Muhammed’in vahiy kâtipliğini yapanlar genellikle eski Hıristiyan ve Yahudilerdi. Bunlar Muhammed’e kendi dinlerine dair her şeyi öğretirdi. Bunlardan, Bel'am, Yeiyş, Abisâ, Yesara, Cebra, Selman Farisi, Abdullah bin Selam en bilinen yardımcılarıdır. Muhammed’in ayrıca ticaret yaptığını Suriye’ye gittiğini kervanlara komuta ettiğini ve gezip gördüğü yerlerde de din alimlerinden çok şey öğrendiğini de düşünürsek onun eski mitolojilere değişik dinlere aşinalığı olduğunu fark edebiliriz. Zâten Mekke ahalisi de bunun farkındaydı. Muhammed’in Allah’tan indiğini iddia ettiği Kuran ayetlerine eskilerin masalları diyorlardı ki bu Kuran’da da yazar:
ENFAL SURESİ : 31 Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: "Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!"
FURKAN SURESI : 5 Dediler ki: "Öncekilerin masallarıdır bu. Birilerine yazdırdı onu. O ona sabah-akşam birileri tarafından yazdırılıyor."
Şimdi bir de Nahl 103’e bakalım: And olsun ki: 'Ona elbette bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. Kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih Arapça'dır.
Elmalılı’nın Nahl 103 tefsirinden yaptığım alıntıya da bakalım:
Mekke'de Amir b. Hadra'mî'nin "Cevrâ" veya "Yeîyş" adında Rum asıllı bir kölesi varmış, okuma-yazma bilirmiş ve kitap ehli imiş. Herkesi İslâm'a davet eden Allah'ın elçisi bazen Merve'de onu meclisine alır konuşurmuş. Kureyş müşrikleri buna kızar, Kur'ân'ı Muhammed'e bu hıristiyan öğretiyor diye alay etmek isterlermiş. Bir de Cebrâ ile Yesâra adlarında iki Rum, Mekke'de kılıç yaparlar, aynı zamanda Tevrat ve İncil okurlarmış, Hz. Peygamber arasıra bunlara uğrar, okuduklarına rast gelirse dinlermiş. Bazıları da bunu bahane etmek istemişler. Bir de Huveytıb b. Abdü'l-'Uzzâ'nın kölesi Abisâ kitaplara sahib imiş, müslüman olmuş, bunu gören müşrikler, "İşte Muhammed'e bu öğretiyormuş" demeğe kalkışmışlar. Bir de Selmân-ı Fârisî'den bahsedilmiştir.
İşte Nahl 103’te Muhammed Kuran’ı bu kişilerden öğrendikleriyle yazdırdığını inkâr ediyor ve Rumların dilinin yabancı olduğunu oysa Kuran’ın Arapça olduğunu söylüyor. İyi güzel de bu adamlar hiç Arapça bilmese bile yıllarca Kervanların başına geçen Rumlarla ticaret yapan Muhammed Rumca bilmiyor muydu? Üstelik tefsirde Muhammed’in Yeiyş ile konuştuğu ve Cebrâ ile Yesâra’nın Kuran ve Tevrat okumalarını dinlediği yazılı. Muhammed herhalde okunanları anlıyor ki gidip dinliyor. Temel alınan kaynağın da bir Müslüman tarafından yazılmış olan tefsir olduğuna dikkati çekeyim.
Abdullah b. Selâm, Medine Yahudilerinin ileri gelen âlimlerinden biri idi. Büyük bir âlim olan babası Selâm'dan birçok şeyle birlikte, Tevrat'ı ve tefsirini de öğrenmişti. Şimdi İslami bir siteden yaptığım alıntıya bakalım:
Medîne'de bir takım Yahûdî topluluğu Resûlullaha gelerek dediler ki:
- Senin getirdiğin dinde recm var mıdır?
Resûlullah efendimiz de onlara sordu:
- Recm cezâsı hakkında Tevratta ne yazıyor?
- Tevratta recm cezâsı yoktur.
Abdullah bin Selâm Yahûdîlere dedi ki:
- Yalan söylüyorsunuz! Tevratta recm âyeti vardır.
Bunun üzerine Tevratı getirip açtılar. Yahûdîlerden birisi elini recm âyetinin üzerine koyarak bundan önceki ve sonraki âyetleri okumaya başladı. Abdullah bin Selâm ona:
- Elini kaldır! dedi.
O da elini kaldırınca recm âyeti göründü. O zaman Yahûdîler dediler ki:
- Ey Muhammed! Abdullah bin Selâm doğru söyledi. Tevratta hakikaten recm âyeti vardır.
Bayağı ilginç Muhammed cevap vermek yerine neden Tevrat’ı soruyor, bu bir kenara Muhammed’in hemen yanında olan kişilerden biri Abdullah bin Selam’ın Tevrat bilgisinin ne kadar iyi olduğunu da görüyoruz. Abdullah bin Selam da babası gibi din alimi bir Yahudi’ydi.
Selman Farisi ise önce Zerdüşt bir İranlıydı daha sonra Hıristiyan olmuştu en sonunda Müslüman olan Selman’ın Muhammed’e çok faydası dokunmuştu. Zerdüştçülük dininin peygamberi Zerdüşt’ün de tıpkı Muhammed’in miracı gibi kalbini yıkayan bir melekle göğe yükseldiğini hatırlatmakta fayda var. Selman Zerdüşt dinini ve Hıristiyanlığı çok iyi bilirdi. Bilgisi ve ilmiyle çokça övülen Selman’a ve ekibin diğer üyelerine Muhammed çok şey borçludur.
Muhammed etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Muhammed etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Ağustos 2009 Pazar
11 Ağustos 2009 Salı
KURAN'DA MUHAMMED'İN KONUŞTUĞU AYETLER
Kuran’ın içindeki çelişki ve mantıksal tutarsızlıklar onun tanrı katından gelen bir kitap olmadığını pekâlâ ortaya koymaktadır bundan başka bir de Kuran’da bazı yerlerde Muhammed gaf yapmıştır ve Allah değil de Muhammed’in konuştuğu bariz bir şekilde ortadadır.
EN'ÂM – 114’e bakalım mesela. Diyanet İşleri’nin eski bir çevirisine bakalım önce:
“Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?' Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!”
Burada gördüğünüz gibi Allah’tan 3. şahıs olarak bahsediliyor. Ayrıca “O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?” diye konuşanın da Allah değil Muhammed olduğu apaçık ortadadır. Diyanet daha sonra Kur’an üzerine tartışmalar vs. olunca bu gerçeği gizlemek için bakın ne yaptı. Kuran çevirisinde tahrifat! Evet sırf Kur’an’daki bu açığı kapatmak için Kur’an’da olmayan kelimeleri sureye parantez içerisinde ekleme yoluna gidildi:
“Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.”
İşte ayetin orijinali, okunuşu ve kelime kelime anlamı:
أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا ۚ وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ
يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassala(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).
1. e fe gayre allâhi : artık, Allah'tan başka mı
2. ebtegî : arayayım, arıyorum
3. hakemen : bir hakem, hüküm veren
4. ve huve ellezî : ve o ki
5. enzele : indirdi
6. ileykum : size
7. el kitâbe : kitabı
8. mufassalan : açıklanmış olarak
9. ve ellezîne : ve onlar ki
10. âteynâ-hum : onlara verdik
11. el kitâbe : kitap
12. ya'lemûne : biliyorlar
13. enne-hu : onun ..... olduğunu
14. munezzelun : indirilmiş
15. min rabbi-ke : senin Rabbinden
16. bi el hakkı : hak ile
17. fe : o halde
18. lâ tekûnenne : sen sakın olma
19. min el mumterîne : şüphe edenlerden
Görüldüğü gibi ayette “de” kelimesi yok.
Peki söz konusu olan sadece EN'ÂM – 114 mü? Şimdi Diyanet’in TEVBE – 30 mealine de bakalım:
“Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!” Aceba bu ayette “Allah onları kahretsin!” diye beddua eden Allah mı yoksa Muhammed mi?
Gelelim Hûd suresine… Hûd suresinin ilk iki ayetinin eski çevirisine bakalım:
“Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.”
Bu Diyanet’in eski mealidir. Görüldüğü gibi burada da Allah değil Muhammed konuşuyor. Diyanet bu ayetteki tuhaflığı da fark ediyor ve daha sonra yukarıdaki kırmızıyla yazılan cümlenin başına parantez içinde bir “de ki” ekliyor ki ayetin orijinalinde bu “de ki” yok.
ZÂRİYÂT suresi 50. ve 51. ayetlerin mealine bakalım şimdi de:
“O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı Allah’ın kendisi mi Muhammed mi işte Muhammed bu ayetlere de “de ki” koymamış ve Diyanet henüz buralardaki sakatlığa ayıkıp “de ki” eklememiş.
MUNÂFİKÛN – 4’e de bir bakalım:
“Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider; konuşurlarsa sözlerini dinlersin; tıpkı, sıralanmış kof kütük gibidirler; her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar; onlar düşmandır, onlardan çekin; Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.”
Burda da “Allah canlarını alsın” diye konuşup beddua eden şüphesiz ki Allah değil Muhammed.
Gelelim TEBBET – 1’e:
“Ebû Leheb’in elleri kurusun. Zaten kurudu.”
Allah beddua edemeyeceğine göre bu sözde Muhammed’e ait. İşte Kuran’da Tanrı sözü olmadığı kesin olan ayetlerden bir demet.
EN'ÂM – 114’e bakalım mesela. Diyanet İşleri’nin eski bir çevirisine bakalım önce:
“Allah size Kitap'ı açık açık indirmişken O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?' Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun gerçekten Rableri katından indirilmiş olduğunu bilirler. Öyleyse, sen şüpheye düşenlerden olma!”
