Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2011 Çarşamba

İSLAM'DA BİR İNSANLIK SUÇU: "CARİYELİK"

Cariyeliğe cevaz veren ayetlerde Kuran, kelime olarak "cariye" demiyor, mealde yazıyor. Bu İslamcılar tarafından kullanılıyor ve “Orada cariye kelimesi yok mealde ekliyorlar. Kuran cariyeliği onaylamaz" diye yalan söylüyorlar. Bunu ben de biliyorum ayetin orijinalinda cariye kelimesi yok ama bunun ne önemi var ki hangi kelimeyle söylersen söyle ne ad verdiğin önemli değil. Adı ne olursa olsun buralarda bahsedilen kadına yapılanlar reva mı? Bu ayetlrede bahsedilen durumdaki kadın siz olmak ister miydiniz? Şu evli de olsa haram olmayan kadınlar, bizim "cariye" dediğimiz şey değilse ne olabilir?

(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan (nikâhlanıp) faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. Şüphesiz ki Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.(NİSÂ Suresi 24. Ayet )


Şurda bir eş alın ya da "sahip olduğunuz" ile yetinin diyorken sahip olunan şey eş değil çünkü "veya" var hem de eşten ayrıca söylenmiş, bu cariye değilse ne?

Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.(NİSÂ Suresi 3. Ayet )

Ahzab 50'de gene eşten ayrı olarak elinin altında bulunan kadın var, hem de ganimet.

Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.(Ahzab/50)

Cariye özgür olmayan kadın (köle kadın) adı anılmasa da o. Yani şu ayette müşrik kadına yeğlenen mümine nedir?


Müşrik kadınlarla, onlar iman edinceye kadar evlenmeyin. Özgürlüğünden yoksun inanmış bir kadın, müşrik bir kadından - müşrik kadın sizin hoşunuza gitse de - çok daha hayırlıdır. Müşrik erkeklerle de onlar iman edinceye kadar nikâhlanmayın. İnanmış bir köle, müşrik bir erkekten - o hoşunuza gitse de - çok daha hayırlıdır. Bu müşrikler sizleri ateşe çağırır. Allah ise sizi, izniyle cennete ve affa çağırır. Ve ayetlerini insanlara açık açık bildirir ki, düşünüp öğüt alabilsinler. (BAKARA Suresi 221. Ayet)

Kuran cariyeliği yasaklamadığı yetmezmiş gibi yukarıdaki ayetlerle bu insanlık dışı iğrenç kuruma onay vermiş, bu pisliği meşrulaştırmıştır.

16 Mayıs 2010 Pazar

DÜRBÜNCÜ

Çok küçüktüm annem beni “Dürbüncü”yle korkuturdu. Çok uzaklarda bir dürbüncü varmış elinde dürbünüyle etrafı gözetlermiş annesini üzen kızdıran çocukları kaçırır kolunu bacağını keser dilendirirmiş eğer akıllı olmazsam bu Dürbüncü beni de kaçırır kolumu bacağımı kesip beni de dilendirirmiş.

Küçük çocuklarda “yalan” kavramı yoktur inanırdım ben de annem de hep Dürbüncü’yle korkuturdu beni. Hele bir gün bana “Seni yarın Dürbüncü’ye vereceğim!” diye bağırınca hem o gün hem de ertesi gün korkudan mahvolmuştum. Annem beni bir adama teslim edecek ve bu adam benim kolumu, bacağımı baltayla kesip beni dilendirecek aklım almıyordu. Ben annemi bu kadar severken o beni nasıl buna layık görüyordu? Elbette beni Dürbüncü’ye teslim etmedi ve kimse de kolumu bacağımı kesmedi ama bu tavır ve sürekli dürbüncü korkutmaları daha küçücükken psikolojimi bozdu. Yoksulluk korkusu, gelecek kaygısı, kendine güvensizlik, depresif ruh hali….. Yani yığınla yaralanma ve zarar.

Aslında gelmek istediğim yer başka. Anneme bu “Dürbüncü”yü icat ettiren şey ne? Ya da başka bir deyişle annem neyden ilham alarak dürbüncüyü uydurdu? Uzaklarda bir yerde oturan dürbünüyle insanları gözetleyen ve kafasını kızdıran kişilere akıl almaz işkenceler yapan bu Dürbüncü fikri ona nerden gelmişti?

Belli bir yaşa geldiğimde artık Dürbüncü benim için yoktu. Ama onun yerini başka bir psikopat almıştı. Beni dürbüne ihtiyaç olmadan gözetleyen ve bana işkence etmeye can atan bu psikopatın adı “Allah”tı. Ve daha sonra üniversite yıllarında Turan Dursun’un kitaplarıyla tanışınca bu ikinci Dürbüncü’nün de ilki gibi hayal mahsulü olduğunu çok iyi anladım. Gelin şu üç günlük dünyada böyle masallara inanmayın Dürbüncü ne kadar mantıksız ne kadar akıl dışıysa Allah’ında ondan zerre farkı yok. İyi bir insan olun, insanları sevin, yardım edin ama birileri sizi içinde sonsuza kadar seks yapacağınız Cennet denen kerhaneye alacağı için değil huzurlu ve kendisiyle barışık, sağlıklı bir insan olmak için yapın bunu.

28 Ocak 2010 Perşembe

KISKANÇ, KİNCİ, TUTARSIZ YAHVE

Mısır’dan Çıkış’ta bakalım Tevrat’ın Yahvesi İslam’ın Allah’ı ne diyor...
Çık.34: 14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Benden başka ilah yoktur, demiyor bilakis var. Başka ilahların varlığını kabul ediyor ve onlara tapmayacaksınız diyor. Çünkü onlara taparsak bu ilah onlara tapmamızı kıskanırmış. Hiç olmayan bir şey kıskanılır mı? Elbette hayır. Demek ki başka tanrılar var ve Yahve ya da Yehova artık her ne ise adı şu Tevrat’ın tanrısı bu başka ilahlara karşı o kadar kıskançlık duyuyor ki başka ilahlara tapanları yakmaya üstlerine gazap yağdırmaya kadar vardırıyor işi.
Pekiyi bütün bunlardan sonra diniyor mu öfkesi? Ne mümkün... Hapı yuttun torununun torunu bile o başka ilaha tapmasa dahi o da hapı yuttu. Ben mi diyorum yoo Yehova diyor:
Çık.20:5 Putların önünde eğilmeyecek, onlara tapmayacaksın. Çünkü ben, Tanrın RAB, kıskanç bir Tanrı'yım. Benden nefret edenin babasının işlediği suçun hesabını çocuklarından, üçüncü, dördüncü kuşaklardan sorarım.
Nasıl hastalıklı bir kinse artık... Hani yani negatif Ateist de olsam bazan bu tür sapıklıkları okuyunca tanrıya iman edesim geliyor. Neden mi? Bu tarz bir psikopatlık, böyle cani bir sapıklık, böyle bir vampirlik insanüstü bir şeyde olabilir ancak. Bir insan bunu yazacak kadar bu tehditleri savuracak kadar üstün bir psikopatlık gösteremez. Şuna bir bakalım:
Yşa.13: 16 Yavruları gözleri önünde parçalanacak, Evleri yağmalanacak, Kadınlarının ırzına geçilecek.
Kuran’ın Tevrat’ı Allah kelamı saydığı ve doğruladığını daha önce anlatmıştım (bkz: http://kloroben.blogspot.com/2009/11/islama-gore-tevrat-ve-incil.html ) şu halde bunlar da Kuran’a göre bu sapıklıklar, Hakk’ın sözü. Ama biz şimdi bunu bir tarafa bırakalım ilk ayete tekrar dönelim:
Çık.34: 14 Başka ilahlara tapmayacaksınız. Çünkü ben kıskanç bir RAB, kıskanç bir Tanrı'yım.
Musevilik sizin de bildiğiniz gibi Mısır’da doğuyor çok tanrılı bir başka dinin olduğu domuzun pis ve mundar kabul edildiği Mısır... Oranın eski çok tanrılı dinine ne kadar da benziyor. Saçmalık ve tutarsızlıklarıyla bir yandan da İslam’a benziyor. Şimdi şu ayete dikkat edelim: Nah.1: 2 RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrı'dır. Öç alır ve gazapla doludur. Hasımlarından öç alır, Düşmanlarına karşı öfkesi süreklidir.
Bir de şuna bakalım: Eyüp.5: 2 Aptalı üzüntü öldürür,Budalayı kıskançlık bitirir. Tevrat hem Rabbin kıskanç olduğunu bilmemkaç yerde tekrar tekrar söylüyor hem de sonra kalkıp “Budalayı kıskançlık bitirir” diyebiliyor. Tıpkı iki yüz küsür kez yemin eden Kuran’ın çok yemin edene güvenme, demesi gibi. Bu dini inançlar değil mi asırlardır insanı insana boğazlatan, dinler değil mi kalabalık kitleleri çobanların sürüsü yapan, yaşamak ve sevgi bu kadar güzelken dinler değil mi sevgi yerine nefreti yaşam yerine ölmeyi ve öldürülmeyi yücelten? Yeryüzünde dinler var oldukça huzur olmayacaktır. Bütün bunlara rağmen iman edenler lütfen inandığınız Allah aşkına bir sorgulayın elimizden kaçan fırsata bakın daha güzel bir dünya ellerimizde!

