır." Bir kere alınan oy oranı ile diktatörlük arasında bir korelasyon yoktur. Demokrasiyi içselleştirememiş, zorbaca davranan, hakkındaki en ufak bir eleştiriye koştura koştura dava açan biri isterse % 99 oy almış olsun diktatördür. Eğer yüksek oy oranı alan iktidar diktatör değildir, diye sakat bir mantık yürütecek olursak Kenan Evren de Saddam Hüseyin de diktatör değildir ne de olsa oy oranları bir hayli yüksekti. Ayrıca hukuki girişimde bulunacaksın da ne yapacaksın çok merak ediyorum metni baştan sona okudum hiçbir yerinde bir hakaret yok. Metinde hakaret yok ama sen açık açık “ahlaksız” diyerek hakaret ediyorsun ki onlar sana dava açsa yeridir. Herhalde sen ordaki gerçek yargıyla bizdeki kuklaları karıştırıyorsun. İngiltere’de hukuk var burdaki gibi katledilmiş hukuk değil gerçekten (burjuva anlamda da olsa) hukuk var. 12 Eylül'den kalma seçim barajı için ise aynı teraneyi söyledi. "Benim barajla ilgili düşüncem bellidir. Bizim bu konuyla ilgili herhangi bir oynama gündemimizde yok. Baraj bizim dönemimizin çıkardığı bir şey değildir. Biz ülkemize sancı çektirmek istemiyoruz. Tecrübe edilmiş süreci devam ettirmek istiyoruz" Yani bu anti-demokratik çirkin uygulamayı biz getirmedik, biz kaldırmayız gibi tuhaf bir şey. Yahu hani 12 Eylül’le hesaplaşacaktınız? Hani daha demokratik bir anayasa yapacaktınız? Bir de “Sen beni nereden tanıyorsun benimle ne zaman konuştun?” lafı var ki evlere şenlik. Demokrat olup olmadığını anlamak için Erdoğan’la konuşmaya gerek yok ki. Bunca insan seninle konuşarak mı sana oy verdi? Hem zaten senin ne kadar demokrat olduğunu anlamak için akşam haberlerini izlemek yetiyor. Şöyle bir gazeteleri karıştırmak yetiyor. Cumartesi günü de gayet demokrat bir şekilde Gezi parkına girmek isteyenlere izin vermemiş, insanlar demokratik bir şekilde dövülmüş ve demokratik TOMA’lardan üstlerine biber gazlı su sıkılmış. Sayenizde ülke milyonlarca mahkumlu kocaman bir cezaevine döndü. Gün ola harman ola durun bakalım, bu hep böyle gitmeyecek sizin diktatörlüğünüzün ömrü askeri cuntanın diktatörlüğünden daha da kısa olacak. AKP askerleri siyasetin içinden çıkardı. Bu yaptığı şey olumlu güzel bir şeydi evet bunu istediği gibi at oynatmak için tamamen kendisi için yapmıştı ama bunu yaparken AKP aynı zamanda kendi diktatörlüğünün sonunu da farkında olmadan hazırlıyordu. Şimdi ordunun kanatları altında ordunun himayesinde bir iktidar yok. Her yere adamlarını doldurma çabası içinde de olsa ordunun himayesinden yoksun bir diktatörlük çok da uzun ömürlü olmaz. AKP kendine alan açmak isterken orduyu iyice etkisizleştirip farkında olmadan kendi diktatörlüğünün sonunu da hazırladı aslında.