Burada gördüğünüz gibi Allah’tan 3. şahıs olarak bahsediliyor. Ayrıca “O'ndan başka bir hakem mi isteyeyim?” diye konuşanın da Allah değil Muhammed olduğu apaçık ortadadır. Diyanet daha sonra Kur’an üzerine tartışmalar vs. olunca bu gerçeği gizlemek için bakın ne yaptı. Kuran çevirisinde tahrifat! Evet sırf Kur’an’daki bu açığı kapatmak için Kur’an’da olmayan kelimeleri sureye parantez içerisinde ekleme yoluna gidildi:
“Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.”
İşte ayetin orijinali, okunuşu ve kelime kelime anlamı:
أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا ۚ وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ
يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
E fe gayrallâhi ebtegî hakemen ve huvellezî enzele ileykumul kitâbe mufassala(mufassalan), vellezîne âteynâhumul kitâbe ya’lemûne ennehu munezzelun min rabbike bil hakkı fe lâ tekûnenne minel mumterîn(mumterîne).
1. e fe gayre allâhi : artık, Allah'tan başka mı
2. ebtegî : arayayım, arıyorum
3. hakemen : bir hakem, hüküm veren
4. ve huve ellezî : ve o ki
5. enzele : indirdi
6. ileykum : size
7. el kitâbe : kitabı
8. mufassalan : açıklanmış olarak
9. ve ellezîne : ve onlar ki
10. âteynâ-hum : onlara verdik
11. el kitâbe : kitap
12. ya'lemûne : biliyorlar
13. enne-hu : onun ..... olduğunu
14. munezzelun : indirilmiş
15. min rabbi-ke : senin Rabbinden
16. bi el hakkı : hak ile
17. fe : o halde
18. lâ tekûnenne : sen sakın olma
19. min el mumterîne : şüphe edenlerden
Görüldüğü gibi ayette “de” kelimesi yok.
Peki söz konusu olan sadece EN'ÂM – 114 mü? Şimdi Diyanet’in TEVBE – 30 mealine de bakalım:
“Yahudiler, “Üzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar ise, “İsa Mesih, Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri (gerçeği yansıtmayan) sözleridir. Onların bu sözleri daha önce inkâr etmiş kimselerin söylediklerine benziyor. Allah, onları kahretsin. Nasıl da haktan çevriliyorlar!” Aceba bu ayette “Allah onları kahretsin!” diye beddua eden Allah mı yoksa Muhammed mi?
Gelelim Hûd suresine… Hûd suresinin ilk iki ayetinin eski çevirisine bakalım:
“Elif, Lam, Ra. Bu Kitap, hakim ve haberdar olan Allah tarafından, Allah'tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye ayetleri kesin kılınmış, sonra da uzun uzadıya açıklanmış bir Kitap'dır. Ben size, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.”
Bu Diyanet’in eski mealidir. Görüldüğü gibi burada da Allah değil Muhammed konuşuyor. Diyanet bu ayetteki tuhaflığı da fark ediyor ve daha sonra yukarıdaki kırmızıyla yazılan cümlenin başına parantez içinde bir “de ki” ekliyor ki ayetin orijinalinde bu “de ki” yok.
ZÂRİYÂT suresi 50. ve 51. ayetlerin mealine bakalım şimdi de:
“O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.” Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı Allah’ın kendisi mi Muhammed mi işte Muhammed bu ayetlere de “de ki” koymamış ve Diyanet henüz buralardaki sakatlığa ayıkıp “de ki” eklememiş.
MUNÂFİKÛN – 4’e de bir bakalım:
“Onlara baktığın zaman cüsseleri hoşuna gider; konuşurlarsa sözlerini dinlersin; tıpkı, sıralanmış kof kütük gibidirler; her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar; onlar düşmandır, onlardan çekin; Allah canlarını alsın, nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar.”
Burda da “Allah canlarını alsın” diye konuşup beddua eden şüphesiz ki Allah değil Muhammed.
Gelelim TEBBET – 1’e:
“Ebû Leheb’in elleri kurusun. Zaten kurudu.”
Allah beddua edemeyeceğine göre bu sözde Muhammed’e ait. İşte Kuran’da Tanrı sözü olmadığı kesin olan ayetlerden bir demet.
Etiketler:
Allah,
ayet,
benzersiz kuran,
mucize,
Muhammed
10 Haziran 2009 Çarşamba
ALLAH MI MUHAMMED Mİ?
İslam'da Muhammed mi daha büyük ve saygındır yoksa Allah mı? İlk bakışta bu soru anlamsız gibi görünebilir. Ama biraz düşünelim bugün bir Müslüman "Allah"ın adını sık sık anarlar fakat dikkat ederseniz Allah'tan bahsederken o saygı belirten ünvan sıfatını (hazret) kullanmayıp yalnızca "Allah" derler. Fakat bir Müslüman Allah'a kuru kuruya "Allah" derken Muhammed'e hiçbir zaman Muhammed demeyip hep "Hazreti Muhammed" der.
Dahası Allah'ın adı anıldığında Müslüman kılını kıpırdatmazken Muhammed adı anıldığında sağ el kalbin üzerine konup "salallahü alleyhi vesselam" denir. Her namazın sonunda okunan salavatı şerifeler (Allahümme salli ve Allahümme barik duaları) Kuran'da yazan dualar değildir ve bu dualarda da Muhammed anılır onun için iyi dileklerde bulunur. Muhammed namaza bile kendi adına okunacak hayır duaları koyup insanların kendisini kendi ölüp gitse bile unutmamasını sağlamıştır. Kendisi öldürttüğü adamların karısını kızını cariye yapıp ırzına geçerken Kuran'a ayet koydurup kendi karılarıyla kendisi öldükten sonra bile evlenmeyi yasaklamıştır. Kendisi evlatlığının karısıyla evlenebilirken kendi karıları tüm müminlerin atası olmuştur. Ve kendisi öldükten sonra dahi onlarla kimse evlenememiştir.
İnsanların sürekli kendisini anması ve hatırlaması da Muhammed'i kesmemiş olacak ki Muhammed Kuran'a şu ayeti de ekler: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." Allah Muhammed'in adını anarak salavat getiriyor Allah Muhammed'e resmen ibadet ediyor. Yok artık, Muhammed kendisini Allah'tan da üstün kılıyor bu ayette.
Dahası Muhammed öyle bir tabu haline gelmiş ki dokuz yaşındaki bir kız çocuğuyla gerdeğe girmesi normal karşılanabiliyor. Kimileri büyük bir utanmazlıkla Buhari ve Müslim'in hadislerini inkara kadar götürüyor işi. Biraz daha dürüst olmaya çalışan da Arabistan'da kızlar erken olgunlaşırdı vs. şeklinde durumu kurtaracak bir kılıf bulmaya çalışıyor.
Şimdi bir Müslüman'ın (Kaygusuz Abdal) tanrıya hitaben yazdığı şiirine bir bakalım:
" yucelerden yuce tanri
gunduzlerden gece tanri
ismin vardir cismin yoktur
sen benzersin hice tanri "
yücelerden yüce gördüm
erbabsın sen koca tanrı
bu allahlığı sen nerden
satın aldın kaça tanrı
ali ile bir olmuşsun
bir mektepte okumuşsun
ali olmuş hafız kelam
sen okursun hece tanrı
kıldan bir köprü yapmışsın
gelsin kullar geçsin deyu
hele biz şöyle duralım
yiğit isen sen geç tanrı
yaratmışsın bağ-u cennet
kulların etsinler sohbet
cehennemi ne yarattın
be akılsız koca tanrı
unuttuk diye namazı
bizi ateşe atarsın
kul yanması abes değil
gel bas kızgın saca tanrı
senin kulların anılır
atası anası ile
senin anan baban yoktur
benzersin bir piçe tanrı
seni her yerde görürüm
için dışını bilirim
sırrın halka faş edersem
halin nice olur tanrı
kaygusuzum der buradan
cümle mahluku yaradan
kaldır perdeyi aradan
gezelim beraber tanrı
Aceba Kaygusuz Abdal bu lafların yarısını Muhammed için söyleyebilmiş mi?
Dahası Allah'ın adı anıldığında Müslüman kılını kıpırdatmazken Muhammed adı anıldığında sağ el kalbin üzerine konup "salallahü alleyhi vesselam" denir. Her namazın sonunda okunan salavatı şerifeler (Allahümme salli ve Allahümme barik duaları) Kuran'da yazan dualar değildir ve bu dualarda da Muhammed anılır onun için iyi dileklerde bulunur. Muhammed namaza bile kendi adına okunacak hayır duaları koyup insanların kendisini kendi ölüp gitse bile unutmamasını sağlamıştır. Kendisi öldürttüğü adamların karısını kızını cariye yapıp ırzına geçerken Kuran'a ayet koydurup kendi karılarıyla kendisi öldükten sonra bile evlenmeyi yasaklamıştır. Kendisi evlatlığının karısıyla evlenebilirken kendi karıları tüm müminlerin atası olmuştur. Ve kendisi öldükten sonra dahi onlarla kimse evlenememiştir.
İnsanların sürekli kendisini anması ve hatırlaması da Muhammed'i kesmemiş olacak ki Muhammed Kuran'a şu ayeti de ekler: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber'e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin." Allah Muhammed'in adını anarak salavat getiriyor Allah Muhammed'e resmen ibadet ediyor. Yok artık, Muhammed kendisini Allah'tan da üstün kılıyor bu ayette.
Dahası Muhammed öyle bir tabu haline gelmiş ki dokuz yaşındaki bir kız çocuğuyla gerdeğe girmesi normal karşılanabiliyor. Kimileri büyük bir utanmazlıkla Buhari ve Müslim'in hadislerini inkara kadar götürüyor işi. Biraz daha dürüst olmaya çalışan da Arabistan'da kızlar erken olgunlaşırdı vs. şeklinde durumu kurtaracak bir kılıf bulmaya çalışıyor.
