İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2014 Pazar

İNSANSAN EĞER ÇOCUK İSTİSMARINA DUR DE! AKP ELİNİ EVLADIMDAN ÇEK!



Kitaplarda Atatürk’ün Gençliğe hitabesinin bulunması evet doğru değil. Neden mi? Gençler bunun tek bir kelimesini zaten anlamıyor. “Bu ahval ve şerait çok namüsait bir mahiyete tezahür edebilir” gibi bir cümleyi bile anlamaktan aciz. İki yüz kelimeyle konuşan boş kafalı bir nesil yetiştirdik zaten. Konuştukları lisan aşağı yukarı iki yüz kelimeden mürekkep olduğu gibi bu kelimelerin dörtte biri “amk, kib, abv, ciks, panpa…” gibi içeriksiz sözcüklerden oluşuyor kaldı mı geriye 150 sözcük… Al tepe tepe kullan hayrını gör. Düşünmekten bile aciz olana 150 sözcük fazlasıyla yeter zaten. “Kitaplarda şu olsun mu, bu olsun mu, kapağı nasıl olsun” derken bir nesli nasıl harcadığınızı düşünmüyorsunuz bile. Ufak tefek siyasi çıkarlarınız ve şahsi ikbaliniz milyonlarca yavrunun hayatından önemli değil mi? Evet hakkaten öyle.
Bir başka husus bu hitabenin buram buram militarizm kokması. Barışı sevgiyi çalışmayı, eşitlik ve kardeşliği yücelteceğimize… Barış yerine savaşı, yaşama sevinci yerine ölmenin ve öldürmenin güzelliklerini zerk ediyoruz gencecik beyinlere. Sevgiyi öğreteceğimize nefreti aşılıyoruz körpecik çocuklara. Sonra da merak ediyoruz bir nesil nasıl böyle hayvanlaştı? Nasıl olacak eğitim sistemimiz sağ olsun. Aynı eleştiriler bir ölçüde andımız için de geçerli. “Türküm” diye başlayan ant “doğruyum, çalışkanım” diye devam ediyor “dürüstlük” ve “çalışkanlık” sadece Türk ırkından olanlara has özellikler değil mi bir Arap, bir Rus, bir Arnavut… doğru ve çalışkan olamaz zaten. Velhasılı lafı fazla uzatmayalım. Çocukların beyninin yıkanması güzel değil. Baskın Oran gibi danteller andımızın kaldırılmasını, Gençliğe Hitabe’nin ders kitaplarından kaldırılmasını alkışlarken nedense ilkokul 1. Sınıflara daha okulun ilk günü Tayyip Erdoğan’ın photoshop’lu fotoğraflarının altına “Sevgili Çocuklar” diye başlayan güya kendinin yazdığı mektubu göndertip beyin yıkama seansı yaptırmasına sessiz kaldılar. “Andımız” olsun “Gençliğe Hitabe” olsun çocukların iradesine ipotek koyan yakışıksız şeylerdi ama AKP bunları kaldırırken bunların yerine kendi beyin yıkama tezgahını kuruyor. Kemalizmin torna tezgahını kaldıran AKP kendi tezgahını kurarken beyin yıkamanın çocuk istismarının alasını yapıyor. Bu şekilde çocukların beynini yıkamanın onları daha 5 yaşına geldikleri an İNSAN yapmadan önce Tayyipçi yapmaya çalışmanın rezillikten başka adı var mı? Bu da bir çocuk istismarı değil mi? Şu halde ne farkınız var sizin çocuk pornocularından? Ne farkınız var sizin 5 yaşındaki bebelere tecavüz edenlerden. Daha 5 yaşındayken bir çocuğun beynine tecavüz etmek iğrenç bir şey. Daha da iğrenci bu tecavüze göz yuman ana babalar. Gözlerinin önünde çocuklarının ırzına geçilirken onlar bir ağızdan bağrıyor: Hülooooğ! Bakın ben de andımızın bir yenisini yazdım. Her sabah çocuklara artık bunu okutalım. Kahrolsun Kemalist cuntanın beyin yıkaması, yaşasın siyasal İslamcıların beynimize tecavüzü!
AK’ım, Tayyipçiyim, Müselmanım. İlkem iktidarı alkışlamak, Roboski’yi unutturmak. Partimi, uzun adamı özümden çok sevmektir. Ülküm götürmek, Euroları sıfırlamana yardımcı olmaktır. Ey Tayyip peygamber! Başlattığın kavgada, gösterdiğin çapulcuya satırla saldıracağıma ant içerim. Varlığım dötündeki kıla armağan olsun. Ne mutlu ki Akpartiliyik. Hüloooooğ!