30 Kasım 2009 Pazartesi

İSLAM'A GÖRE TEVRAT VE İNCİL DEĞİŞTİRİLDİ Mİ?

Şayet bir insan Müslüman ise "Tevrat ve İncil tahrif edildi, değiştirildi." diyemez. Tevrat ve incil değiştirildi, diyen Kuran'ı inkar etmiş olur. Oysa bir Müslüman Kuran'ın tek bir ayetini bile reddetmemeli. Bunu ben mi uyduryorum? Hayır, bunu Kuran diyor:

"...Şimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? İçinizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezillikten başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir. Allah, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir." (BAKARA SURESİ: 85)

Şimdi gelelim Kuran'a göre İncil ve Tevrat'ın tahrif edilip edilmediğine. Bir kere İncil ve Tevrat şayet tahrif edilse değiştirilse idi bu Kuran'da yazmaz mıydı? Yazardı elbette ama böyle bir bilgi Kuran'da var mı? Yok! Pekiyi İncil ve Tevrat'ın Allah kelamı olduğunu söyleyen ve onları Kuran'la eşdeğer gören ayetler var mı? Var! Şu halde bir Müslüman'ın İncil ve Tevrat değiştirilmiştir demesi küfre düşmesidir. Ve bu iddiada bulunanlar "azabın en şiddetlisine" itilecektir. Fazla uzatmayalım gelsin kanıtlar:

"O, sana Kitap'ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat'ı ve İncil'i de indirmişti." (ALİ İMRAN SURESİ : 3 )

İşte Al'i imran suresi ayet üç ortada. Kuran'a göre Allah Kuran'ı Tevrat ve İncil'i tasdikleyici olarak indirmiş. Buyrunuz işte sure işte ayet bitti mi? Hayır! Devam edelim...

İsa'nın şöyle dediği de Kuran'da yazar:

"Tevrat'tan önümde bulunanı doğrulayıcıyım. Size haram kılınmış olanın bir kısmını size helal yapacağım. Rabbinizden bir mucize getirdim size. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin!" (ALİ İMRAN SURESİ : 50)

"Ardından o peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Tevrat'tan yanında bulunanı doğruluyordu. Ona İncil'i verdik. Hidayet ve ışık vardı onda. Tevrat'tan yanında olanı tasdikleyici idi. Doğruya ve güzele kılavuzdu, takvaya sarılanlara bir öğüt." (MAİDE SURESİ : 46)

Allah Tevrat değiştirildiği bozulduğu ya da tahrif edildiği için İncil'i indirmemiş. Neden İncil'i indirmiş? Tevrat'ı doğrulayıcı olarak indirmiş. Devam edelim...

De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrılık gözetmeyiz. Ve biz O'na teslim olmuşlarız." (ALİ İMRAN SURESİ : 84)

Muhammed'e İncil ve Tevrat'a da iman ettiği söyletiliyor. İşte ayet ortada. Devam edelim...


Tevrat indirilmeden önce İsrail'in kendi nefsine haram kıldığı şeyler dışında tüm yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. Onlara de ki: "Tevrat'ı ortaya getirin; doğru sözlü iseniz onu okuyun." (ALİ İMRAN SURESİ : 93)

Kuran'da Tevrat'ın hakemliğine başvurulması öğütleniyor. Hiç Tevrat değiştirilmiş olsa Allah bunu söyler mi? Devam edelim...

"Biz indirdik Tevrat'ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var..." (MAİDE SURESİ : 44 )

Bilmem bu ayet için bir şey demeye gerek var mı.

De ki: "Ey Ehlikitap! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni tam uygulamadıkça hiçbir şey değilsiniz." Rabbinden sana indirilen, onlardan birçoğunun küfür ve azlığını elbette artıracaktır. Küfre batan topluluk için tasalanma artık. (MAİDE SURESİ : 68)

Hiç Tevrat ve İncil değiştirilmiş olsa bu ayet olur muydu?

"Sırtlarına Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kutsal kitap parçaları taşıyan eşeğin durumuna benzer. Allah'ın ayetlerini yalanlayan topluluğun vücut verdiği örnek ne kötüdür! Allah, zulme sapmış bir topluluğu doğruya ve güzele ulaştırmaz." (CUMA SURESİ : 5)

"İncil bağlıları Allah'ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler sapıkların ta kendileridir." (MAİDE SURESİ : 47 )

Pekiyi neden İncil ve Tevrat'ın tahrif edildiği iddia edilir? Çünkü Bu üç din arasında çelişkiler vardır. Örneğin Hıristiyanlıkta şarap günah değildir, domuz eti yenilebilir vs. İşte bu çelişkiyi örtbas etmek için bazı Müslümanlar Tevrat ve İncil'in tahrif edildiğini iddia eder ve anında dinden çıkarlar.

23 Ağustos 2009 Pazar

MUHAMMED KURAN'I NASIL YAZDI?

Muhammed’in vahiy kâtipliğini yapanlar genellikle eski Hıristiyan ve Yahudilerdi. Bunlar Muhammed’e kendi dinlerine dair her şeyi öğretirdi. Bunlardan, Bel'am, Yeiyş, Abisâ, Yesara, Cebra, Selman Farisi, Abdullah bin Selam en bilinen yardımcılarıdır. Muhammed’in ayrıca ticaret yaptığını Suriye’ye gittiğini kervanlara komuta ettiğini ve gezip gördüğü yerlerde de din alimlerinden çok şey öğrendiğini de düşünürsek onun eski mitolojilere değişik dinlere aşinalığı olduğunu fark edebiliriz. Zâten Mekke ahalisi de bunun farkındaydı. Muhammed’in Allah’tan indiğini iddia ettiği Kuran ayetlerine eskilerin masalları diyorlardı ki bu Kuran’da da yazar:

ENFAL SURESİ : 31 Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: "Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!"

FURKAN SURESI : 5 Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akşam birileri tarafından yazdırılıyor."

Şimdi bir de Nahl 103’e bakalım: And olsun ki: 'Ona elbette bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.

Elmalılı’nın Nahl 103 tefsirinden yaptığım alıntıya da bakalım:
Mekke'de Amir b. Hadra'mî'nin "Cevrâ" veya "Yeîyş" adında Rum asıllı bir kölesi varmış, okuma-yazma bilirmiş ve kitap ehli imiş. Herkesi İslâm'a davet eden Allah'ın elçisi bazen Merve'de onu meclisine alır konuşurmuş. Kureyş müşrikleri buna kızar, Kur'ân'ı Muhammed'e bu hıristiyan öğretiyor diye alay etmek isterlermiş. Bir de Cebrâ ile Yesâra adlarında iki Rum, Mekke'de kılıç yaparlar, aynı zamanda Tevrat ve İncil okurlarmış, Hz. Peygamber arasıra bunlara uğrar, okuduklarına rast gelirse dinlermiş. Bazıları da bunu bahane etmek istemişler. Bir de Huveytıb b. Abdü'l-'Uzzâ'nın kölesi Abisâ kitaplara sahib imiş, müslüman olmuş, bunu gören müşrikler, "İşte Muhammed'e bu öğretiyormuş" demeğe kalkışmışlar. Bir de Selmân-ı Fârisî'den bahsedilmiştir.