Şimdi bir Müslüman'ın (Kaygusuz Abdal) tanrıya hitaben yazdığı şiirine bir bakalım:
" yucelerden yuce tanri
gunduzlerden gece tanri
ismin vardir cismin yoktur
sen benzersin hice tanri "
yücelerden yüce gördüm
erbabsın sen koca tanrı
bu allahlığı sen nerden
satın aldın kaça tanrı
ali ile bir olmuşsun
bir mektepte okumuşsun
ali olmuş hafız kelam
sen okursun hece tanrı
kıldan bir köprü yapmışsın
gelsin kullar geçsin deyu
hele biz şöyle duralım
yiğit isen sen geç tanrı
yaratmışsın bağ-u cennet
kulların etsinler sohbet
cehennemi ne yarattın
be akılsız koca tanrı
unuttuk diye namazı
bizi ateşe atarsın
kul yanması abes değil
gel bas kızgın saca tanrı
senin kulların anılır
atası anası ile
senin anan baban yoktur
benzersin bir piçe tanrı
seni her yerde görürüm
için dışını bilirim
sırrın halka faş edersem
halin nice olur tanrı
kaygusuzum der buradan
cümle mahluku yaradan
kaldır perdeyi aradan
gezelim beraber tanrı
Aceba Kaygusuz Abdal bu lafların yarısını Muhammed için söyleyebilmiş mi?
Etiketler:
Allah,
Kaygusuz Abdal,
Muhammed,
Şathiye,
Şathiyye
5 Nisan 2009 Pazar
İÇKİ NEDEN HARAMDIR?
Kuran içki konusunda Bakın ne diyor:
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (NAHL/ 67)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (NİSA / 43)
Gördüğünüz gibi içki başlarda serbest önce Allah'ın verdiği bir nimet olarak anılmış. Sonra dediklerinizi şaşırmayın diye içkiliyken namaz kılmayın diyor. Çünkü Ali sarhoşken bir ayeti yanlış söylemiş. Yani içki haramdır, demiyor hatta ne dediğini bilirsen sarhoşken de kılabilirsin.
Fasıl : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Nisa Suresi
Ravi : Ali
Hadis : İbnu Avf (ra) bizim için yemek hazırlayarak bizi davet etti, gittik, yemeği yedik. Arkadan şarap ikram etti, içtik. Bu ziyafet şarabın haram edilmesinden önce idi. Şarab beni sarhoş etmişti. Namaz vakti gelince imam olmamı istediler. Namazda Kafirun suresini okudum. Ancak "sizin taptığınıza ben tapmam" diyecek yerde "biz, sizin taptığınıza taparız" şeklinde yanlış okudum. Bunun üzerine: "Ey iman edenler! sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünubken -yolcu olan müstesna- gusledene kadar namaza yaklaşmayın..." ayeti nazil oldu." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu belirtir)
HadisNo : 556
Sonra birden iş değişir:
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (MAİDE/ 90)
Fasıl : İÇECEKLER BÖLÜMÜ
Konu : Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler
Ravi : Hasan İbnu Ali
Hadis : Hasan İbnu Ali (ra) babasından naklen anlatıyor: "Bedir savaşı ganimetinden hisseme düşen yaşlı bir devem vardı. Resulullah (sav) da humus`dan (o gün) bana yaşlı bir deve daha verdi. Develerim, Ensar`dan bir zatın hücresinde ıhmış dururken (yanlarına) geldim. Bir de ne göreyim, develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri oyulmuş, ciğerleri de sökülmüştü. Bu manzarayı görünce kendimi tutamayıp, ağladım. "Bunu kim yaptı?" diye sordum. "Hamza yaptı. Şu anda, falanca evde, Ensardan birinin içki meclisindedir. Şarkıcı cariye ona şarkı okumuş, şarkısında şunları söylemişti" dediler: "Ey Hamza! Şişman yaşlı develere dikkat et, onlar avluda bağlıdırlar, bıçağı onların sinesine vur, pirzola veya benzerini çabuk yap!" Bu şarkı üzerinde Hamza (ra) fırlayıp, kılıcı kapıp develerin hörgüçlerini kesmiş, karınlarını yarmış, ciğerlerini sökmüş." Hz. Ali (ra) devamla şunları söyledi: "Ben hemen gidip Resulullah (sav)`ın huzuruna çıktım. Yanında Zeyd İbnu Harise vardı. Beni görünce, başımdan geçenleri yüzümden okudu. "Neyin var?" diye sordu. Ben: "Ey Allah`ın Resulü! Bugünkü gibi (dehşetli bir manzara) görmedim. Hamza iki deveme saldırıp hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini yarmış. Hemencecik şurada, bir içki meclisinde!" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sav) ridasını istedi, getirdiler, giyip yayan gitti. Biz de arkasına düştük. Hamza`nın bulunduğu eve kadar geldi. İzin istedi, buyur ettiler. Girince bir içki meclisiyle karşılaştı. Resulullah (sav) fiilinden dolayı Hamza`yı ayıplamaya başladı. Hamza sarhoştu, gözleri kızarmıştı. Resulullah (sav)`a baktı, sonra nazar edip aşağıdan dizlerine kadar süzdü, tekrar ayağından başlayıp beline kadar süzdü, sonra tekrar bakışlarıyla süzerek yüzüne kadar geldi ve: "Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?" dedi. Resulullah (sav) onun sarhoş olduğunu anladı. Hemen izinin üstüne geri döndü, çıkıp gitti. Peşinden biz de çıktık. Bu vak`a hamr`ın haram edilmesinden önce idi."
HadisNo : 2278
Görüldüğü gibi insanlar içkiliyken Muhammed'e kafa tutabiliyor ve otoritesi sarsılıyor diye Muhammed, içkiyi haram kılma yoluna gitmiş.
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet vardır. (NAHL/ 67)
Ey iman edenler, sarhoş iken, ne dediğinizi bilinceye ve cünüp iken de -yolculukta olmanız hariç- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet yerinden) gelmişseniz yahud kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin, (hafifçe) yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (NİSA / 43)
Gördüğünüz gibi içki başlarda serbest önce Allah'ın verdiği bir nimet olarak anılmış. Sonra dediklerinizi şaşırmayın diye içkiliyken namaz kılmayın diyor. Çünkü Ali sarhoşken bir ayeti yanlış söylemiş. Yani içki haramdır, demiyor hatta ne dediğini bilirsen sarhoşken de kılabilirsin.
Fasıl : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Nisa Suresi
Ravi : Ali
Hadis : İbnu Avf (ra) bizim için yemek hazırlayarak bizi davet etti, gittik, yemeği yedik. Arkadan şarap ikram etti, içtik. Bu ziyafet şarabın haram edilmesinden önce idi. Şarab beni sarhoş etmişti. Namaz vakti gelince imam olmamı istediler. Namazda Kafirun suresini okudum. Ancak "sizin taptığınıza ben tapmam" diyecek yerde "biz, sizin taptığınıza taparız" şeklinde yanlış okudum. Bunun üzerine: "Ey iman edenler! sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünubken -yolcu olan müstesna- gusledene kadar namaza yaklaşmayın..." ayeti nazil oldu." (Tirmizi hadisin sahih olduğunu belirtir)
HadisNo : 556
Sonra birden iş değişir:
Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (MAİDE/ 90)
Fasıl : İÇECEKLER BÖLÜMÜ
Konu : Hamrın Tahrimi Ve Yapıldığı Maddeler
Ravi : Hasan İbnu Ali
Hadis : Hasan İbnu Ali (ra) babasından naklen anlatıyor: "Bedir savaşı ganimetinden hisseme düşen yaşlı bir devem vardı. Resulullah (sav) da humus`dan (o gün) bana yaşlı bir deve daha verdi. Develerim, Ensar`dan bir zatın hücresinde ıhmış dururken (yanlarına) geldim. Bir de ne göreyim, develerimin hörgüçleri kesilmiş, böğürleri oyulmuş, ciğerleri de sökülmüştü. Bu manzarayı görünce kendimi tutamayıp, ağladım. "Bunu kim yaptı?" diye sordum. "Hamza yaptı. Şu anda, falanca evde, Ensardan birinin içki meclisindedir. Şarkıcı cariye ona şarkı okumuş, şarkısında şunları söylemişti" dediler: "Ey Hamza! Şişman yaşlı develere dikkat et, onlar avluda bağlıdırlar, bıçağı onların sinesine vur, pirzola veya benzerini çabuk yap!" Bu şarkı üzerinde Hamza (ra) fırlayıp, kılıcı kapıp develerin hörgüçlerini kesmiş, karınlarını yarmış, ciğerlerini sökmüş." Hz. Ali (ra) devamla şunları söyledi: "Ben hemen gidip Resulullah (sav)`ın huzuruna çıktım. Yanında Zeyd İbnu Harise vardı. Beni görünce, başımdan geçenleri yüzümden okudu. "Neyin var?" diye sordu. Ben: "Ey Allah`ın Resulü! Bugünkü gibi (dehşetli bir manzara) görmedim. Hamza iki deveme saldırıp hörgüçlerini kesmiş, böğürlerini yarmış. Hemencecik şurada, bir içki meclisinde!" dedim. Bunun üzerine Resulullah (sav) ridasını istedi, getirdiler, giyip yayan gitti. Biz de arkasına düştük. Hamza`nın bulunduğu eve kadar geldi. İzin istedi, buyur ettiler. Girince bir içki meclisiyle karşılaştı. Resulullah (sav) fiilinden dolayı Hamza`yı ayıplamaya başladı. Hamza sarhoştu, gözleri kızarmıştı. Resulullah (sav)`a baktı, sonra nazar edip aşağıdan dizlerine kadar süzdü, tekrar ayağından başlayıp beline kadar süzdü, sonra tekrar bakışlarıyla süzerek yüzüne kadar geldi ve: "Siz benim babamın kölelerinden başka bir şey misiniz?" dedi. Resulullah (sav) onun sarhoş olduğunu anladı. Hemen izinin üstüne geri döndü, çıkıp gitti. Peşinden biz de çıktık. Bu vak`a hamr`ın haram edilmesinden önce idi."