13 Ağustos 2014 Çarşamba

BOYKOT TAVRINI GÖSTERENLERE SALDIRAN VATANDAŞ, SANA İKİ ÇİFT LAFIM VAR.




Sevgili arkadaşlar, bazılarının bir süredir en iğrenç ve en kepaze şekilde seçimi boykot edenlere saldırdığına şahit oluyoruz. “Gaflet uykusundalar” , “Karanlık günlerin vebali onların boynuna” gibi komik bile diyemeyeceğim aptalca ifadeler bir yana (Burda insanlara değil kullandıkları dile aptalca dediğime dikkatinizi çekerim. Karşımdaki güruh saldırsa da ben –şimdilik- saldırgan bir dil kullanmak istemiyorum) Bazıları “…na koyim onların”, “beynine ..çtıklarım” gibi şeref ve haysiyet yoksunu olduklarını belgeleyecek tarzda konuşarak seçim sonuçları açıklandığından beri küfredip durmakta. İğrenç hakaretlerini ortalığa saçıp döken, ne kadar vatansever olduğunu etrafa küfür ve pislik saçarak ispatlamaya çalışan bu güruha laf anlatmak biraz zor biliyorum. Ben yine de deneyeceğim.
Anlaşılan sandık fetişizmi iyiden iyiye gözlerinizi kör etmiş. Tarihte hangi ileri atılım sandıkla gerçekleşmiştir, sizden sadece tek bir örnek istiyorum. Magna Charta mı, Fransız İhtilali mi, Paris Komünü mü, 1848 Devrimleri mi, Büyük Rus Devrimi mi? Sadece tek bir örnek istiyorum sizden; hangi atılım, hangi bir ilerleme sandıkla olmuş?
Bunu geçelim siz “şezlongdan k.çlarını kaldırıp gelmediler”, “tatillerini yarıda bırakmak istemediler” diye yumurtluyorsunuz. Zaten tatil kelimesinin anlamını unutmuşum, sizin gibi toplumun acılarına duyarsız, tepkisiz, ikiyüzlü insanların sayesinde hem de. Hak aramak için meydanlara çıkmazsınız, sömürgenlerden kurtulmak için sürekli bir mücadele daha doğrusu ömür boyu sürecek bir mücadele gerekliliğini kabul etmezsiniz hiçbir şey yapmayınca onlar da böyle kanımızı emer, tatile de gidemeyiz oturup ağız tadıyla bir et yemeği bile yiyemeyiz. Sizin yüzünüzden fakirlik çekeriz. Önce kendi rezilliğinize dönüp bir baksanız.
Ekmelettin’e oy veren hem de kendine solcu diyen arkadaşlar sorması ayıp olmasın da… Aceba siz dönekliğe doğru son sürat ilerlediğinizin hatta iyice dönekleştiğinizin farkında mısınız? Hiç kimse “Dur ben dönek olayım” diyerek dönek olmaz. Önce sosyalizm olmadı bari sosyal demokrasi olsun, der. Sonra sosyal demokrasi olmadı bari solun az baskılandığı, işçilerin hakkını savunabildiği bir kapitalizm olsun, der. Sonra o da olmadı bari laikliği kurtaralım, der. Sonra laiklik de gitti bari şu diktatörden kurtulalım, der. Döneklik işte böyle olur. Bir döneğin gelebileceği en son nokta da Tayyip ve İhsanoğlu gibi iki faşist arasında seçim yapmak olabilir ancak. İhsanoğlu’nun kürtajla ilgili zırvalamalarına bir bakın derim. Konuşan Erdoğan mı İhsanoğlu mu ayırt edemezsiniz.
Bu arada seçime katılmayan insanların tamamının seçime katılsa Tayyip’in seçilemeyecğini neye dayanarak söylüyorsunuz? Seçime katılmayan bu kitlenin tamamı Ekmeleddin İhsanoğlu’na mı oy verecekti? Belki oy kullanmayanların %80’i Erdoğan’a oy verecekti. Belki de onlar oy kullansa Erdoğan daha fazla oy alacaktı.
Ayrıca Ekmeleddin İhsanoğlu gibi halkın %95’inin tanımadığı adını bile öğrenmekte zorlandıkları birini aday gösterenlerin hiç mi suçu yok? Kılıçdaroğlu’nun yumurtladığı şu inciye bir bakın: “Tanısanız çok seversiniz.” Ulan tanınan sevilen biri aday gösterilir ki seçilsin. Tanımadığınız birini seçin ondan sonra tanırsınız, seversiniz gibi bir saçmalık nedir, bu nasıl sakat bir mantıktır?   
Demokrasilerde insanların seçim hakkı vardır. A partisine ya da B partisine oy atmak nasıl bir tercihse ikisine de oy vermemek de bir tercihtir. A’ya oy atan insana, B’ye oy atan insana saygı duyuyorsan herhangi birine oy atmayana da saygı duyacaksın. Bazı küçük beyinliler demokrasilerde sandığa gitmemenin de siyasi bir tavır olduğunu anlayamamış görünüyor, ziyanı yok öğretmeye çalışırız yeter ki insanlıktan çıkışıp iğrenç küfürlerini saçmaya başlamasınlar. Şimdi ağzınızdan dökülen pislikleri bir toplayın ve başınızı iki elinizin arasına alıp bir düşünün ya şu tavrınızı değiştirip insana yakışır bir şekilde konuşun ya da pislik saçmaya devam edecekseniz kendi pisliğinizde boğuluncaya kadar gayret edin.