İşte Nahl 103’te Muhammed Kuran’ı bu kişilerden öğrendikleriyle yazdırdığını inkâr ediyor ve Rumların dilinin yabancı olduğunu oysa Kuran’ın Arapça olduğunu söylüyor. İyi güzel de bu adamlar hiç Arapça bilmese bile yıllarca Kervanların başına geçen Rumlarla ticaret yapan Muhammed Rumca bilmiyor muydu? Üstelik tefsirde Muhammed’in Yeiyş ile konuştuğu ve Cebrâ ile Yesâra’nın Kuran ve Tevrat okumalarını dinlediği yazılı. Muhammed herhalde okunanları anlıyor ki gidip dinliyor. Temel alınan kaynağın da bir Müslüman tarafından yazılmış olan tefsir olduğuna dikkati çekeyim.

Abdullah b. Selâm, Medine Yahudilerinin ileri gelen âlimlerinden biri idi. Büyük bir âlim olan babası Selâm'dan birçok şeyle birlikte, Tevrat'ı ve tefsirini de öğrenmişti. Şimdi İslami bir siteden yaptığım alıntıya bakalım:
Medîne'de bir takım Yahûdî topluluğu Resûlullaha gelerek dediler ki:

- Senin getirdiğin dinde recm var mıdır?

Resûlullah efendimiz de onlara sordu:

- Recm cezâsı hakkında Tevratta ne yazıyor?

- Tevratta recm cezâsı yoktur.

Abdullah bin Selâm Yahûdîlere dedi ki:

- Yalan söylüyorsunuz! Tevratta recm âyeti vardır.

Bunun üzerine Tevratı getirip açtılar. Yahûdîlerden birisi elini recm âyetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah bin Selâm ona:

- Elini kaldır! dedi.

O da elini kaldırınca recm âyeti göründü. O zaman Yahûdîler dediler ki:

- Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi. Tevratta hakikaten recm âyeti vardır.

Bayağı ilginç Muhammed cevap vermek yerine neden Tevrat’ı soruyor, bu bir kenara Muhammed’in hemen yanında olan kişilerden biri Abdullah bin Selam’ın Tevrat bilgisinin ne kadar iyi olduğunu da görüyoruz. Abdullah bin Selam da babası gibi din alimi bir Yahudi’ydi.

Selman Farisi ise önce Zerdüşt bir İranlıydı daha sonra Hıristiyan olmuştu en sonunda Müslüman olan Selman’ın Muhammed’e çok faydası dokunmuştu. Zerdüştçülük dininin peygamberi Zerdüşt’ün de tıpkı Muhammed’in miracı gibi kalbini yıkayan bir melekle göğe yükseldiğini hatırlatmakta fayda var. Selman Zerdüşt dinini ve Hıristiyanlığı çok iyi bilirdi. Bilgisi ve ilmiyle çokça övülen Selman’a ve ekibin diğer üyelerine Muhammed çok şey borçludur.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

SALİH'İN DEVESİ

Salih peygamberin Semud kavmine gönderilişi ve kavmini bir deve vasıtasıyla imtihan edişini anlatmadan önce Salih peygamberin bu imtihanının Kuran’da kaç kez anıldığına bakalım. Bu olay Kuran’da altı ayrı surede tam altı kez anlatılır. Bu sureler: Araf, Şuara, Hud, İsra, Kamer ve Şems sureleridir. Malumunuz olduğu üzere Kuran’ın yazılışı 22-23 yıl sürmüştü, belki de bu süre içinde Muhammed Salih’i ve mucize devesini anlattığını umutup tekrar tekrar anlatmıştır yoksa böyle bir şeyin neden altı kez anlatıldığını başka türlü açıklamaya çalışmak ancak aklını cebine koyup Kuran’daki bir mantık dışılığa kılıf uydurmadır.

Bakalım şimdi şu Salih’in mucize devesi Araf suresinde nasıl geçiyor:
• Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar" dedi. (73)
• "(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın." (74)
• Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız." dediler. (75)
• Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız." (76)
• Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir peygamber) isen, vaadettiğin şeyi getir, bakalım." (77)
• Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. (78)
• O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz." (79)

Diğer surelerde de olay ancak bu kadar anlatılır. Şimdi Kuran her ne kadar apaçık bir kitap olduğu çeşitli defalar vurgulanmış olsa da bu ayetlere bakıp olayı tam olarak anlamak mümkün değil. Mesela deve neden bir mucizedir deve her yerde görülebilen bir hayvanken bu olaydaki devenin mucize oluşu nerden kaynaklanır? Buna Kuran’da bir cevap bulamayız. Bu yüzden Araf suresini anlamak için İbn Kesîr’in tefsirine bakmak lazımdır. Tefsir bildiğiniz gibi hadislere dayanarak yapılmaktadır. Ve İbn Kesîr’in tefsiri okununca bu sure anlaşılır olmaktadır.

İbn Kesîr’in tefsirine göre kavmi Salih’ten kendilerine bir mucize göstermesini isterler. İstedikleri mucize de şudur, bir kayayı gösterirler işte bu kayadan karnı aç ve on aylık gebe bir deve çıkarsa sana inanırız, derler. İşin tuhaflığına bakın, istenen mucizeye bakın; mucize istesem ne bileyim bir hayvanı konuştur derim, gökten taş yağdır derim, ağzından alev çıkar derim ama kırk yıl düşünsem kayanın içinden deve çıkar demek aklıma gelmez. Ayrıca neden deve gebe olacak onu da anlamış değiliz. Her neyse devam edelim. Salih kalkıp namaz kılıyor, dua ediyor sonra da kaya hareket etmeye başlıyor ve yarılıyor kayanın içinden on aylık hamile bir deve çıkıyor. Deve daha sonra yavrusunu doğuruyor bir gün deve bu kavmin kuyusundan su içiyor bir gün de Semud kavmi o kuyudan faydalanıyordu. Devenin kuyudan su içtiği gün semudlular deveyi sağıp devenin sütünü içiyorlardı. Bir gün kuyuyu bir gün deveye verip bir gün kendileri kullanmak yerine her gün kuyuyu kullanmak için deveyi boğazlamaya karar veriyorlar. Ve bir gün Semud kavminden dokuz kişi devenin sudan dönüşünü bekliyorlar ve sonra da deve görününce saldırıp onu boğazlıyorlar. Yavrusu kaçıyor fakat peşine düşüp annesiyle birlikte onu da boğazlıyorlar. Salih deveyi boğazladıklarını görünce ağlıyor ve “Yurdunuzda üç gün daha kalın…” diyor. Deveyi öldürdükten sonraki ilk gün tüm Semud kavminin yüzleri sapsarı oluyor; ikinci gün yüzleri kıpkırmızı olur; üçüncü gün ise yüzleri kararıyor; dördüncü gün “Güneş doğdu ve gökten üzerlerine bir sayha, altlarından da şiddetli bir sarsıntı geldi. Canları çıktı ve bir saat içinde hepsi helak oldu.”

Her şeyden önce kayanın yarılıp içinden deve çıkması bir saçmalık, suratlarının üç gün boyunca Almanya bayrağının renklerine bürünmesi (sarı, kırmızı, siyah) ayrı bir zırvalık en az bunlar kadar saçma olansa kayanın içinden deve çıkaran adamı dinlemeyip hiç korkmadan deveyi öldürebilmeleri. Bir masal kitabı için bile bu kadar saçmalık fazla günümüzden 14 asır evvel çölde yaşayan cahil insanlar Kuran için “eskilerin masalları” diyor. Bu Kuran’da bile geçer:

ENFAL SURESİ : 31 Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: "Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!"

KALEM SURESİ : 15 Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: "Daha öncekilerin masalları!"


Yazık ki 14 asır önce sağlıklı bir beynin düşünebildiğini din afyonu yemiş 21. yüzyıl beyni idrak edemiyor ve Kuran denen masal kitabına iman ediyor.