HadisNo : 2278
Görüldüğü gibi insanlar içkiliyken Muhammed'e kafa tutabiliyor ve otoritesi sarsılıyor diye Muhammed, içkiyi haram kılma yoluna gitmiş.
21 Mart 2009 Cumartesi
HADİSLERDE KADIN
Muhammed'e göre kadının tek değeri erkeği hoşnut etmesidir. Erkeğin gönlünü hoş tutmaktan başka kadının hiçbir amacı yaşam nedeni değeri yoktur.
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : "Ey Allah`ın Resulü!" dendi, "hangi kadın daha hayırlıdır?" "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.
HadisNo : 3298
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ümmü Seleme
Hadis :Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer."
HadisNo : 3294
Kadının arzusu isteyip istememesi hiç önemli değildir, kadın kocası çağırdığı an koşa koşa yatağa girmedilir
Fasıl : ORUÇ BÖLÜMÜ
Konu : İftarda Ta`cil
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "kadın, kocası varken izin almadan (nafile) oruç tutmasın." (Ebu Davud`un rivayetinde, "Ramazan dışında" ziyadesi vardır.)
HadisNo : 3203
Öyle ya hadi adamın canı çekti. Olmaaz.
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis :Bir başka rivayette: "kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lanetler" denmiştir.
HadisNo : 3297
Erkek kadını isterse boşuyor. Bir kısıtlaması yok. Ama kadın erkekle eşit keyfilikte davranırsa sonsuza dek cehennemlik oluyor
Kadın erkeğin tapulu malıdır kocası ölse bile kadının evlenmeyip çocuklara bakması gerekir ki o kadın çok değerli olsun. Gerçi Muhammed Hatice öldükten sonra uçanı kaçanı nikahına almıştı ama o kadın değildi ne de olsa.
Fasil : BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ
Konu : Evlad Ve Akrabalara İyilik
Ravi : Avf İbnu Malik el-Eşcal
Hadis : Hz. Peygamber (sav): "Ben ve yanakları kararmış kadın kıyamet günü şu iki şey gibi yan yanayız. - Hadisi rivayet eden Yezid İbnu Zürey, baş ve orta parmaklarıyla işaret yaptı - O kadın ki, mevkii, makamı bulunan kocasından dul kalmıştır, (maddi imkanlarından başka) neseb ve güzelliği yerindedir. Bütün bunlara rağmen (evlenmez) ve yetimler büyüyünceye veya ölünceye kadar kendini onlara hasreder." (Hadiste geçen "yanakları kararmış kadın" tabiriyle Hz. Peygamber (sav) yetimlerim büyütmek gayesiyle süslenmeyi ve rahat yaşamayı terkeden, çektiği sıkıntılar sebebiyle cildi kararan dul kadını ifade buyurmuştur)
HadisNo : 174
Fasıl : TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ
Konu : Talak Hakkında Müteferrik Hükümler
Ravi : Sevban
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın (çok ciddî) bir gerek yokken kocasına boşanma talebinde bulunursa, bilsin ki, cennetin kokusu kendisine haramdır."
HadisNo : 4083
Muhammed yürüyen ferc gibi görür. Kadın cinsel bir objeden öte değildir. Şeytan müminleri kadınla azdırır kadın erkekleri ayartır. Bu tarz bir bakışı olmasa "kadın"ı "şeytanın oltası"na benzetir mi?
Fasil : MEV`İZELER BÖLÜMÜ
Konu : Mev`izeler Hakkında
Ravi : Huzeyfe
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır. kadın, şeytanın oltasıdır, dünya seugisi her çeşit hatanın başıdır." [Rezin tahriç etmiştir.]
HadisNo : 5373
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Kadına Bakma Hakkında
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttali olur."
HadisNo: 3443
Câbir lbn Abdullah anlatıyor:
- "Peygamber bir kadın gördü; hemen Zeyneb'e gitti. Ki Zeyneb o sırada bir derisini ovup işliyordu. Peygamber hemen cinsel ihtiyacını gördü. Sonra arkadaşlarının yanına çıktı. Ve şöyle konuştu:
- Kadın, şeytan biçiminde çıkar karşıya. Ve yine şeytan biçiminde dönüp gider. Bu nedenle sizden herhangi biriniz bir kadın gördü mü, hemen karısına gidip onunla yatsın. Çünkü bu (cinsel ilişki), o kişinin içindekini (kabaran şehvetini) söndürür."
(Bkz. Müslim, e's- Sahih, Kitabu'n-Nikâh/9-10, hadis no: 1403; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n-Nikâh/44, hadis no: 2151; Tirmizî, Sünen, Kitab'r-Rıdâ'/9, hadis no: 1158.)
Muhammed biraz kendine torpil geçmiş mehirsiz karı almak vb. şeklinde zaten bunlar bilinir ama biraz tuhaf bir çifte standart var. Bir kadın Muhammed'in yanında def çalıp şarkı söyleyebilir ama başka bir erkek bir kadına bakamaz bile
Fasıl : NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ
Konu : Taate Yönelik Nezir
Ravi : Amr İbnu Şuayb an Ebihi an Ceddihi
Hadis : Bir kadın (gelerek): "Ey Allah`ın Resulü! Ben senin yanibaşında def çalmaya nezrettim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Nezrini yerine getir!" buyurdular.
HadisNo : 5741
Fasıl : HACC VE UMRE BÖLÜMÜ
Konu : Haccda Niyabet
Ravi : İbnu Abbas
Hadis :Fadl İbnu Abbas (ra), Resulullah (sav)`ın terkisinde idi. Has`ame`den bir kadın birşeyler sormak istiyordu. Fadl, kadına, kadın da Fadl`a bakmaya başladı. Resulullah (sav) eliyle Fadl`ın başını öbür istikamete çevirdi. kadın: "Ey Allah`ın Resulü, Allah`ın kullarına yazdığı hacc farızası yaşlı ve ihtiyar babama ulaştı. Ancak o, bineğin üzerinde durabilecek halde bile değil. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?" dedi. Resulullah (sav): "Evet." dedi. Bu hadise, Veda Haccında cereyan etti.
HadisNo : 1553
Muhammed'e göre sokağa çıkarken koku sürünen kadın o...pudur.
Fasıl : ZİNET BÖLÜMÜ
Konu : Koku Ve Yağ
Ravi : Ebu Musa
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her göz zanidir. Şurası muhakkak ki, kadın koku sürünür, sonra da (erkek) cemaate uğrarsa o da zaniyedir."
HadisNo : 2145
Kadın tecavüze de uğrarsa suçludur tahrik etmeyin tecavüz etmesinler kardeşim hem tecavüze uğrayan kadın hak etmiştir
Fasıl : HUDUD BÖLÜMÜ
Konu : Zina Haddi
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Hz. Ömer (ra)`e, zina yapmış olan deli bir kadın getirildi. (Recm edilip edilemeyeceği hususunda) halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. kadına Hz. Ali (ra) uğradı. (Hazırlığı görünce): "Bunun hali nedir?" diye sordu. Kendisine: "Falanca kabileden deli bir kadındır, zina yapmıştır. Hz. Ömer (ra), recmedilmesine hükmetmiştir" dediler. Hz. Ali (ra): "kadını geri götürün!" dedi, sonra Hz. Ömer`e uğrayıp: "Ey müzminlerin emiri! Bilirsin ki, Resulullah (sav): "Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler): Buluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan." Bu biçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki akli noksanlığı sırasında tecavüz etmiştir" dedi. HadisNo : 1597
Bu rezillik değil mi? Tecavüz edilen bir mağduru öldürmeye kalkışmak alçakça değil mi?
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : "Ey Allah`ın Resulü!" dendi, "hangi kadın daha hayırlıdır?" "Kocası bakınca onu sürura garkeden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın!" diye cevap verdi.
HadisNo : 3298
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ümmü Seleme
Hadis :Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak vefat ederse, cennete girer."
HadisNo : 3294
Kadının arzusu isteyip istememesi hiç önemli değildir, kadın kocası çağırdığı an koşa koşa yatağa girmedilir
Fasıl : ORUÇ BÖLÜMÜ
Konu : İftarda Ta`cil
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "kadın, kocası varken izin almadan (nafile) oruç tutmasın." (Ebu Davud`un rivayetinde, "Ramazan dışında" ziyadesi vardır.)
HadisNo : 3203
Öyle ya hadi adamın canı çekti. Olmaaz.
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Erkeğin Hanımı Üzerindeki Hakları
Ravi : Ebu Hüreyre
Hadis :Bir başka rivayette: "kadın küskünlükle kocasının yatağından ayrı olarak sabahlarsa, melekler onu lanetler" denmiştir.
HadisNo : 3297
Erkek kadını isterse boşuyor. Bir kısıtlaması yok. Ama kadın erkekle eşit keyfilikte davranırsa sonsuza dek cehennemlik oluyor
Kadın erkeğin tapulu malıdır kocası ölse bile kadının evlenmeyip çocuklara bakması gerekir ki o kadın çok değerli olsun. Gerçi Muhammed Hatice öldükten sonra uçanı kaçanı nikahına almıştı ama o kadın değildi ne de olsa.
Fasil : BİRR (EBEVEYNE İYİLİK) BÖLÜMÜ
Konu : Evlad Ve Akrabalara İyilik
Ravi : Avf İbnu Malik el-Eşcal
Hadis : Hz. Peygamber (sav): "Ben ve yanakları kararmış kadın kıyamet günü şu iki şey gibi yan yanayız. - Hadisi rivayet eden Yezid İbnu Zürey, baş ve orta parmaklarıyla işaret yaptı - O kadın ki, mevkii, makamı bulunan kocasından dul kalmıştır, (maddi imkanlarından başka) neseb ve güzelliği yerindedir. Bütün bunlara rağmen (evlenmez) ve yetimler büyüyünceye veya ölünceye kadar kendini onlara hasreder." (Hadiste geçen "yanakları kararmış kadın" tabiriyle Hz. Peygamber (sav) yetimlerim büyütmek gayesiyle süslenmeyi ve rahat yaşamayı terkeden, çektiği sıkıntılar sebebiyle cildi kararan dul kadını ifade buyurmuştur)
HadisNo : 174
Fasıl : TIBB VE RUKYE BÖLÜMÜ
Konu : Talak Hakkında Müteferrik Hükümler
Ravi : Sevban
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hangi kadın (çok ciddî) bir gerek yokken kocasına boşanma talebinde bulunursa, bilsin ki, cennetin kokusu kendisine haramdır."