27 Temmuz 2014 Pazar

NİYE KAÇIYORSUN ULAN İSMAİL DÖLÜ!



Erdoğan Soma’ya gittiğinde protesto edilmişti, bazı vatandaşlar Erdoğan’a yuh çekmişti. E sen kanun çıkarır da maden işletmelerinin ruhsat yetkisini kendi üzerine alırsan, bir de üstüne ölümlü kazalar daha önce de olduğu halde muhalefetin soruşturma, araştırma önergelerini reddediyorsan elbette protesto edilirsin. Ya ne olacaktı? Ay çok güzel öldürdünüz bizi, amcamızı, babamızı. Allah razı olsun, lütfen bununla kalmasın. Durmak yok, öldürmeye devam mı diyeceklerdi? Neyse orada Erdoğan kendisine yuh çeken bir vatandaşı korumalarının arkasına saklanıp, korka korka yumruklarken üstüne bir de erkeklik taslamış “Nereye kaçıyorsun ulan İsrail dölü!” demişti. Belki yumruğu yiyen de “Erkeksen korumalarını bırak da karşıma tek başına çık Gürcü dölü!” diye cevap verebilirdi ama yapmadı. Ben “İsrail dölü” diye ırkçı bir ifade kullanmayacağım. Zaten İsrail Filistin’i bombalarken binlerce “İsrail dölü” İsrail devletini kınıyor, protesto ediyorken bunu yapmam etik de olmaz. Nasıl ki burdaki hükümetin IŞİD’i ve katliamcıları desteklemesini T.C. vatandaşlarına maledemezsek İsrail Hükümetinin çirkin uygulamalarını da tüm İsrail vatandaşlarına maledemeyiz. Ama hafızamızı da tazelemek adına “İsmail dölü” diyebiliriz. Pekii nereye kaçıyor, niye kaçıyor bu İsmail dölü?
Bildiğiniz gibi bazı polisler 17 Aralık’ta yüksek rakımlı tepelerde oturan bazı kişilerin boyuyla beraber b.ka battığını bize göstermişti. Hükümet yolsuzluk yapanların değil, yolsuzluğu araştıran polis ve savcıların peşine düşmüştü. Erdoğan sadece evdeki Euroları değil, operasyona bakan polis ve savcıları da sıfırlamış, onu bunu sağa sola sürmüş operasyonu güzelce engellemişti. Bu da kesmedi şimdi 17 Aralık’taki hırsızlığı araştıran tüm polisler gözaltında suçları hırsızlığı engellemeye çalışmak.