16 Nisan 2009 Perşembe

TELEVİZYONUN İCADI KURAN'DA VAR DİYEN ÇELAKIL'A CEVAP

(Bu mucize iddiası Ömer Çelakıl'ın "Kur'an-ı Kerim'de Evrenin Yapıtaşları" kitabında iddia edilmektedir.)
“Televizyon yayınları ışık hızındaki elektromanyetik dalgaların evlerimize kadar ulaşmasıyla gerçekleştirilmektedir. Televizyon dalgaları öylesine hızlıdır ki, kilometrelerce uzaklıktan aynı saniye içerisinde görüntü nakli yapılabilmektedir. Kuran'daki Neml Suresi'nde -bu teknolojiyi anımsatacak şekilde- Hz. Süleyman'ın farklı bir ülkede bulunan kraliçenin tahtını, aynı saniye içerisinde mucizevi bir biçimde getirttiği anlatılmaktadır:
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti)..." (Neml Suresi, 40)
Bu ayet ilk bakışta bize teleportasyon (ışınlama) veya görüntü naklini (televizyonu) anımsatmaktadır. Bu olayın anlatıldığı Neml Suresi'nde bazı harflerin gizli bir biçimde yan yana gelip "Televizyon" kelimesini oluşturduğu görülmektedir.

http://img11.imageshack.us/my.php?image=matematik13clipimage002.jpg

http://img151.imageshack.us/my.php?image=matematik13clipimage004.jpg


İddiaya cevap:

Görüldüğü gibi bir şeyler yarım yamalak anlatılmış okur anlamazlık batağında boğulmaya çalışılmış ve kafası karışıp hiçbir şey anlamayan insan ne dersen inanır kıvama getirilerek mucize diye üfürülmüş. Bir kere yukardaki ayeti anlamak için ondan önce gelen iki ayeti de bilmek gerek:

(Elçinin gitmesinden sonra Süleyman:) "Ey önde gelenler, onlar bana teslim olmuş (müslüman)lar olarak gelmeden önce, sizden kim onun tahtını bana getirebilir?" dedi. (38)
Cinlerden ifrit: "Sen daha makamından kalkmadan, ben onu sana getirebilirim, ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim." dedi. (39)
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: "Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman) onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti). Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiç bir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (40)

Al sana bir masal ne mucize değil mi, doğu masallarında zaten böyle inlerle cinlerle konuşan insanlar var hep. Hatta karıncalarla konuşuyor, kuşlarla konuşuyor, bitmiyor hayvanlardan ve cinlerden bir ordu kuruyor o da yetmiyor rüzgarla kankalık ediyor şimdi ne alakası var Saba Melikesi’nin tahtını cinlerin bir koşuda getirmesiyle televizyonun.
Dahası Çelakıl burda akıl çelmeye çalışırken insanları aptal yerine koymuş. Arapça soldan sağa değil sağdan sola okunur. Ayrıca televizyon öyle yazılmaz. İki çeşit “t” var biri “tı” biri “te” Çelakıl kalın “t” olan “tı”yı kullanmış. Hem ne işi var orda elif harfinin “televizyon” kelimesinde uzun vokal yok ki elif olsun. Ayrıca nerde “y” sesi? Millet nasılsa Arap alfabesi bilmiyor diyip uydur uydur söyle ohh ne güzel ne hoş.

Al sana bilimsellik inle cinle konuşan rüzgarla kankalık eden bir kral bravo ne bilimsel ne ilmi. Kaldı ki sihirli cam küresine bakıp uzakta olanları gören büyücüler batı masallarında var o zaman bu masalları yazanlar televizyonu önceden biliyormuydu işte cadı camdan başka bir yerde olanları görüyor asıl bu televizyona daha çok benziyor cinin uçup bir saniyede taht getirmesinin ne alakası var televizyonla.

15 Nisan 2009 Çarşamba

UÇAK TEKNOLOJİSİ KURAN'DA VAR İDDİASI

"Süleyman için de, fırtına biçiminde esen… rüzgara (boyun eğdirdik) ki, kendi emriyle, içinde bereketler kıldığımız yere akıp giderdi. Biz herşeyi bilenleriz. (Enbiya Suresi, 81)
Yukarıdaki ayetten anlaşıldığı üzere Allah, rüzgarı, Hz. Süleyman'ın emrine vermiş ve çeşitli işlerinde bir araç olarak kullanmasına imkan sağlamıştır. Bu ayetle, Hz. Süleyman döneminde olduğu gibi, gelecekte de rüzgar enerjisinin, teknolojide kullanılacağına işaret ediliyor olması muhtemeldir.
Süleyman için de, sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)... (Sebe Suresi, 12)Yukarıdaki ayette yer alan "… sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay (mesafe) olan rüzgara (boyun eğdirdik)…" ifadesi ile de Hz. Süleyman'ın çeşitli bölgeler arasında hızlı bir şekilde hareket ettiğine dikkat çekiliyor olabilir. Hz. Süleyman, kendi döneminde, günümüzdeki uçak teknolojisine benzer bir teknolojiyi kullanıp, rüzgarla hareket eden vasıtalar meydana getirmiş ve bunlar aracılığıyla birbirine uzak mesafeleri kısa sürede almış olabilir. Şüphesiz en doğrusunu Allah bilir.
Dolayısıyla yukarıdaki ayetlerle, günümüzdeki yüksek uçak teknolojisine dikkat çekiliyor olması muhtemeldir"

Ne kadar üfürükten ne kadar çarpıtma dolu bir iddia. İnsanoğlu eski çağlardan beri uçmaya ilgi duymuştu. Muhammed’den asırlar evvel Grek mitolojisinde pegasusları (kanatlı at) bulabiliriz. Ne yani şimdi Grek Mitolojisi uçağa işaret ediyor mu denmeli? Zeusa mı tapalım. Hem uçan canlılar daha çabuk hareket eder bir kuşun gökte uçuşuna bakmadınız mı hiç? Muhammed zamanında da kuşlar yok muydu? Bu Süleyman rüzgara söz geçiriyor rüzgar onu uçuruyorsa rüzgarın hızlı olduğu bilinmiyor muydu?
Ama Süleyman hayvanlarla da konuşmuş ne kadar bilimsel değil mi? Hatta bakınız şuna:

Görmedin mi ki Allah yerde olan her şeyi ve Kendi emriyle denizlerde yüzen gemileri, sizin hizmetinize verdi? Yerin üstüne düşmesin diye, göğü O tutuyor. Gök ancak O’nun izniyle düşebilir. Çünkü Allah raûfdur, rahîmdir. (Hac-65)

Gökyüzünü Alah tutmasa üstümüze düşermiş. Ne bilimsel ama Muhammed gibi zır cahil birinin yazabileceği kadar bilimsel ancak.

KURAN'DA RETİNA VAR İDDİASI

(Bu bölüm Ömer Çelakıl'ın "Kur'an-ı Kerim'de Evrenin Yapıtaşları" kitabından faydalanılarak hazırlanmıştır. Bu bölümde doğruluğu teyit edilmiş tespitlere yer verilmiştir.)
Retina, görmemizi sağlayan hücrelerin bulunduğu göz tabakasıdır. Kuran'ın indirildiği dönemde görme işlevini sağlayan bu tabaka bilinmiyordu ve retina kelimesi de kullanılan bir terim değildi. Ancak Kuran'da "Retina" kelimesini oluşturan harfler, tek bir ayette -Fatır Suresi'nin 8. ayetinde- yan yana gelmektedir. Üstelik bu ayette "görmekten" ve "göstermekten" bahsedilmektedir; dolayısıyla retinaya işaret olması kuvvetle muhtemeldir. (En doğrusunu Allah bilir.)
Kötü ameli kendisine süslü gösterilip de onu güzel gören kimse (güzeli güzel, çirkini çirkin gören kimse gibi midir?) Şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir... (Fatır Suresi, 8)

Görmeyi sağlayan retina kelimesinin geçtiği bu ayette, "görmek" anlamına gelen Arapça "raa" fiilinden bahsedilmektedir. Sonraki ayetlere bakıldığında, aynı surenin 19. ayetinde "Kör ve gören bir olmaz" cümlesi geçmektedir. Bilindiği gibi retina hasarları kalıcı körlüğe neden olmaktadır. Sonraki 20. ayette ise "Karanlıklarla aydınlık bir olmaz" ifadesi geçmektedir ki; bu anlatım retinanın ışığa duyarlı hücrelerden oluşması bakımından çok manidardır. Bu saydığımız ayetlerdeki görmeyle ilgili ifadeler tüm Kuran'da çok nadir geçmektedir. Dolayısıyla "retina" kelimesinin binlerce ayetin arasında, sadece bu ayetlerle birarada denk gelmesi, Allah'ın Kuran'daki mucizelerinden biridir.