HadisNo : 4083
Muhammed yürüyen ferc gibi görür. Kadın cinsel bir objeden öte değildir. Şeytan müminleri kadınla azdırır kadın erkekleri ayartır. Bu tarz bir bakışı olmasa "kadın"ı "şeytanın oltası"na benzetir mi?
Fasil : MEV`İZELER BÖLÜMÜ
Konu : Mev`izeler Hakkında
Ravi : Huzeyfe
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hamr (sarhoş edici içki), günahın her çeşidinin kaynağıdır. kadın, şeytanın oltasıdır, dünya seugisi her çeşit hatanın başıdır." [Rezin tahriç etmiştir.]
HadisNo : 5373
Fasil : SOHBET BÖLÜMÜ
Konu : Kadına Bakma Hakkında
Ravi : İbnu Mes`ud
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "kadın avrettir, dışarı çıktı mı şeytan ona muttali olur."
HadisNo: 3443
Câbir lbn Abdullah anlatıyor:
- "Peygamber bir kadın gördü; hemen Zeyneb'e gitti. Ki Zeyneb o sırada bir derisini ovup işliyordu. Peygamber hemen cinsel ihtiyacını gördü. Sonra arkadaşlarının yanına çıktı. Ve şöyle konuştu:
- Kadın, şeytan biçiminde çıkar karşıya. Ve yine şeytan biçiminde dönüp gider. Bu nedenle sizden herhangi biriniz bir kadın gördü mü, hemen karısına gidip onunla yatsın. Çünkü bu (cinsel ilişki), o kişinin içindekini (kabaran şehvetini) söndürür."
(Bkz. Müslim, e's- Sahih, Kitabu'n-Nikâh/9-10, hadis no: 1403; Ebu Davud, Sünen, Kitabu'n-Nikâh/44, hadis no: 2151; Tirmizî, Sünen, Kitab'r-Rıdâ'/9, hadis no: 1158.)
Muhammed biraz kendine torpil geçmiş mehirsiz karı almak vb. şeklinde zaten bunlar bilinir ama biraz tuhaf bir çifte standart var. Bir kadın Muhammed'in yanında def çalıp şarkı söyleyebilir ama başka bir erkek bir kadına bakamaz bile
Fasıl : NEZİR (ADAK) BÖLÜMÜ
Konu : Taate Yönelik Nezir
Ravi : Amr İbnu Şuayb an Ebihi an Ceddihi
Hadis : Bir kadın (gelerek): "Ey Allah`ın Resulü! Ben senin yanibaşında def çalmaya nezrettim!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Nezrini yerine getir!" buyurdular.
HadisNo : 5741
Fasıl : HACC VE UMRE BÖLÜMÜ
Konu : Haccda Niyabet
Ravi : İbnu Abbas
Hadis :Fadl İbnu Abbas (ra), Resulullah (sav)`ın terkisinde idi. Has`ame`den bir kadın birşeyler sormak istiyordu. Fadl, kadına, kadın da Fadl`a bakmaya başladı. Resulullah (sav) eliyle Fadl`ın başını öbür istikamete çevirdi. kadın: "Ey Allah`ın Resulü, Allah`ın kullarına yazdığı hacc farızası yaşlı ve ihtiyar babama ulaştı. Ancak o, bineğin üzerinde durabilecek halde bile değil. Ben ona bedel hacc yapabilir miyim?" dedi. Resulullah (sav): "Evet." dedi. Bu hadise, Veda Haccında cereyan etti.
HadisNo : 1553
Muhammed'e göre sokağa çıkarken koku sürünen kadın o...pudur.
Fasıl : ZİNET BÖLÜMÜ
Konu : Koku Ve Yağ
Ravi : Ebu Musa
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her göz zanidir. Şurası muhakkak ki, kadın koku sürünür, sonra da (erkek) cemaate uğrarsa o da zaniyedir."
HadisNo : 2145
Kadın tecavüze de uğrarsa suçludur tahrik etmeyin tecavüz etmesinler kardeşim hem tecavüze uğrayan kadın hak etmiştir
Fasıl : HUDUD BÖLÜMÜ
Konu : Zina Haddi
Ravi : İbnu Abbas
Hadis : Hz. Ömer (ra)`e, zina yapmış olan deli bir kadın getirildi. (Recm edilip edilemeyeceği hususunda) halkla istişare ederek recmedilmesine hükmetti. kadına Hz. Ali (ra) uğradı. (Hazırlığı görünce): "Bunun hali nedir?" diye sordu. Kendisine: "Falanca kabileden deli bir kadındır, zina yapmıştır. Hz. Ömer (ra), recmedilmesine hükmetmiştir" dediler. Hz. Ali (ra): "kadını geri götürün!" dedi, sonra Hz. Ömer`e uğrayıp: "Ey müzminlerin emiri! Bilirsin ki, Resulullah (sav): "Kalem üç kişiden kaldırılmıştır (artık onlar yaptıklarından sorumlu değildirler): Buluğa erinceye kadar çocuktan, uyanıncaya kadar uyuyandan, şifa buluncaya kadar bunamıştan." Bu biçare kadın falanca kabilenin bunağıdır. Ona tecavüz eden, muhakkak ki akli noksanlığı sırasında tecavüz etmiştir" dedi. HadisNo : 1597
Bu rezillik değil mi? Tecavüz edilen bir mağduru öldürmeye kalkışmak alçakça değil mi?
13 Mart 2009 Cuma
MUHAMMED YAŞARKEN İNSANLARIN ONA BAKIŞI
Bildiğiniz gibi Muhammed Mekke’de çevresine fazla yandaş toplayamamış fakat Medine’nin önemli kişilerini kendi tarafına çekebilmişti. Hem dünyalık ganimetler hem de Ahirette güzel memeli huriler ve bal ırmakları vaadiyle Medinelileri yanına çektikten sonra Medine’ye göç etti. Medine Mekke’den daha verimli tarıma elverişliydi her şey bol ve ucuzdu.fakat Müslümanların gelmesi ve o sıralar yağmurun da azalması nedeniyle kıtlık ve sıkıntı başladı
2154 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Muhâcirler Medîne'ye geldikleri vakit ellerinde hiçbir şey yoktu. Ensar ise arazi ve akar sahibi kimselerdi. Her yıl mallarını, ürünlerinin yarısını onlara vermek, bunlar da çalışma ve bakım işlerini üzerlerine almak şartıyla anlaştılar. (Buhârî, Hibe 35; Müslim, Cihâd 70, (1771).
Görüldüğü gibi çoğu yoksul Müslümanların Medine’ye gelişiyle Medineliler evlerini paylaşmak da dahil bazı fedakarlıklar yapmış. Fakat Elmalılı’nın Nisa 78 tefsirinde anlattığına göre bir süre sonra kıtlık başlamış başta Muhammed’i pek şaşaalı karşılayanlar da başlamış bunun karşısında homurdanmaya. Muhammed’in gelmesiyle kıtlık olduğunu Muhammed’in şehre uğursuzluk getirdiğini söylemeye başlamışlar. Bu sırada homurtular artınca Allah Muhammed’in yardımına yetişir:
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: 'Bu Allah'tandır' derler, bir kötülüğe uğrarlarsa 'Bu, senin tarafındandır' derler. De ki: 'Hepsi Allah'tandır'. Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? (NİSÂ - 78)
Nisa 78’de Allah ansarı bir güzel azarlamış ve Muhammed kulunun prestijini kurtarmıştı. Hoş daha 5-6 yaşlarında bir çocukken kafasının üstünde bulut peydah olup çölde yürürken ona gölge yapardı ama şimdi Allah bir türlü iki üç bulut gönderip Medine’ye yağmur yağdırmamış gelenler de var nüfus artınca da kıtlık olmuştu.
Yalnız bir şey daha var Allah neden sıkıntı çektiriyordu öyle ya nasılsa onlar müminler. Allah’ın yardım etmesi gerekmez miydi? Yoksa Muhammed peygamber değildi de kazıklıyor muydu? Yok yok yapmaz ama ya yaptıysa. Bu sefer yine söylentiler ve huzursuzluklar başlar Allah yine nimet vermek rızıklandırmak yerine Medineliler’i uyarmayı seçer. Daha doğrusu Muhammed buna da bir kılıf bulmuştu:
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.( A'RÂF - 94)
Bir zaman sonra İslam palazlanıp güçlendi ve Muhammed etrafında topladığı eli kılıçlı mücahitlerle vurguna ve yağmalamaya başladı. Savaşla karınlarını doyuran Müslümanların başındaki Muhammed savaşlarda fiilen vuruşmasa da ganimetten aslan payını kapıyordu (%20 ya da beşte bir) Peki bu adamlar savaşmasa Muhammed böyle kazanabilir mi? Hayır. Bunu ileri sürdüklerinde ya da Muhammed’in kendilerine borçlu olduğunu düşündüklerinde gene Allah yetişiyor imdadına sevgili habibinin ve:
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: 'Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır.'(HUCURÂT - 17)
İşte böyle karşılıklı çıkar ilişkisi içinde bu tiyatro güzel güzel işliyor para pul için, sırtına çul için yatağına avrat ve emrine köle için vuruşanlar peygamber için ölmeye hazır kahraman mücahitleri Muhammed’de rahmet olarak gönderilen değerli elçiyi oynuyor ama ne zaman bu tiyatro oyunu bozuluyor? Müslümanlar sıkı durun hayalleriniz yıkılabilir. Çünkü hadis Kütübü Sitte’den hem de Buhari hadisi:
2152 - Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Huneyn dönüşü yol alırken bedevîler ısrarla (ganimetin taksimini) taleb ediyorlardı. Öyle ki bir ara, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bir semure ağacına doğru sıkıştırdılar ve ridasını kaptılar. Bunun üzerine durup şunu söyledi: "Ridâmı verin, şu taşlar sayısınca koyun olsa, ben yine de onu aranızda taksim ederdim. Ve sonra görürdünüz ki, ben ne cimriyim, ne yalancıyım, ne de korkağım."(Buhârî, Cihâd 24, Humus 19)
Para pul konusuna gelince itaatli kullar ne Allah dinliyor ne de peygamber. Adamı tartaklıyor ağacın altında sıkıştırıyor ve hatta elbisesini (ridasını) yırtacak kadar hırpalıyorlar. Ve Muhammed adamları ganimeti paylaştıracağını söyleyerek yatıştırıyor ki bunu yapmazsa canından olması işten değil. Allah’ın habibi Muhammed’ül Emin’e ne saygısızlık bu böyle.