Gözaltına alınan polislerin durumunu takip etmek için Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na giden CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, sorguya ne zaman devam edileceğini öğrenmek için sanık avukatlarıyla beraber Yargıç İslam Çiçek’in odasına giriyor. Gerisini Tanal’dan dinleyelim: “Avukatlarla beraber sorgu yargıcının odasına gittik. Ne zaman sorguya devam edeceksiniz, ne zaman duruşma başlayacak diye. 'Buradaki Emniyetçiler ile toplantı halindeyim' dedi. Bir yargıç, bu soruşturmayı yürüten Emniyet Müdürü ile görüşemez. Görüşürse suç işlemiş olur. Onun tesirinde kalmış olur. Bizzat bu soruşturmayı başlatan İl Emniyet Müdür Yardımcısı ile toplantı yapmanız suçtur, dedik. O arada sorgu yargıcı, 'İsmail kaç' dedi. Hukuk devletinde yargıç birine 'Kaç' diyorsa, orada haydut devlet vardır." Rezilliğe bakar mısınız: “İsmail kaç!” İsmail kaçıyor arkasından avukatlar koşup yakalamaya çalışıyor, tam rezalet. Haberlerde de izledik. İlkokul çocukları olurdu ya hani okulun koridorlarında haldır huldur koşarlardı aynen o vaziyet İsmail önde koşuyor avukatlar arkada. “Kaç İsmail, kaç!”
Bu rezillikten sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu kaçan İsmail’in Terörle Mücadele Şubesi'nde çalışan bir polis memuru olduğunu , sorgu hakiminin güvenlik sağlaması yönündeki yazılı talebini aldığını söyledi. Buna inanacak kadar salak olduğumuzu mu düşünüyorsunuz savcı bey? Bu sözleriniz neyi kanıtlıyor? İsmail’in soyadı ne? Onu bile açıklamamışsınız. Peki madem öyle bu kişi madem yasal bir şey yapıyor hakim neden İsmail’e “Kaç İsmail!” dedi. Haydi hakim bunu yaptı eğer ortada bir kirli iş dönmüyorsa İsmail niye kaçtı? Neden kaçmaya gerek yok ki hakim bey ben sizden yazılı talebinizi alıyorum, demedi? Çünkü ortada kaçmasını gerektirecek bir şey vardı.
Bir de Erdoğan bir stadın açılışında gösteri maçı yapmış da 15 dakikada üç gol atmışmış. Allah aşkına haberlerde izleyemeyen internetten mutlaka izlesin hiç kimse ayağından topu çalmaya cesaret edemiyor, onu bırak kimse karşısına bile çıkmıyor, önü bomboş kaleye doğru koşuyor ve kaleci topu engellemeye çalışmıyor. Bakıyor ki Erdoğan geliyor kaleci resmen hareketsiz duruyor ve golü yiyor. Aynı çok küçükken kumandasız televizyonda izlediğim Kaddafi’nin maçı gibiydi. Diktatör oluşu da Kaddafi’ye benziyor, maçı da Kaddafi’nin maçına, etrafındaki yalakalar da Kaddafi’nin etrafındaki yalakalara benziyor. Böyle devam ederse sonu da Kaddafi’nin sonuna benzeyecek.