Her şeyden önce altı çizili kısım “retina” diye değil“raâtînnâ” diye okunur, bu bir. İkincisi tüm bir kelime olarak “raâtînnâ” geçmiyor bir kelimenin sonundan öteki kelimenin başından kırpılmış ve Kuran’da ne kadar çok kelime varsa kelime kelimelerin sonundan başından kırpıp aha şu var aha bu var, demek o kadar rahattır. “Karanlıkla aydınlık bir olmaz; körle gören bir olmaz.” Gibi laflar Kuran’da geçmişse geçmiş yani karanlıkta insanın hiçbir şey göremeyeceği ya da kör insanın gözünün göremediği Muhammed’den önce bilinmiyor muydu? Bu taş devrinden beri bilinen bir şey. Mucize falan değil olsa olsa şarlatanlık. Eğer Kuran’da retina falan anlatılsaydı Sudi Arabistan tıp alanında ABD’den fersah fersah ileride olmalıydı.

14 Nisan 2009 Salı

MUCİZE İDDİASI: KURAN'IN YASAKLADIĞI DOMUZ ETİ SAĞLIĞA ZARARLI

Domuz etinde trişin olma ihtimalini ileri sürerek domuzun sağlığa zararlı olduğunu söyleyenler var ve güya Kuran bu domuzu zararlı diye yasaklamış.
Domuzda trişin olabilirmiş. Bir kere koyundan da şarbon bulaşabilir koyun helaldir, oysa şarbon çok tehlikeli bir zoonoz. Ayrıca trişin domuz eti pişirilince ölür. Trişinin ölmesi için 70 derece sıcaklık yeterlidir. Bu sıcaklığa da piknik tüpünün üstünde pişirseniz bile gayet rahat ulaşırsınız.

Domuz kendi pisliğini yer derler oysa tavuk açıktaki her hayvanın pisliğini karıştırır. Tavuk haram değildir, yenir.Domuz eşini kıskanmaz derler. Yahu keçi ya da koyun eşini mi kıskanır sanki?Bütün bunları bırakalım Avrupalılar domuz yer eğer domuz zararlı olsa idi Avrupa'nın hastalıktan kırılması lazımdı oysa Avrupalıların daha dinç olduğunu ve daha uzun yaşadığını biliyoruz.

Bunlar safsata anladık, peki neden yasaktır domuz? Çünkü domuz Yahudilerde de yasaktır ve Muhammed Kuran'daki pek çok şeyi Tevrat'tan araklamıştır. Peki domuz Yahudilikte neden yasaktır? İşte buna dikkat etmek gerek. Yahudilik nerde doğmuştu? Mısır'da.

Eski Mısır'da domuz pis kabul edilir. Domuza değenin elbiseleriyle beraber Nil nehrine atlayıp yıkanması gerekir. Sadece bir yılda iki kez tanrılara domuz kurban ederler ve bu zamanlarda domuz yerler yılın geri kalan kısmında domuz yemezler. Domuz çobanları tapınaklara sokulmaz. Bunlara kızda verilmez kendi aralarında evlenirler. İşte Museviliğin ortaya çıktığı Eski Mısır'daki tuhaf gelenek. Museviler bunu Mısırlılardan alıyor Muhammed de Tevrat'tan.

13 Nisan 2009 Pazartesi

EDEBÎ YÖNDEN KURAN

İslamcılar: “Kur’an-ı Kerim, edebi yönden hayranlık uyandırıcı, benzersiz bir üsluba sahiptir.” Derler. Kuran’ın benzersiz bir üsluba sahip olduğu doğrudur ancak ne kadar hayranlık uyandırıcı olduğu tartışılır. Kuran da üslup o kadar kötü konular o kadar kopuk ve o kadar karman çormandır ki, bugün bir ilkokul çocuğu bile bazı şeyleri Kuran’dan daha düzgün ifade edebilir.

Bakın Kuran’da nasıl edebî mucizeler var görelim. Kuran’da Allah resmen yemin eder hem de 200 küsür kere. Allah’ın sürekli yemin etmesi oldukça ilginç olmakla beraber mucize falan değildir. Olsa olsa saçmalıktır. Hele hele Allah evin tavanına, deve derisine, incire, zeytine yemin ediyorsa bu hepten saçmalıktır.

Muhammed Kuran’ın Allah’ın sözleri olduğunu iddia etmiştir oysa Kuran’da bakın nasıl bir ayet var: İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir. (ZARİYAT SURESİ / 23)
Burda Allah’ı anarak yemin eden Allah mı yoksa Muhammed’in kendisi mi?

Bir de şuna bakalım: Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar! (TEVBE - 30)

Allah onları kahretsin sözü hiç Allah’a ait olur mu? Muhammed aynı hatayı Münafıkun suresi 4. ayette de yapar. Dahası bu hatalar yetmiyormuş gibi bir de hud suresinin ikinci ayetinde: Öyle ki, Allah'tan başkasına ibâdet etmiyesiniz. Ben de şüphesiz O'ndan (gönderilen) bir uyarıcı ve müjdeciyim. Der burda sözü söyleyen Allah mı yoksa Muhammed mi?

Kuran’ın benzeri yazılamazmış. Aslında o kadar kötü ve berbat bir üslup ki bu bakımdan benzeri yazılamaz diyorlarsa doğrudur. Peki benzerini yazmaya kalkışanlar neden öldürülmüştür?

Nadir bin Haris diye biri vardır. Muhammed dinini yaymak isterken Kureyşliler, rahatsız olmaya Muhammed hakkında meczup, deli, sihirbaz, yalancı gibi şeyler söylemeye başlamışlardı. Bunun üzerine Nadir:

"Bu adama karşı çıkma yolunuz sizi bir yere götürmez. O sizin aranızda yaşamakta. Şimdiye dek ahlâken en iyi olanınızdı; aranızda yaşayan en doğru, en dürüst ve emin kişi oldu daima. Siz tutmuş, onun bir kahin, sihirbaz, şair ve mecnun olduğunu söylüyorsunuz. Kim inanır buna? Ahali, bir kahin nasıl konuşur bilmiyor mu? Bir şairin, bir mecnunun halini tefrik edemez mi halk? Bu ithamların hangisini Muhammed'e yamayabilirsiniz ki halkın dikkatini ondan kaçırabilesiniz. Bakın! Ben size onunla nasıl baş edeceğinizi söyleyeyim." (İbn Hişam, cilt 1. sh. 320-321) Der. Irak’a gider. Orda eski Acem krallarının öykülerini, eskilerden kalma manzum mitolojik hikayeler, Rüstem ve İsfendiyar öyküleri vs. şeyler öğrenir.

“Resûlullah bir mecliste oturduğu zaman oradakilere Allah'ı hatırlatır, geçmiş milletlerin başlarına gelen azaplardan, Allah'ın gazabına uğramaktan kavmini uyarırdı. Resûlullah gittikten sonra bu adam onun peşinden kalkar:
—Ey Kureyş Vallahi ben ondan güzel konuşurum; bana gelin. Ben ondan daha güzel hikâyeler anlatırım, der sonra başlar Acem krallarından, Rüstem ve İsfendiyar’dan hikâyeler söyler, daha sonra ilâve ederdi:
— Muhammed ne ile benden daha güzel söz söylüyormuş? Ben de Allah'ın indirdiği gibi indiririm der. Kendi kafasından ayetlerin üslubuna benzeyen cümleler söylerdi.”(İslamî bir siteden alıntı)


İşte bu Nadir bin Haris Bedir Savaşı’nda esir düşmüştü Muhammed diğer esirleri fidye karşılığı serbest bıraktığı halde Nadir’i serbest bıraktırmayıp başını kestirerek öldürtmüş böylece ondan kurtulmuştu. Bundan başka Museylime ve Tuleyha gibi şairlerin de peygamberlik iddia ettiklerini onların da taraftarları olduğunu ve Müslümanlarla savaştıklarını İslâmî kaynaklardan öğrenebilirsiniz. Demek ki neymiş, benzerini bırak daha güzeli bile yazılabilirmiş.