Muhammed zamanında Museylime ve Tuleyha gibi peygamberlerin ve onlarında para pul için vuruşan savaşçılarının olduğunu anımsatırım içlerinden birisi galip gelecek ve Arapları bir çatı altında toplayacaktı. Museylime olmaz Muhammed olur. Farkı nedir ki? Bu İslami kaynaklardan edinilen bilgiler gösteriyor ki Muhammed asıl öldükten sonra tam anlamıyla peygamber oldu.
2154 - Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Muhâcirler Medîne'ye geldikleri vakit ellerinde hiçbir şey yoktu. Ensar ise arazi ve akar sahibi kimselerdi. Her yıl mallarını, ürünlerinin yarısını onlara vermek, bunlar da çalışma ve bakım işlerini üzerlerine almak şartıyla anlaştılar. (Buhârî, Hibe 35; Müslim, Cihâd 70, (1771).
Görüldüğü gibi çoğu yoksul Müslümanların Medine’ye gelişiyle Medineliler evlerini paylaşmak da dahil bazı fedakarlıklar yapmış. Fakat Elmalılı’nın Nisa 78 tefsirinde anlattığına göre bir süre sonra kıtlık başlamış başta Muhammed’i pek şaşaalı karşılayanlar da başlamış bunun karşısında homurdanmaya. Muhammed’in gelmesiyle kıtlık olduğunu Muhammed’in şehre uğursuzluk getirdiğini söylemeye başlamışlar. Bu sırada homurtular artınca Allah Muhammed’in yardımına yetişir:
Nerede olursaniz olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir. Onlara bir iyilik gelirse: 'Bu Allah'tandır' derler, bir kötülüğe uğrarlarsa 'Bu, senin tarafındandır' derler. De ki: 'Hepsi Allah'tandır'. Bunlara ne oluyor ki, hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar? (NİSÂ - 78)
Nisa 78’de Allah ansarı bir güzel azarlamış ve Muhammed kulunun prestijini kurtarmıştı. Hoş daha 5-6 yaşlarında bir çocukken kafasının üstünde bulut peydah olup çölde yürürken ona gölge yapardı ama şimdi Allah bir türlü iki üç bulut gönderip Medine’ye yağmur yağdırmamış gelenler de var nüfus artınca da kıtlık olmuştu.
Yalnız bir şey daha var Allah neden sıkıntı çektiriyordu öyle ya nasılsa onlar müminler. Allah’ın yardım etmesi gerekmez miydi? Yoksa Muhammed peygamber değildi de kazıklıyor muydu? Yok yok yapmaz ama ya yaptıysa. Bu sefer yine söylentiler ve huzursuzluklar başlar Allah yine nimet vermek rızıklandırmak yerine Medineliler’i uyarmayı seçer. Daha doğrusu Muhammed buna da bir kılıf bulmuştu:
Biz hangi kente (ülkeye) bir peygamber gönderdikse, ora halkını, yalvarıp yakarsınlar diye, darlık ve sıkıntıya uğratmışızdır.( A'RÂF - 94)
Bir zaman sonra İslam palazlanıp güçlendi ve Muhammed etrafında topladığı eli kılıçlı mücahitlerle vurguna ve yağmalamaya başladı. Savaşla karınlarını doyuran Müslümanların başındaki Muhammed savaşlarda fiilen vuruşmasa da ganimetten aslan payını kapıyordu (%20 ya da beşte bir) Peki bu adamlar savaşmasa Muhammed böyle kazanabilir mi? Hayır. Bunu ileri sürdüklerinde ya da Muhammed’in kendilerine borçlu olduğunu düşündüklerinde gene Allah yetişiyor imdadına sevgili habibinin ve:
Müslüman oldular diye seni minnet altında bırakmak isterler; de ki: 'Müslüman olmanızla beni minnet altında tutmayın, hayır; eğer doğru kimselerseniz, sizi imana eriştirmekle Allah sizi minnet altında bırakır.'(HUCURÂT - 17)
İşte böyle karşılıklı çıkar ilişkisi içinde bu tiyatro güzel güzel işliyor para pul için, sırtına çul için yatağına avrat ve emrine köle için vuruşanlar peygamber için ölmeye hazır kahraman mücahitleri Muhammed’de rahmet olarak gönderilen değerli elçiyi oynuyor ama ne zaman bu tiyatro oyunu bozuluyor? Müslümanlar sıkı durun hayalleriniz yıkılabilir. Çünkü hadis Kütübü Sitte’den hem de Buhari hadisi:
2152 - Cübeyr İbnu Mut'im (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Huneyn dönüşü yol alırken bedevîler ısrarla (ganimetin taksimini) taleb ediyorlardı. Öyle ki bir ara, Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bir semure ağacına doğru sıkıştırdılar ve ridasını kaptılar. Bunun üzerine durup şunu söyledi: "Ridâmı verin, şu taşlar sayısınca koyun olsa, ben yine de onu aranızda taksim ederdim. Ve sonra görürdünüz ki, ben ne cimriyim, ne yalancıyım, ne de korkağım."(Buhârî, Cihâd 24, Humus 19)
Para pul konusuna gelince itaatli kullar ne Allah dinliyor ne de peygamber. Adamı tartaklıyor ağacın altında sıkıştırıyor ve hatta elbisesini (ridasını) yırtacak kadar hırpalıyorlar. Ve Muhammed adamları ganimeti paylaştıracağını söyleyerek yatıştırıyor ki bunu yapmazsa canından olması işten değil. Allah’ın habibi Muhammed’ül Emin’e ne saygısızlık bu böyle.
Muhammed zamanında Museylime ve Tuleyha gibi peygamberlerin ve onlarında para pul için vuruşan savaşçılarının olduğunu anımsatırım içlerinden birisi galip gelecek ve Arapları bir çatı altında toplayacaktı. Museylime olmaz Muhammed olur. Farkı nedir ki? Bu İslami kaynaklardan edinilen bilgiler gösteriyor ki Muhammed asıl öldükten sonra tam anlamıyla peygamber oldu.
21 Şubat 2009 Cumartesi
YEMİN EDEN ALLAH
Sık sık yemin eden iki lafından biri yemin olan tipler karşısındakini inandıramamaktan endişe edenlerdir. Karşılarındakini inandırma konusunda endişe yaşarlar çünkü çok yalan söylerler.
Bir de yeminin bir özelliği daha var. Kendinden büyük bir şeye yemin edersin. Allah yemin ediyorsa demek ki Allah'tan daha büyük bir şey var. Ya da Kuran sürekli yemin eden bir yalancının sözleri. Kuran'daki yeminler iki yüzü geçiyor. Yüzlerce kez yemin eden Allah mı yoksa sürekli yalan söyleyen bir insan mı, takdir sizin.