28 Mayıs 2014 Çarşamba

ALEVİLER KADAR TAŞ DÜŞSÜN BAŞINIZA



Erdoğan Almanya’da Alman Başbakan’ı yuhalatıp döndükten sonra yine ağzınızı açtığı gibi bin türlü skandala sebep oldu. Yine Alevileri diline dolamıştı. Yine nefret söylemi hat safhadaydı. Almanya’da gittiği ülkenin başbakanını yuhalatmak gibi bir davranışla “tokadı yemeyi” hak eden Erdoğan, kendisini protesto eden Türkler için adeta kin kustu. Bakın ne diyor: “Oradaki Alisiz Alevilere miting yapma izni verilmiş.”
Cemevine “cümbüş evi” diyen, “ucube” diyen, pek çok konuşmasında Alevilerden “bunlar” diye bahseden, onlara “Alisiz Aleviler” diyerek kendi aklınca Alevileri aşağılayan Erdoğan; yine “Alisiz Aleviler” lafını hiç utanıp sıkılmadan söyledi. Tıpkı mitinglerde Kılıçdaroğlu Alevi diyip meydanlarda onu yuhalattığı zaman gibi. Bir ülkenin başbakanı milyonlarca inanırı olan bir inanç için sürekli kışkırtma ve nefret propagandası yapıyor. Başkalarına çok rahat “bölücü” ve “hain” diyen Erdoğan yapıyor bunu. Erdoğan, neyin peşinde? Yeni Çorumların, yeni Maraşların, yeni Sivasların mı yaşanmasını istiyor? Zaten Sivas katilerinin avukatlarını vekil yaparak ödüllendirmiş, Sivaslı katillerin zaman aşımından yararlanamaması için CHP’nin verdiği öneriye karşı çıkıp katilleri koruyup, bağrına basmış bu da yetmemiş katillerin salıverilmesi için neşeyle “Vatana millete hayırlı olsun” demişti. Yetmedi katliamda ateşlerin içinde kalıp ölen aşağılık bir katilin adını da Sivas katliamında ölen şehitlerin adının yanına yazdırdılar. Nedir bu Alevilerin sizin gibilerdenden çektiği?
Konuşmasının devamında “Dert bizim yaptığımız veya yapacağımız toplantıyı adeta acaba nasıl sabote ederiz, bunun gayreti içerisindeler.” diyor. Bu doğru değil. Hiç kimse hiçbir şeyi sabote etmedi insanlar demokratik hakkını kullandı. Türkiye’de bu anayasal hakkı kullanmak isteyenler sürekli dayak, cop, gaz, hapis yediği için Erdoğan’a bir protesto hakkının kullanılması garip geliyor. Senin beğenmediğin, başbakanına “yuh” çektirdiğin o Almanya’da cemevleri “ibadethane” olarak tanınıyor. Kimse de kimseye inancı yüzünden hakaret etmiyor, saldırmıyor.
Konuşmanın devamında bakın ne rezillikler var: “Alevi vatandaşlarım lütfen iki yüzlü siyasetçilere prim vermesinler. Polisle çatışarak cam çerçeve kırarak masum insanların hatta çocukların ölümüne zemin hazırlayarak, hiçbir meselenin çözülemeyeceğini bilmeleri lazım.” şimdi de Alevilere “bebek katili” diyor şu iğrençliğe, kepazeliğe bak hele. Bir başbakan katliama uğramış mazlum insanlara “katil” diyor hiç utanmadan.
Bu da yetmiyor, aynı konuşmada şu tuhaf açıklamayı da yapıyor: “İşte şurada Soma’da yaşananlar. Yahu orada bile Alevi vatandaşlarımızı sağdan soldan toparlayıp Soma’ya getiriyorlar. Niye? Bu defa da Soma’yı karıştıracaklar.” Şu iddiaya bak hele! “Sağdan soldan Alevileri toplayıp” Soma’ya götürüyorlarmış. Bir ülkenin başbakanının böyle ucuz, çirkin, tiksindirici iftiralara başvurarak ülkesindeki bir inanç topluluğuna saldırması ne kadar mide bulandırıcı.
 “Biz yeni Burakcan’ların terörün içine sokulan yeni Berkin’lerin Okmeydanı’nda olaylarda ölen Umut’ların Ayhan’ların ölmesine yitip gitmesine tahammül gösteremeyiz” diyen Erdoğan, burda sanki ölümüne üzülür gibi yaptığı Berkin’e hiç utanıp sıkılmadan bir kez daha “terörist” diyor. Ölmelerine tahammül edemiyorsan bir iki gün önce nasıl “Neymiş Berkin Elvan’ı anacaklarmış… Ölmüştür, geçmiştir” şeklinde kan donduran açıklamalar yapan kimdi? Karar ver ölmüştür, geçmiştir mi ölmesine tahammül gösteremeyiz mi hangisi? Hem zannedersem onca gencin öldüğü Gezi protestolarında “Emri ben verdim” diyen senin ikiz kardeşindi. Hani sen ölmelerine tahammül edemiyorsun ya, sen yapmamışsındır. Bence sen şu kardeşinin kulağını çek, bir daha böyle emirler vermesin. Ha bir de söyle kardeşine sürekli nefret propagandası yapmasın, biliyorsun artık suç oldu.