20 Mart 2009 Cuma

ALLAH'IN İNSANDAN FARKI VAR MI?

Allah insandan farksızdır insan gibi öfkelenir,kincidir ve intikam alır.

Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. (A'RAF SURESİ / 136)

Bundan (Kur'an'dan) önce (onlar) insanlar için bir hidayet idiler. Doğruyu yanlıştan ayıran (Furkan)ı da indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azab vardır. Allah güçlüdür, intikam alıcıdır. (AL-İ İMRAN SURESİ / 4)

Allah'ı, sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma. Gerçekten Allah azizdir, intikam sahibidir. (İBRAHİM SURESİ / 47)

Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra, yüz çevirenden daha zalim kimdir? Gerçekten biz, suçlu-günahkarlardan intikam alıcılarız. (SECDE SURESİ / 22)

Rabbin ayetleri hatırlatıldıktan sonra yüz çevirenden daha zalimi kim söyleyeyim mi sevgili Allah? Sen tabii ki sen! Sana inanmayanı sonsuza dek yakmaktan bahseden sen! Dünyanın en sapık işkencecisinin aklına gelebilecek cinsten kanlı irin içirme gibi bir iğrençliği düşünen sen! Senden daha zalim daha sapık şu cihanda yoktur. Dünyanın en psikopat insanı bile bırak sadece suçu inanmamak olan birini gerçek bir suçluyu bile sonsuza kadar ateşte yakamaz.

Hakaret eder:

Andolsun, sizden cumartesi (günü) yasağı çiğneyenleri elbette biliyorsunuz. İşte biz, onlara: "Aşağılık maymunlar olun" dedik. (BAKARA SURESİ / 65)

Bir takım akılsız insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir." (BAKARA SURESİ / 142)

Geberesice nasıl da ölçtü biçti.(MUDDESSİR - 19)

Sanki onlar, ürkmüş yaban eşekleri gibidirler(MUDDESSİR - 50)

Hatta insan gibi beddua eder:

Yahudiler: "Üzeyir Allah'ın oğludur" dediler; hristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söylemeleridir; onlar, bundan önceki inkâr edenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar? (TEVBE SURESİ / 30)

Ve tıpkı insan gibi yemin eder:

http://kloroben.blogspot.com/2009/02/yemin-eden-allah.html

Varın hesap edin Kuran Allah kelamı mı insan sözü mü?

9 Mart 2009 Pazartesi

MUHAMMED YANLIŞ ANLAMIŞ

Kuran'da bayağı ilginç bir şey var ama önce şu ayeti, tefsiri ve altındaki sahih Buhari hadisini muhakkak okuyun.

And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır.(Nahl-103)

Cebrâ ile Yesâra adlarında iki Rum, Mekke'de kılıç yaparlar, aynı zamanda Tevrat ve İncil okurlarmış, Hz. Peygamber arasıra bunlara uğrar, okuduklarına rast gelirse dinlermiş.-(Elmalılı'nın tefsirinden aldım, Nahl 103'ün tefsirinden)

"Bir adam vardı. Neccaroğullarından..Hristiyan'dı, Müslüman olmuştu. Bakara ve Ali İmran surelerini okumuştu. Peygambere de vahiy yazıyordu. Sonra, yeniden Hristiyan oldu ve kaçıp Hristiyanlara katıldı. 'Ben ne öğretip kendisi için yazdımsa, Muhammed yalnızca onu bilir, başka bir şey bilmez,' demeye başladı." (Bkz.Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l Menakıb/25,c.4,s.181-182;Tecrid, hadis no:1477)

Şimdi bu köleler Rum. Dilleri yabancı Muhammed yıllarca Suriye'ye gitmiş Rumlarla ticaret yapmış bir tüccar yani çok iyi Rumca bilmesi gerek. Okuduklarını dinlemesi de onun okunulanları anladığını yani Rumca bildiğini gösteriyor.

Hıristiyanlıktaki teslis inancını bilirsiniz "Tanrı-İsa-Kutsal Ruh" yani Tanrı'nın dışında iki ilah daha var bunlar "İsa" ve "Kutsal Ruh" ama bakın Kuran Maide 116'da ne demiş:

Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zâtında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.(MÂİDE - 116)

Gördüğünüz gibi Kuran'a göre Hıristiyanların teslisi "Tanrı-İsa-Meryem" oysa gerçekte teslis "Tanrı-İsa-Kutsal Ruh"tur. Bu ne demek? Bu şu demek Muhammed bu teslis inancını da bu kölelerden öğrenmiş fakat Rumca okudukları için bazı yerleri iyi anlayamamış ve ortaya Kuran'daki bu tuhaflık çıkmış.

24 Şubat 2009 Salı

MUCİZE OLSA BÖYLE OLURDU

Kuran-ı Kerim'de mucize arayanlar artık baydı yarısı hakaret yarısı yeminle geçen bir kitabın üçbeş ayet sonra önceki iddiaları ile çelişen bir kitabın içinde nasıl mucize buluyorlar hemde efendim falanca surenin filanca ayetinde iki kez toz diyor yok ayet mim harfiyle başlayıp sin harfiyle bitiyor Mars gezegeninin m'si ve s'si bunlar Mars gezegeni çok tozludur bunun Kuran'da yer alması bir mucizedir.

Resmen soytarılık. Eğer ben tanrı olsaydım kitabımda bazı mucizeler gösterseydim bakın o çağlarda nasıl mucize gösterirdim dünyadaki tüm insanları nasıl Müslüman yapardım.

1.Hişt pişt kışt!
2.Bu rabbin hikmet dolu kitabı size gelecekten haberler verir.
3.İnsanoğlu bilsinki onları yaratmadan önce biz dünyada dev kertenkeleler yarattık. (onların)Kemikleri şu an toprak altındadır.
4.Yükseltilmiş tavana andolsun ki bu kemikler 1.300 sene sonra toprak altından insanlarca çıkarılacaktır.

İşte bu bir mucize olurdu. Kuran asırlar evvelinden dinozorları söylemiş olurdu.

1.Ast köst höst!
2.Şüphesiz rabbin ademi aşama aşama insan etti.
3.İnsanlar evveliyatında hayvandan çok farklı değildi. Sizler de dört ayak üstündeydiniz.
4.Zamanla doğrulup iki ayak üstüne bastınız. Aklınızı kullanarak diğer hayvanlar üzerinde egemen oldunuz.

Bu şekilde Kuran'da evrim teorisi daha o çağlarda anlatılsaydı şimdi tüm dünya Müslümandı.

Mucizeden başka öyle ayetler indirirdim ki hoşgörü olduğunun teminatı olurdu.
1.Hop zıp şak şuk!
2. Bu rabbin hikmet fışkıran ayetleridir.
3.Onları niye yakaladığınız yerde öldürüyorsunuz ulan şerefsizler? Bırakın adamları.
4.Onların bana inanıp inanmaması çok da şeyimdeydi. İnanan inansın inanmayan inanmasın. Niye inanmayanı öldürürsünüz?
5.Siz niye işgüzarlık yapıyorsunuz geberesiceler, aşağılık maymunlar, susamış develer, yaban eşekleri, ağzınıza sıçarım ulan.
İşte böyle bir ayet dinde zorlama olmadığının kanıtı olurdu.

Bir de benim peygamberime kimse sübyancı diyemezdi.
1.Dopdolu kadeh, baldan ırmaklar.
2.Memeleri kavun gibi huriler.
İşte böyle bir ayet olsa kimse Muhammed'e sübyancı demezdi ama tutar da "memeleri yeni tomurcuklanmış" dersen bir kızın memesi kaç yaşında kabarmaya başlar? Demek ki Buhari ve Müslim Aişe konusunda doğru yazmışlar.
Hadis Kuran'la çelişmiyor gördüğünüz gibi.