1. (BAKARA SURESİ / 65)
2. (BAKARA SURESİ / 87)
3.(BAKARA SURESİ / 92)
4. (BAKARA SURESİ / 96)
5. (BAKARA SURESİ / 99)
6. (BAKARA SURESİ / 102)
7. (BAKARA SURESİ / 130)
8. (BAKARA SURESİ / 145)
9.(BAKARA SURESİ / 155)
10. (AL-İ İMRAN SURESİ / 13)
11. (AL-İ İMRAN SURESİ / 81)
12. (AL-İ İMRAN SURESİ / 123)
13. (AL-İ İMRAN SURESİ / 143)
14. (AL-İ İMRAN SURESİ / 152)
15. (AL-İ İMRAN SURESİ / 155)
16. (AL-İ İMRAN SURESİ / 157)
17. (AL-İ İMRAN SURESİ / 158)
18. (AL-İ İMRAN SURESİ / 164)
19. (AL-İ İMRAN SURESİ / 181)
20. (AL-İ İMRAN SURESİ / 186)
21. (NİSA SURESİ / 65)
22. (NİSA SURESİ / 131)
23. (NİSA SURESİ / 159)
24. (MAİDE SURESİ / 12)
25. (MAİDE SURESİ / 17)
26. (MAİDE SURESİ / 32)
27. (MAİDE SURESİ / 64)
28. (MAİDE SURESİ / 68)
29. (MAİDE SURESİ / 70)
30. (MAİDE SURESİ / 72)
31. (MAİDE SURESİ / 73)
32. (MAİDE SURESİ / 82)
33. (MAİDE SURESİ / 94)
34. (EN'AM SURESİ / 10)
35/36 (İki kez yemin ediyor). (EN'AM SURESİ / 34)
37. (EN'AM SURESİ / 42)
38. (EN'AM SURESİ / 89)
39/40.(İki kez yemin etmiş) (EN'AM SURESİ / 94)
41. (A'RAF SURESİ / 6)
42. (A'RAF SURESİ / 7)
43. (A'RAF SURESİ / 10)
44. (A'RAF SURESİ / 11)
45. (A'RAF SURESİ / 18)
46. (A'RAF SURESİ / 52)
47. (A'RAF SURESİ / 59)
48. (A'RAF SURESİ / 130)
49. (A'RAF SURESİ / 179)
50. (TEVBE SURESİ / 25)
51. (TEVBE SURESİ / 48)
52. (TEVBE SURESİ / 65)
53. (TEVBE SURESİ / 74)
54. (TEVBE SURESİ / 117)
55. (TEVBE SURESİ / 128)
56. (YUNUS SURESİ / 13)
57. (YUNUS SURESİ / 93)
58. (YUNUS SURESİ / 94)
59. (HUD SURESİ / 7)
60. (HUD SURESİ / 8)
61. (HUD SURESİ / 9)
62. (HUD SURESİ / 10)
63. (HUD SURESİ / 25)
64. (HUD SURESİ / 69)
65. (HUD SURESİ / 79)
66. (HUD SURESİ / 96)
67. (HUD SURESİ / 110)
68. (HUD SURESİ / 119)
69. (YUSUF SURESİ / 7)
70. (YUSUF SURESİ / 15)
71. (YUSUF SURESİ / 24)
72. (YUSUF SURESİ / 111)
73. (RA'D SURESİ / 32)
74. (RA'D SURESİ / 37)
75. (RA'D SURESİ / 38)
76. (İBRAHİM SURESİ / 5)
77/78 (İki kere yemin etmiş) (İBRAHİM SURESİ / 7)
79. (HİCR SURESİ / 10)
80. (HİCR SURESİ / 16)
81/82. (İki kere yemin etmiş)(HİCR SURESİ / 24)
83. (HİCR SURESİ / 26)
84. (HİCR SURESİ / 79)
85. (HİCR SURESİ / 86)
86. (HİCR SURESİ / 91)
87. (HİCR SURESİ / 96)
88. (NAHL SURESİ / 36)
89. (NAHL SURESİ / 56)
90. (NAHL SURESİ / 63)
91. (NAHL SURESİ / 103)
92. (NAHL SURESİ / 113)
93. (NAHL SURESİ / 126)
94. (İSRA SURESİ / 41)
95. (İSRA SURESİ / 55)
96. (İSRA SURESİ / 70)
97. (İSRA SURESİ / 74)
98. (İSRA SURESİ / 86)
99. (İSRA SURESİ / 89)
100. (İSRA SURESİ / 101)
101. (KEHF SURESİ / 48)
102. (KEHF SURESİ / 54)
103. (MERYEM SURESİ / 68)
104. (MERYEM SURESİ / 89)
105. (MERYEM SURESİ / 94)
106. (TAHA SURESİ / 37)
107. (TAHA SURESİ / 56)
108." (TAHA SURESİ / 77)
109. (TAHA SURESİ / 80)
110. (TAHA SURESİ / 90)
111. (TAHA SURESİ / 115)
112. (ENBİYA SURESİ / 10)
113. (ENBİYA SURESİ / 41)
114. (ENBİYA SURESİ / 46)
115. (ENBİYA SURESİ / 48)
116. (ENBİYA SURESİ / 51)
117. (ENBİYA SURESİ / 105)
118. (MÜ'MİNUN SURESİ / 12)
119. (MÜ'MİNUN SURESİ / 17)
120. (MÜ'MİNUN SURESİ / 23)
121. (MÜ'MİNUN SURESİ / 49)
122. (MÜ'MİNUN SURESİ / 76)
123. (NUR SURESİ / 34)
124. (NUR SURESİ / 46)
125. (FURKAN SURESİ / 21)
126. (FURKAN SURESİ / 35)
127. (FURKAN SURESİ / 40)
128. (FURKAN SURESİ / 50)
129. (NEML SURESİ / 15)
130. (NEML SURESİ / 45)
131. (KASAS SURESİ / 43)
132. (KASAS SURESİ / 51)
133. (ANKEBUT SURESİ / 3)
134. (ANKEBUT SURESİ / 10)
135. (ANKEBUT SURESİ / 14)
136. (ANKEBUT SURESİ / 35)
137. (ANKEBUT SURESİ / 39)
138. (ANKEBUT SURESİ / 61)
139. (ANKEBUT SURESİ / 63)
140. (RUM SURESİ / 47)
141. (RUM SURESİ / 51)
142. (RUM SURESİ / 58)
143. (LOKMAN SURESİ / 12)
144. (LOKMAN SURESİ / 25)
145. (SECDE SURESİ / 13)
146. (SECDE SURESİ / 21)
147. (SECDE SURESİ / 23)
148. (AHZAB SURESİ / 15)
149. (AHZAB SURESİ / 21)
150. (AHZAB SURESİ / 60)
151. (SEBE' SURESİ / 10)
152. (SEBE' SURESİ / 15)
153. (SEBE' SURESİ / 20)
154. (FATIR SURESİ / 41)
155. (YASİN SURESİ / 2)
156. (YASİN SURESİ / 7)
157. (YASİN SURESİ / 62)
158. (SAFFAT SURESİ / 1)
159. (SAFFAT SURESİ / 72)
160. (SAFFAT SURESİ / 75)
161. (SAFFAT SURESİ / 114)
162. (SAFFAT SURESİ / 158)
163. (SAFFAT SURESİ / 171)
164. (SAD SURESİ / 1)
165. (SAD SURESİ / 34)
166. (SAD SURESİ / 85)
167. (ZÜMER SURESİ / 27)
168. (ZÜMER SURESİ / 38)
169. (ZÜMER SURESİ / 65)
170. (MÜ'MİN SURESİ / 23)
171. (MÜ'MİN SURESİ / 34)
172. (MÜ'MİN SURESİ / 53)
173. (MÜ'MİN SURESİ / 78)
174. (FUSSİLET SURESİ / 45)
175/176.(İki kere yemin ediyor.)
(FUSSİLET SURESİ / 50)
177. (ZUHRUF SURESİ / 2)
178. (ZUHRUF SURESİ / 9)
179. (ZUHRUF SURESİ / 46)
180. (ZUHRUF SURESİ / 78)
181. (ZUHRUF SURESİ / 87)
182. (DUHAN SURESİ / 2)
183. (DUHAN SURESİ / 17)
184. (DUHAN SURESİ / 30)
185. (DUHAN SURESİ / 32)
186. (CASİYE SURESİ / 16)
187. (AHKAF SURESİ / 26)
188. (AHKAF SURESİ / 27)
189. (MUHAMMED SURESİ / 30)
190. (MUHAMMED SURESİ / 31)
191. (FETİH SURESİ / 18)
192. (FETİH SURESİ / 27)
193. (KAF SURESİ / 1)
194. (KAF SURESİ / 16)
195. (KAF SURESİ / 22)
196. (KAF SURESİ / 38)
197. (ZARİYAT SURESİ / 4)
198. (ZARİYAT SURESİ / 7)
199. (ZARİYAT SURESİ / 23)
200. (TUR SURESİ / 1)
201. (NECM SURESİ / 1)
202. (NECM SURESİ / 13)
203. (NECM SURESİ / 18)
204. (NECM SURESİ / 23)
205. (KAMER SURESİ / 4)
206. (KAMER SURESİ / 15)
207.(KAMER SURESİ / 17)
208. (KAMER SURESİ / 22)
209. (KAMER SURESİ / 32)
210. (KAMER SURESİ / 36)
211. (KAMER SURESİ / 37)
212. (KAMER SURESİ / 38)
213. (KAMER SURESİ / 40)
214. (KAMER SURESİ / 41)
215. (KAMER SURESİ / 51)
216. (VAKIA SURESİ / 62)
217. (HADİD SURESİ / 25)
218. (HADİD SURESİ / 26)
219. (MÜCADELE SURESİ / 21)
220. (HAŞR SURESİ / 12)
221. (HAŞR SURESİ / 21)
222. (MÜMTEHİNE SURESİ / 6)
223. (MÜLK SURESİ / 5)
224. (MÜLK SURESİ / 18)
225. (KALEM SURESİ / 1)
226. (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
227. (MÜRSELAT SURESİ / 1)
228. (NAZİ'AT SURESİ / 1)
229. (TEKVİR SURESİ / 17)
230. (TEKVİR SURESİ / 23)
231.(BÜRUC SURESİ / 1)
232. (TARIK SURESİ / 1)
233. (TARIK SURESİ / 11)
234. (FECR SURESİ / 1)
235. (BELED SURESİ / 4)
236. (ŞEMS SURESİ / 1)
237. (ŞEMS SURESİ / 8)
238. (LEYL SURESİ / 1)
239. (DUHA SURESİ / 1)
240. (TİN SURESİ / 1)
241. (ADİYAT SURESİ / 1)
242. (TEKASÜR SURESİ / 6)
243. (ASR SURESİ / 1)
244. (HÜMEZE SURESİ / 4)
Bunlar Allah'ın bizzat kendisinin ettiği yeminler Davut'un Musa'nın İbrahim'in yeminleri ve Muhammed'e "de ki" diyerek Muhammed'e yemin etmesini söylediği ayetler ayrı. Onlarla beraber 250'den fazla.
Buyrun şimdi de yeminlerin zırvalığına:
"Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım." (SECDE SURESİ / 13)"
Allah bir gün ağzından bir laf kaçırmış kazara bir yemin etmiş işte Allah o yemini etti diye milyarlarca insan ve cin sonsuza dek cayır cayır yanacak.
Sevgili Müslüman arkadaşlar işte biz şıhlar hocalar gibi saçmalamıyoruz. Size Kuran'ı gösteriyoruz. Ayetlerle, belgelerle! Artık uyanın dinle sömürülüyorsunuz, dinle kullanılıyorsunuz. Sadece bu ayet bile saçmalık değil mi? Daha ne kadar kandırılacaksınız?