24 Mayıs 2014 Cumartesi

“ÖLMÜŞTÜR GEÇMİŞTİR”


Erdoğan bakın ne demiş yine: “Hiç kaza olmaz diye bir anlayışa doğru demek yanlış olur. Sadece maden kazası için demiyorum, her şey için geçerli. Hayat risklerle doludur” Hani “kader”, “bu işin fıtratında ölüm var” diye sözler sarf etmişti ya… Onu az biraz yumuşatıp değiştirip tekrar servis etmiş Başbakan. Demek öyle demek “hayat risklerle dolu”, demek bu kadar kadercisin. O zaman neden bir koruma ordusuyla geziyorsun? Öyle ya “kader”de varsa ölürsün, “hayat risklerle dolu”. Parti reklamında sürekli “Ben lafa değil icraata bakarım” diyen siz değil miydiniz? O zaman senin de bu kaderci laflarına değil icraatına bakalım. Madem ne yaparsan yap risk var neden korumalarla geziyorsun? Kendin için hiç kader mader demeden tedbir alıyorsun, iş başkasına gelince tedbir almayıp suçu kadere yıkmak ne kadar tutarlı?
         
Erdoğan Soma’daki olaydan (haklı olarak) kendisini sorumlu tutanlara bakın nasıl kin kusmuş: “Dünyayı kendi oturdukları semtten ibaret bilirler. Lüks kafelerde otururlar, deniz gören yalılarında boğaza nazır villalarında otururlar. Ellerinde akıllı telefonlarıyla ahkam keserler, yalan söylerler.” Bir kere orda ölen işçilere sahip çıkanlar “dünyayı kendi oturduğu semtten ibaret bil”se orda ölenlere sahip çıkmazlardı. Bu laf kanıtsız, desteksiz, mesnetsiz, saçma sapan bir iddia. Hatta iddia bile değil tuhaf bir hezeyan. “Lüks kafelerde otururlar, deniz gören yalılarında boğaza nazır villalarında otururlar. Ellerinde akıllı telefonlarıyla ahkam keserler” lafına gelince… Sen küçük bir barakada oturuyor, kıt kanaat geçiniyorsun değil mi? Oğlunun bilmemkaç tane gemiciği, senin dudak uçuklatan bir servetin yok değil mi? Kıt kanaat geçiniyorsun vah vaah gözlerim yaşardı. Onlar ellerinde akıllı telefonla ahkam kesiyorsa sen de önünde prompterla ahkam kesiyorsun. “Yalan söylerler” meselesine keşke hiç gir meseydin. Muhalefetteyken KPSS’yi kaldıracağını, atama bekleyen öğretmen kalmayacağını söyleyen sendin. Yıllar evvel üçüncü köprü için İstanbul’un tek yeşil alanını yok etmek demek, diyen de sendin. Yalana hiç girmeyelim zararlı çıkan sen olursun. Dahası “Bir yoksul ailenin sofrasına diz kurup oturamazlar” demişsin ya çok komik. Onlar yoksul ailelerin sofrasında diz kırıp oturabilir ama sen… sen Erdoğan, sen o yoksulların semtinde korumasız gezemezsin. Korkarsın çünkü feci şekilde korkarsın. Soma’da gördük senin erkekliğini korumalarının arasında korkak bir şekilde insanları dövüp sövdüğünü.
         