21 Şubat 2009 Cumartesi

YEMİN EDEN ALLAH

Sık sık yemin eden iki lafından biri yemin olan tipler karşısındakini inandıramamaktan endişe edenlerdir. Karşılarındakini inandırma konusunda endişe yaşarlar çünkü çok yalan söylerler.
Bir de yeminin bir özelliği daha var. Kendinden büyük bir şeye yemin edersin. Allah yemin ediyorsa demek ki Allah'tan daha büyük bir şey var. Ya da Kuran sürekli yemin eden bir yalancının sözleri. Kuran'daki yeminler iki yüzü geçiyor. Yüzlerce kez yemin eden Allah mı yoksa sürekli yalan söyleyen bir insan mı, takdir sizin.

1. (BAKARA SURESİ / 65)
2. (BAKARA SURESİ / 87)
3.(BAKARA SURESİ / 92)
4. (BAKARA SURESİ / 96)
5. (BAKARA SURESİ / 99)
6. (BAKARA SURESİ / 102)
7. (BAKARA SURESİ / 130)
8. (BAKARA SURESİ / 145)
9.(BAKARA SURESİ / 155)
10. (AL-İ İMRAN SURESİ / 13)
11. (AL-İ İMRAN SURESİ / 81)
12. (AL-İ İMRAN SURESİ / 123)
13. (AL-İ İMRAN SURESİ / 143)
14. (AL-İ İMRAN SURESİ / 152)
15. (AL-İ İMRAN SURESİ / 155)
16. (AL-İ İMRAN SURESİ / 157)
17. (AL-İ İMRAN SURESİ / 158)
18. (AL-İ İMRAN SURESİ / 164)
19. (AL-İ İMRAN SURESİ / 181)
20. (AL-İ İMRAN SURESİ / 186)
21. (NİSA SURESİ / 65)
22. (NİSA SURESİ / 131)
23. (NİSA SURESİ / 159)
24. (MAİDE SURESİ / 12)
25. (MAİDE SURESİ / 17)
26. (MAİDE SURESİ / 32)
27. (MAİDE SURESİ / 64)
28. (MAİDE SURESİ / 68)
29. (MAİDE SURESİ / 70)
30. (MAİDE SURESİ / 72)
31. (MAİDE SURESİ / 73)
32. (MAİDE SURESİ / 82)
33. (MAİDE SURESİ / 94)
34. (EN'AM SURESİ / 10)
35/36 (İki kez yemin ediyor). (EN'AM SURESİ / 34)
37. (EN'AM SURESİ / 42)
38. (EN'AM SURESİ / 89)
39/40.(İki kez yemin etmiş) (EN'AM SURESİ / 94)
41. (A'RAF SURESİ / 6)
42. (A'RAF SURESİ / 7)
43. (A'RAF SURESİ / 10)
44. (A'RAF SURESİ / 11)
45. (A'RAF SURESİ / 18)
46. (A'RAF SURESİ / 52)
47. (A'RAF SURESİ / 59)
48. (A'RAF SURESİ / 130)
49. (A'RAF SURESİ / 179)
50. (TEVBE SURESİ / 25)
51. (TEVBE SURESİ / 48)
52. (TEVBE SURESİ / 65)
53. (TEVBE SURESİ / 74)
54. (TEVBE SURESİ / 117)
55. (TEVBE SURESİ / 128)
56. (YUNUS SURESİ / 13)
57. (YUNUS SURESİ / 93)
58. (YUNUS SURESİ / 94)
59. (HUD SURESİ / 7)
60. (HUD SURESİ / 8)
61. (HUD SURESİ / 9)
62. (HUD SURESİ / 10)
63. (HUD SURESİ / 25)
64. (HUD SURESİ / 69)
65. (HUD SURESİ / 79)
66. (HUD SURESİ / 96)
67. (HUD SURESİ / 110)
68. (HUD SURESİ / 119)
69. (YUSUF SURESİ / 7)
70. (YUSUF SURESİ / 15)
71. (YUSUF SURESİ / 24)
72. (YUSUF SURESİ / 111)
73. (RA'D SURESİ / 32)
74. (RA'D SURESİ / 37)
75. (RA'D SURESİ / 38)
76. (İBRAHİM SURESİ / 5)
77/78 (İki kere yemin etmiş) (İBRAHİM SURESİ / 7)
79. (HİCR SURESİ / 10)
80. (HİCR SURESİ / 16)
81/82. (İki kere yemin etmiş)(HİCR SURESİ / 24)
83. (HİCR SURESİ / 26)
84. (HİCR SURESİ / 79)
85. (HİCR SURESİ / 86)
86. (HİCR SURESİ / 91)
87. (HİCR SURESİ / 96)
88. (NAHL SURESİ / 36)
89. (NAHL SURESİ / 56)
90. (NAHL SURESİ / 63)
91. (NAHL SURESİ / 103)
92. (NAHL SURESİ / 113)
93. (NAHL SURESİ / 126)
94. (İSRA SURESİ / 41)
95. (İSRA SURESİ / 55)
96. (İSRA SURESİ / 70)
97. (İSRA SURESİ / 74)
98. (İSRA SURESİ / 86)
99. (İSRA SURESİ / 89)
100. (İSRA SURESİ / 101)
101. (KEHF SURESİ / 48)
102. (KEHF SURESİ / 54)
103. (MERYEM SURESİ / 68)
104. (MERYEM SURESİ / 89)
105. (MERYEM SURESİ / 94)
106. (TAHA SURESİ / 37)
107. (TAHA SURESİ / 56)
108." (TAHA SURESİ / 77)
109. (TAHA SURESİ / 80)
110. (TAHA SURESİ / 90)
111. (TAHA SURESİ / 115)
112. (ENBİYA SURESİ / 10)
113. (ENBİYA SURESİ / 41)
114. (ENBİYA SURESİ / 46)
115. (ENBİYA SURESİ / 48)
116. (ENBİYA SURESİ / 51)
117. (ENBİYA SURESİ / 105)
118. (MÜ'MİNUN SURESİ / 12)
119. (MÜ'MİNUN SURESİ / 17)
120. (MÜ'MİNUN SURESİ / 23)
121. (MÜ'MİNUN SURESİ / 49)
122. (MÜ'MİNUN SURESİ / 76)
123. (NUR SURESİ / 34)
124. (NUR SURESİ / 46)
125. (FURKAN SURESİ / 21)
126. (FURKAN SURESİ / 35)
127. (FURKAN SURESİ / 40)
128. (FURKAN SURESİ / 50)
129. (NEML SURESİ / 15)
130. (NEML SURESİ / 45)
131. (KASAS SURESİ / 43)
132. (KASAS SURESİ / 51)
133. (ANKEBUT SURESİ / 3)
134. (ANKEBUT SURESİ / 10)
135. (ANKEBUT SURESİ / 14)
136. (ANKEBUT SURESİ / 35)
137. (ANKEBUT SURESİ / 39)
138. (ANKEBUT SURESİ / 61)
139. (ANKEBUT SURESİ / 63)
140. (RUM SURESİ / 47)
141. (RUM SURESİ / 51)
142. (RUM SURESİ / 58)
143. (LOKMAN SURESİ / 12)
144. (LOKMAN SURESİ / 25)
145. (SECDE SURESİ / 13)
146. (SECDE SURESİ / 21)
147. (SECDE SURESİ / 23)
148. (AHZAB SURESİ / 15)
149. (AHZAB SURESİ / 21)
150. (AHZAB SURESİ / 60)
151. (SEBE' SURESİ / 10)
152. (SEBE' SURESİ / 15)
153. (SEBE' SURESİ / 20)
154. (FATIR SURESİ / 41)
155. (YASİN SURESİ / 2)
156. (YASİN SURESİ / 7)
157. (YASİN SURESİ / 62)
158. (SAFFAT SURESİ / 1)
159. (SAFFAT SURESİ / 72)
160. (SAFFAT SURESİ / 75)
161. (SAFFAT SURESİ / 114)
162. (SAFFAT SURESİ / 158)
163. (SAFFAT SURESİ / 171)
164. (SAD SURESİ / 1)
165. (SAD SURESİ / 34)
166. (SAD SURESİ / 85)
167. (ZÜMER SURESİ / 27)
168. (ZÜMER SURESİ / 38)
169. (ZÜMER SURESİ / 65)
170. (MÜ'MİN SURESİ / 23)
171. (MÜ'MİN SURESİ / 34)
172. (MÜ'MİN SURESİ / 53)
173. (MÜ'MİN SURESİ / 78)
174. (FUSSİLET SURESİ / 45)
175/176.(İki kere yemin ediyor.)
(FUSSİLET SURESİ / 50)
177. (ZUHRUF SURESİ / 2)
178. (ZUHRUF SURESİ / 9)
179. (ZUHRUF SURESİ / 46)
180. (ZUHRUF SURESİ / 78)
181. (ZUHRUF SURESİ / 87)
182. (DUHAN SURESİ / 2)
183. (DUHAN SURESİ / 17)
184. (DUHAN SURESİ / 30)
185. (DUHAN SURESİ / 32)
186. (CASİYE SURESİ / 16)
187. (AHKAF SURESİ / 26)
188. (AHKAF SURESİ / 27)
189. (MUHAMMED SURESİ / 30)
190. (MUHAMMED SURESİ / 31)
191. (FETİH SURESİ / 18)
192. (FETİH SURESİ / 27)
193. (KAF SURESİ / 1)
194. (KAF SURESİ / 16)
195. (KAF SURESİ / 22)
196. (KAF SURESİ / 38)
197. (ZARİYAT SURESİ / 4)
198. (ZARİYAT SURESİ / 7)
199. (ZARİYAT SURESİ / 23)
200. (TUR SURESİ / 1)
201. (NECM SURESİ / 1)
202. (NECM SURESİ / 13)
203. (NECM SURESİ / 18)
204. (NECM SURESİ / 23)
205. (KAMER SURESİ / 4)
206. (KAMER SURESİ / 15)
207.(KAMER SURESİ / 17)
208. (KAMER SURESİ / 22)
209. (KAMER SURESİ / 32)
210. (KAMER SURESİ / 36)
211. (KAMER SURESİ / 37)
212. (KAMER SURESİ / 38)
213. (KAMER SURESİ / 40)
214. (KAMER SURESİ / 41)
215. (KAMER SURESİ / 51)
216. (VAKIA SURESİ / 62)
217. (HADİD SURESİ / 25)
218. (HADİD SURESİ / 26)
219. (MÜCADELE SURESİ / 21)
220. (HAŞR SURESİ / 12)
221. (HAŞR SURESİ / 21)
222. (MÜMTEHİNE SURESİ / 6)
223. (MÜLK SURESİ / 5)
224. (MÜLK SURESİ / 18)
225. (KALEM SURESİ / 1)
226. (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
227. (MÜRSELAT SURESİ / 1)
228. (NAZİ'AT SURESİ / 1)
229. (TEKVİR SURESİ / 17)
230. (TEKVİR SURESİ / 23)
231.(BÜRUC SURESİ / 1)
232. (TARIK SURESİ / 1)
233. (TARIK SURESİ / 11)
234. (FECR SURESİ / 1)
235. (BELED SURESİ / 4)
236. (ŞEMS SURESİ / 1)
237. (ŞEMS SURESİ / 8)
238. (LEYL SURESİ / 1)
239. (DUHA SURESİ / 1)
240. (TİN SURESİ / 1)
241. (ADİYAT SURESİ / 1)
242. (TEKASÜR SURESİ / 6)
243. (ASR SURESİ / 1)
244. (HÜMEZE SURESİ / 4)
Bunlar Allah'ın bizzat kendisinin ettiği yeminler Davut'un Musa'nın İbrahim'in yeminleri ve Muhammed'e "de ki" diyerek Muhammed'e yemin etmesini söylediği ayetler ayrı. Onlarla beraber 250'den fazla.

