7 Haziran 2011 Salı

ŞOK, ŞOK, ŞOK YENİ BİR PORNO KASET BULUNDU!

Kasette ilginç görüntüler var. Önce 1.80 boylarında bıyıklı yakışıklı biri içeri giriyor. Onu bekleyenin elinde bir zarf var:
-Ahhh, ben de seni bekliyordum... Ihhh sana şu kabinde vercem ohşşş…

Beraber kabine giriyorlar…
-Ulan terbiyesiz, ananı al!
-Ohhh haşin erkekim söv bana öp beni, acıt beni…
-Ulan benzine % 200 zam yapacam.
-Ohhhhşşşş…
-Her üniverite mezunu iş bulacak diye bir şey yok!
-Ohhhhhh! Oaaağh…
-Ulan internette de artık istediğim sitelere gireceksiniz!
-Eveeet, eveet ahhh, evet!
-Hakkını arayanı coplatmaya devam edecem!
-Ohhh ez beni parçala beni!
-Torba yasayla sizlerden topladığım işsizlik fonunu patronlara peşkeş çekmek ne ki daha ağzınıza oturak kuracam!
-Ooooh ohhhh! Evet!
-Sağlığı paralı yapacam!
-Evet, ohhh, ohhhşşş…Eveet...
-Emeklilik yaşını 85’e çıkaracam.
-Aaaaah, ohh ohşşş! Daha sert, istiyorum ahhh istiyorum, seni istiyorum. Kiss me!
-Senin ecdadını bile kisecem. Yasakları daha da genişletecez, sansürün damına çıkacaz!





- ohhhh!

Photobucket
_________

23 Mayıs 2011 Pazartesi

“DURMAK YOK, YOLA DEVAM!”

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün yayımladığı “Dünya Basın Özgürlüğü Sıralaması”nda 178 ülke içinde 138. sıraya geriledi. 139. sırada yani Türkiye’nin hemen ardında hangi ülke var biliyor musunuz? Etiyopya! Ne bekliyorduk ki? Türkiye artık Kuzey Kore, İran, Burma gibi baskıcı totaliter bir rejime doğru gidiyor. AKP iktidarının basın, özgür düşünce ve muhalif sesler üzerinde estirdiği terörün boyutları artık gerçekten korkutucu. Gazetecilere yönelik davalar, tutuklamalar, tehditler son sürat giderken hatta Başbakan’ı eleştiren sıradan insanlar bile ceza alırken ne bekliyorduk? Başbakan geçerken sırf “Sayın Başbakan, özgürlük!” dediği için bir vatandaşımız bir ay hapis yatıyorsa ne bekleyebiliriz ki? 13 yaşında bir çocuk Başbakan’ın seçim otobüsüne bağırdı diye Başbakan’ın emriyle korumalar çocuğu yaka paça Devletlü Başbakanımızın huzuruna getirip Başbakan da çocuğun ensesine tırnaklarını geçirirken ne bekleyebiliriz ki? Daha basılmamış yayımlanmamış bir kitabın yazarı (Ahmet Şık) neyle suçlandığı bile belli olmayarak hapse giriyorsa ne beklenir, ne umulur?

AKP’nin despotluklarını ve anti- demokratik uygulamalarını saymaya kalksak sayfalar yetmez. Adı ilginç bir şekilde Akparti olan ama uygulamaları hiç de ak olmayan AKP iktidarı döneminde bir kara uygulamayla daha karşı karşıyayız: “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu'nca (BTK) hazırlanan "İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar" 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek. Bu uygulamayla kullanıcılar BTK’ nin belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Filtre kıstasları ise tamamen BTK tarafından belirlenecek. Bu uygulama dünyada Çin, Küba, İran gibi internetin "tutuklu" olduğu ülkelerde kullanılıyor.” KAYNAK: CNNTÜRK

İnsanların internet üzerinde hangi bilgiye ulaşıp ulaşamayacağına BTK’nin karar vermesi ne kadar demokrasidir acaba? Bir internet kullanıcısının bağlandığı web sitesi bir başka kişiyi neden rahatsız ediyor? Bir kurumun başındaki kişi eğer istemiyorsa “X sitesi”ne girmez ama benim X sitesine girmeme ne hakla engel olur? Hiç kimse haddini aşıp da bir internet abonesine: “Şu siteye gir, bu siteye girme.” diyemez. Kimsenin insanlara “salak” muamelesi yapmak hakkı ve haddi değildir. Bir yolunu bulup filtreyi aşmak da “suç” sayılacak üstelik. Yani canınızın istediği bir siteye girdiniz diye polis kapınızı çalabilecek. Bu denli tuhaf bir durum; artık düşüncelerimize, kafamızın içinden geçenlere, zevk ve beğenilerimize karışacak kadar işin cılkını çıkardılar. AKP iktidarı Türkiye’de tek tip insan yaratmanın peşinde. Bizse milyonlarca “kişiliksiz, hödük, aptal” olarak sadece onların istedikleri sitelere girebileceğiz.