“Birileri ölünce, ellerini ovuşturan bir zihniyet bizi anlayamaz” diyorsun. Birilerinin ölümüne üzülmek “ellerini ovuşturmak” mı oluyor? İnsanlar samimi olarak Soma’da ölenlere üzülemez mi? Belki sen ölenlere samimi olarak üzülmediğinden başkasının da üzülemeyeceğini düşünüyorsun. Soma’da ölen yüzlerce kişi için bu kadar rahatken elin Mısırlısı için kıyametleri koparıyordun. Kürsüden bas bas bağırıp programlarda salya sümük ağlıyordun Mısır’a bizim neden Mısırlı kadar kıymetimiz yok?
       
 Devamında iyice komikleşen Erdoğan “Kömürün çilesini çeken biziz, en zor işlerde ölümle burun buruna çalışan biziz. Biz oralardan geliyoruz, her an zaten oralardayız. Başbakanınız kömür ocaklarına inmiş bir başbakandır. Bakanlarım da kömür ocaklarına inmişlerdir, onlarla yemek yiyen bir ekibiz biz.” diye ipe sapa gelmez bir sürü laf söylemiş. Yahu sen ne zaman madenci olarak çalıştın da bizim haberimiz olmadı? Hangi ara maden işçisi oldun sen? Alt tarafı gezerken bir madencilerin yanına inip yemek yemişsiniz, bu da ne oluyor yani, kahramanlık mı? Bunu aman aman bir şey gören Başbakan az biraz evvel başkaları için “Oturup fakir sofrasında yemek yiyemez.” diyordu bir de. Bir de Yılmaz Özdil’e çatmış. Daha önceki yazımda yanıt verdiğimden tekrar üzerinde durmayacağım ama şu kadarını söyleyeyim: Yılmaz Özdil’in ironi yaptığını zeka seviyesi belli bir düzeydeki herkes anladığını düşünüyorum. Bu tarzda bir ithamın kasıtlı olarak yapıldığı açıktır.
         
Bakın Erdoğan konuşmasının ilerleyen kısımlarında ne diyor: “Neymiş Berkin Elvan’ı anmak için törenler düzenleyeceklermiş. Her ölüm hadisesinde bir tören mi düzenleyeceğiz. Ölmüştür geçmiştir.” İşte bu söz aslında her şeyi anlatıyor. Ölümleri polis şiddetiyle ölenleri, madendeki kazada ölenleri normal görüp kabullenmemiz, ses çıkarmamamız isteniyor. Her ölene tabii ki tören düzenlemeyeceğiz ama insanların ölümünde devleti yönetenlerin sorumluluğu varsa bunu hatırlatmak adına tören düzenlenmesinde değil hiçbir şey yapılmamasında asıl tuhaflık var.
       
 Zaten senin nasıl bir vicdanın olduğu yüzlerce işçi öldükten sonra hâlâ istifa etmemenden çalışma ve sosyal güvenlik bakanını, enerji ve tabii kaynaklar bakanını korumandan belli. Zaten senin içinde ne kadar insan sevgisi olduğu evladını yitirmiş bir anayı meydanlarda yuhalatmandan belli. Baskıda eziyette diktatörlükte askeri darbelerle iş başına gelenlere rahmet okutacak denli gemi azıya aldın. Şunu bil ki bu ülke senin tapulu malın değil. Artık kimse senden korkmuyor.