Buyrun şimdi de yeminlerin zırvalığına:
"Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım." (SECDE SURESİ / 13)"

Allah bir gün ağzından bir laf kaçırmış kazara bir yemin etmiş işte Allah o yemini etti diye milyarlarca insan ve cin sonsuza dek cayır cayır yanacak.

Sevgili Müslüman arkadaşlar işte biz şıhlar hocalar gibi saçmalamıyoruz. Size Kuran'ı gösteriyoruz. Ayetlerle, belgelerle! Artık uyanın dinle sömürülüyorsunuz, dinle kullanılıyorsunuz. Sadece bu ayet bile saçmalık değil mi? Daha ne kadar kandırılacaksınız?

Kuran'da Allah altı kez kendi yazdığı Kuran'a and içiyor. Ayrıca Kuran Ebubekir zamanında kitap olmamış mıydı? Kitap dememeliydi. Aaah Muhammed ah! Bu kadar açık verilmez ki. Çevrendekilerin de çoğu inanmıyordu yağmacıydı hepsi ganimetçiydi. Bir kısmı da Muhammed'le samimiyeti ilerletip asıl volinin büyüğünü kapma hevesindeydi. Bir sonraki nesil Muhammed öldükten sonra büyüyen nesil asıl Müslüman oldu. Eskiden beri öğrenegeldikleri bu saçmalığı korkuyla sorgulayamadılar.

Andolsun hikmetli Kur'an'a, (YASİN SURESİ / 2)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun; (SAD SURESİ / 1)
Apaçık Kitaba andolsun; (DUHAN SURESİ / 2)
Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun. (KAF SURESİ / 1)
Apaçık Kitab'a andolsun; (ZUHRUF SURESİ / 2)
Satır (satır) dizili kitaba, (2)
Bakın Tur suresinin ilk ayetlerine bakın da görün kardeşlerim:

Tur'a andolsun. (1)
(Şimdi bu ne demek? Nedi r bu Allah'tan daha büyük Allah'ın adını anarak yemin ettiği tur?)

Yayılmış ince deri üzerine; (3)
(Haah bravo her şeyin üzerine yemin eden Allah bir de deve derisi üzerine yemin etti. Pes!)

Ma'mur eve, (4)
Yükseltilmiş tavana, (5)
(Yahu bu ne? Ben Allah değilim ben bile eve evin tavanına yemin etmem. Yuh!)

Kabarıp, tutuşan denize, (6)
(Eve yemin eden denize de yemin eder.)

İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir. (ZARİYAT SURESİ / 23)

İnanılır gibi değil!!!! Allah kendi kendinin üzerine yemin ediyor!!!!

Saflar halinde dizilenlere andolsun, (SAFFAT SURESİ / 1)
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun. (ZARİYAT SURESİ / 4)
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (KALEM SURESİ / 1)
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; (MÜRSELAT SURESİ / 1)
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (ŞEMS SURESİ / 8)
Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, (ADİYAT SURESİ / 1)
Asra andolsun; (ASR SURESİ / 1)

Hayatınızda daha zırva yemin gördünüz mü dostlar? Saflar halinde dizilenlere(?) O zaman şunu da der Allah müsamere günü saf saf dizilen ilkokul çocuklarına andolsun. Kaleme yemin etmek ne? Bunlar ne yav? Yorum yapamayacağım sinirim bozuluyor.

İncire ve zeytine andolsun, (TİN SURESİ / 1)

Vah vaah hurmayı esgeçmiş lahanaya andolsun ki Kuran tanrı kelamı olamaz. Soğana andolsun kandırılıyorsunuz.

Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. (NAZİ'AT SURESİ / 1)

Bu ne şimdi éadamın ciğerini sökenlere andolsun" der gibi. Bu ne ya bu ne zırvalık! Yok "Karındeşen Cak'a and olsun" hala mı Kuran Allah kelamı diyeceksiniz? İnandığınız Allah akıl fikir versin ne diyeyim.

Battığı zaman yıldıza andolsun; (NECM SURESİ / 1)
Hayır; aya andolsun, (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, (TEKVİR SURESİ / 17)
Burçları olan göğe andolsun, (BÜRUC SURESİ / 1)
Göğe ve Tarık'a andolsun, (TARIK SURESİ / 1)
Dönüşlü olan göğe andolsun. (TARIK SURESİ / 11)
Fecre andolsun, (FECR SURESİ / 1)
Güneşe ve onun parıltısına andolsun, (ŞEMS SURESİ / 1)
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun, (LEYL SURESİ / 1)
Kuşluk vaktine andolsun, (DUHA SURESİ / 1)

İşte bunlar da mecusi yeminleri göğe, Ay'a, Güneş'e hatta Güneş'in ışığına, yıldıza...

Ooof of kafayı sıyırcaktım çok şükür kol saatine. Yara bandına and olsun ki bitti.