Ayrıca zaten topraklarından demokrasi fışkıran, gökten özgürlük yağan ülkemde 10 bini aşkın siteye erişim mahkeme kararıyla engelleniyorken filtre de neyin nesi? Bu nasıl bir zihniyettir, ne cins bir kafa yapısı binlerce sitenin yasak olmasını yeterli bulmaz da ek yasaklar getirir? 4 çeşit filtre olacak: aile, çocuk, yurt içi, standart. Bazı yasak savunucuları standart pakette herhangi bir değişiklik olmayacağını, durumun bugünkü gibi olacağını iddia ediyor. Ama bu doğru değil, durum bugünkünden farklı olacak. Şu an biz servis sağlayıcıları üzerinden internete girerken bir kısıtlama yok. Sadece mahkeme kararıyla engellenmiş sitelere girilmiyor; fakat bir filtreleme sistemi yok. 22 Ağustos’tan itibaren ise 4 filtreden birine geçmemiz ZORUNLU olacak. Kullanıcı ismi ve şifrelerle hangi sitelere girdiğimizin takibi yapılabilecek. Şu an mahkeme kararı ile erişimin engellendiği sitelere giremiyoruz ama filtreleme ile hiç davaya falan da gerek kalmadan BTK’nin istemediği sitelere girmeyeceğiz. BTK her an durumu değiştirip yasağın sınırlarını genişletebilecek. Mahkeme kararı olmaksızın istediği siteye girişi engelleyecek. Elbette amaç muhalif sesleri susturmak. Artık buna da ses çıkarılmazsa gidişat kötü. Kuzey Kore ya da İran olma yolunda son sürat ilerliyoruz. Eeee ne diyorlardı: “Durmak yok, yola devam.”

1 Nisan 2011 Cuma

YOKSA BU BİR NİSAN ŞAKASI MI?

Erdoğan nedendir bilinmez Türkiye’nin iç meseleleri ile ilgili demeçleri dışarıda veriyor. Velev ki siyasi simge…” diye başlayan ve işgüzarların kolları sıvayıp AKP’yi kapatmaya kalktığı; fakat AKP’nin sürecin ardından daha da güçlenerek çıktığı konuşmasını da malumunuz olduğu üzere bir dış gezi sırasında yapmıştı. Şimdi de İngiltere’de başkanlık sistemini referanduma götüreceğini söyledi.

Pekiyi ama başkanlık sistemi Türkiye’ye ne kazandıracak, getirisi ne olacak? Erdoğan sürekli başkanlık sisteminden bahsederken arada bir neden başkanlık sistemini bu kadar çok istediğini izah etse fena olmayacak.

Belli ki Erdoğan devletin tepsindeki koltuğa Gül’den sonra kendisi oturmak istiyor. Ama Erdoğan gibi biri elbette temsille yetinmez. Cumhurbaşkanlığı temsil makamıdır. Oysa Erdoğan sahip olduğu gücü daha da artırmanın peşinde. Devletin başının yürütmede de söz sahibi olması ve tarafsız olmak yerine rahat rahat taraf olması elbette başkanlık sistemiyle mümkün. Başkanlık sistemi tartışılırken hep ABD örnek veriliyor, çünkü ABD başkanlık sisteminin dünyada en iyi işlediği ülke. Ama başkanlık sistemi halka gösterilmek istendiği gibi sadece cici ülkelerde görülmez. Bugün genelde başkanlık sisteminin ABD ve Fransa dışında görüldüğü devletlerin rahatlıkla tamamı diyebilirim demokrasiyi hazmedememiştir: Afganistan, Kolombiya, Liberya, Uganda, Kenya, İran, Ekvador, Arjantin, Surinam, Tanzanya, Zambiya, Somali, Haiti… bunlar başkanlık sisteminin görüldüğü diğer bazı ülkeler.

Başkanlık sistemi ABD’de ve Fransa’da iyi işlemektedir çünkü oralarda kuvvetler ayrılığı vardır. Gelişmiş bir sivil toplum bilinci ve faal, sesini duyurabilen, adam yerine konan sivil toplum örgütleri vardır. Basın bağımsız, bizdeki gibi en ufak bir muhalefette içeri alınan gazeteciler ya da yürümek sesini duyurmak istedi diye dayak yiyen halk yoktur. Gelişmişlik düzeyi, sosyo-kültürel yapı ve demokrasi kültürü buradakinden çok farklı. Baskıcı ve otoriter devletlerde başkanlık sisteminin gideceği yer kaçınılmaz olarak diktatörlüktür. Meşruluğunu halktan alan bir başkan bizimki gibi demokrasinin en çok oyu alanın istediği gibi borusunu öttürmesi olarak algılandığı ülkelerde çok rahat bir şekilde iktidarı kişiselleştirir. Başkanlık sisteminde başkan kabine üyelerini istediği gibi atayıp değiştirebilir. Türkiye gibi bir yerde zaten kadrolaşmanın iyice suyunu çıkarıyorlarken bir de bu riske girmek çok sakıncalıdır. Türkiye’de siyaset öcülerden beslenmektedir. Bazı öcüler bazılarına rant getirmektedir. Örnek vermek gerekirse aslında şu an darbe tehlikesi falan yoktur ama halkın kafasına öyle bir darbe öcüsü yerleştirilmiştir ki bu öcü sayesinde bir kısım insanlar AKP’nin yaptığı her türlü baskı, şiddet, sindirme eylemlerini, göz altıları, hukuk dışı tutuklamaları kriz durumunun bir gereği, normal bir sonucu gibi görebilmektedir. Bu öcü bahanesiyle kriz durumu başkan tarafından yaratılıp uzatılabilir. Daha da despot bir duruma gelinebilir.

Dikkat edin hiç kimseye hesap vermek zorunda olmayan bir başkandan söz ediyoruz. Türkiye’de uygulamaya kalkarsak sonuç elbette sistemin uygulandığı Latin Amerika ülkelerindeki gibi diktatörlük olacaktır.