Kuran'da Allah altı kez kendi yazdığı Kuran'a and içiyor. Ayrıca Kuran Ebubekir zamanında kitap olmamış mıydı? Kitap dememeliydi. Aaah Muhammed ah! Bu kadar açık verilmez ki. Çevrendekilerin de çoğu inanmıyordu yağmacıydı hepsi ganimetçiydi. Bir kısmı da Muhammed'le samimiyeti ilerletip asıl volinin büyüğünü kapma hevesindeydi. Bir sonraki nesil Muhammed öldükten sonra büyüyen nesil asıl Müslüman oldu. Eskiden beri öğrenegeldikleri bu saçmalığı korkuyla sorgulayamadılar.
Andolsun hikmetli Kur'an'a, (YASİN SURESİ / 2)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun; (SAD SURESİ / 1)
Apaçık Kitaba andolsun; (DUHAN SURESİ / 2)
Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun. (KAF SURESİ / 1)
Apaçık Kitab'a andolsun; (ZUHRUF SURESİ / 2)
Satır (satır) dizili kitaba, (2)
Bakın Tur suresinin ilk ayetlerine bakın da görün kardeşlerim:
Tur'a andolsun. (1)
(Şimdi bu ne demek? Nedi r bu Allah'tan daha büyük Allah'ın adını anarak yemin ettiği tur?)
Yayılmış ince deri üzerine; (3)
(Haah bravo her şeyin üzerine yemin eden Allah bir de deve derisi üzerine yemin etti. Pes!)
Ma'mur eve, (4)
Yükseltilmiş tavana, (5)
(Yahu bu ne? Ben Allah değilim ben bile eve evin tavanına yemin etmem. Yuh!)
Kabarıp, tutuşan denize, (6)
(Eve yemin eden denize de yemin eder.)
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir. (ZARİYAT SURESİ / 23)
İnanılır gibi değil!!!! Allah kendi kendinin üzerine yemin ediyor!!!!
Saflar halinde dizilenlere andolsun, (SAFFAT SURESİ / 1)
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun. (ZARİYAT SURESİ / 4)
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (KALEM SURESİ / 1)
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; (MÜRSELAT SURESİ / 1)
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (ŞEMS SURESİ / 8)
Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, (ADİYAT SURESİ / 1)
Asra andolsun; (ASR SURESİ / 1)
Hayatınızda daha zırva yemin gördünüz mü dostlar? Saflar halinde dizilenlere(?) O zaman şunu da der Allah müsamere günü saf saf dizilen ilkokul çocuklarına andolsun. Kaleme yemin etmek ne? Bunlar ne yav? Yorum yapamayacağım sinirim bozuluyor.
İncire ve zeytine andolsun, (TİN SURESİ / 1)
Vah vaah hurmayı esgeçmiş lahanaya andolsun ki Kuran tanrı kelamı olamaz. Soğana andolsun kandırılıyorsunuz.
Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. (NAZİ'AT SURESİ / 1)
Bu ne şimdi éadamın ciğerini sökenlere andolsun" der gibi. Bu ne ya bu ne zırvalık! Yok "Karındeşen Cak'a and olsun" hala mı Kuran Allah kelamı diyeceksiniz? İnandığınız Allah akıl fikir versin ne diyeyim.
Battığı zaman yıldıza andolsun; (NECM SURESİ / 1)
Hayır; aya andolsun, (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, (TEKVİR SURESİ / 17)
Burçları olan göğe andolsun, (BÜRUC SURESİ / 1)
Göğe ve Tarık'a andolsun, (TARIK SURESİ / 1)
Dönüşlü olan göğe andolsun. (TARIK SURESİ / 11)
Fecre andolsun, (FECR SURESİ / 1)
Güneşe ve onun parıltısına andolsun, (ŞEMS SURESİ / 1)
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun, (LEYL SURESİ / 1)
Kuşluk vaktine andolsun, (DUHA SURESİ / 1)
İşte bunlar da mecusi yeminleri göğe, Ay'a, Güneş'e hatta Güneş'in ışığına, yıldıza...
Ooof of kafayı sıyırcaktım çok şükür kol saatine. Yara bandına and olsun ki bitti.
Bir de yeminin bir özelliği daha var. Kendinden büyük bir şeye yemin edersin. Allah yemin ediyorsa demek ki Allah'tan daha büyük bir şey var. Ya da Kuran sürekli yemin eden bir yalancının sözleri. Kuran'daki yeminler iki yüzü geçiyor. Yüzlerce kez yemin eden Allah mı yoksa sürekli yalan söyleyen bir insan mı, takdir sizin.
1. (BAKARA SURESİ / 65)
2. (BAKARA SURESİ / 87)
3.(BAKARA SURESİ / 92)
4. (BAKARA SURESİ / 96)
5. (BAKARA SURESİ / 99)
6. (BAKARA SURESİ / 102)
7. (BAKARA SURESİ / 130)
8. (BAKARA SURESİ / 145)
9.(BAKARA SURESİ / 155)
10. (AL-İ İMRAN SURESİ / 13)
11. (AL-İ İMRAN SURESİ / 81)
12. (AL-İ İMRAN SURESİ / 123)
13. (AL-İ İMRAN SURESİ / 143)
14. (AL-İ İMRAN SURESİ / 152)
15. (AL-İ İMRAN SURESİ / 155)
16. (AL-İ İMRAN SURESİ / 157)
17. (AL-İ İMRAN SURESİ / 158)
18. (AL-İ İMRAN SURESİ / 164)
19. (AL-İ İMRAN SURESİ / 181)
20. (AL-İ İMRAN SURESİ / 186)
21. (NİSA SURESİ / 65)
22. (NİSA SURESİ / 131)
23. (NİSA SURESİ / 159)
24. (MAİDE SURESİ / 12)
25. (MAİDE SURESİ / 17)
26. (MAİDE SURESİ / 32)
27. (MAİDE SURESİ / 64)
28. (MAİDE SURESİ / 68)
29. (MAİDE SURESİ / 70)
30. (MAİDE SURESİ / 72)
31. (MAİDE SURESİ / 73)
32. (MAİDE SURESİ / 82)
33. (MAİDE SURESİ / 94)
34. (EN'AM SURESİ / 10)
35/36 (İki kez yemin ediyor). (EN'AM SURESİ / 34)
37. (EN'AM SURESİ / 42)
38. (EN'AM SURESİ / 89)
39/40.(İki kez yemin etmiş) (EN'AM SURESİ / 94)
41. (A'RAF SURESİ / 6)
42. (A'RAF SURESİ / 7)
43. (A'RAF SURESİ / 10)
44. (A'RAF SURESİ / 11)
45. (A'RAF SURESİ / 18)
46. (A'RAF SURESİ / 52)
47. (A'RAF SURESİ / 59)
48. (A'RAF SURESİ / 130)
49. (A'RAF SURESİ / 179)
50. (TEVBE SURESİ / 25)
51. (TEVBE SURESİ / 48)
52. (TEVBE SURESİ / 65)
53. (TEVBE SURESİ / 74)
54. (TEVBE SURESİ / 117)
55. (TEVBE SURESİ / 128)
56. (YUNUS SURESİ / 13)
57. (YUNUS SURESİ / 93)
58. (YUNUS SURESİ / 94)
59. (HUD SURESİ / 7)
60. (HUD SURESİ / 8)
61. (HUD SURESİ / 9)
62. (HUD SURESİ / 10)
63. (HUD SURESİ / 25)
64. (HUD SURESİ / 69)
65. (HUD SURESİ / 79)
66. (HUD SURESİ / 96)
67. (HUD SURESİ / 110)
68. (HUD SURESİ / 119)
69. (YUSUF SURESİ / 7)
70. (YUSUF SURESİ / 15)
71. (YUSUF SURESİ / 24)
72. (YUSUF SURESİ / 111)
73. (RA'D SURESİ / 32)
74. (RA'D SURESİ / 37)
75. (RA'D SURESİ / 38)
76. (İBRAHİM SURESİ / 5)
77/78 (İki kere yemin etmiş) (İBRAHİM SURESİ / 7)
79. (HİCR SURESİ / 10)
80. (HİCR SURESİ / 16)
81/82. (İki kere yemin etmiş)(HİCR SURESİ / 24)
83. (HİCR SURESİ / 26)
84. (HİCR SURESİ / 79)
85. (HİCR SURESİ / 86)
86. (HİCR SURESİ / 91)
87. (HİCR SURESİ / 96)
88. (NAHL SURESİ / 36)
89. (NAHL SURESİ / 56)
90. (NAHL SURESİ / 63)
91. (NAHL SURESİ / 103)
92. (NAHL SURESİ / 113)
93. (NAHL SURESİ / 126)
94. (İSRA SURESİ / 41)
95. (İSRA SURESİ / 55)
96. (İSRA SURESİ / 70)
97. (İSRA SURESİ / 74)
98. (İSRA SURESİ / 86)
99. (İSRA SURESİ / 89)
100. (İSRA SURESİ / 101)
101. (KEHF SURESİ / 48)
102. (KEHF SURESİ / 54)
103. (MERYEM SURESİ / 68)
104. (MERYEM SURESİ / 89)
105. (MERYEM SURESİ / 94)
106. (TAHA SURESİ / 37)
107. (TAHA SURESİ / 56)
108." (TAHA SURESİ / 77)
109. (TAHA SURESİ / 80)
110. (TAHA SURESİ / 90)
111. (TAHA SURESİ / 115)
112. (ENBİYA SURESİ / 10)
113. (ENBİYA SURESİ / 41)
114. (ENBİYA SURESİ / 46)
115. (ENBİYA SURESİ / 48)
116. (ENBİYA SURESİ / 51)
117. (ENBİYA SURESİ / 105)
118. (MÜ'MİNUN SURESİ / 12)
119. (MÜ'MİNUN SURESİ / 17)
120. (MÜ'MİNUN SURESİ / 23)
121. (MÜ'MİNUN SURESİ / 49)
122. (MÜ'MİNUN SURESİ / 76)
123. (NUR SURESİ / 34)
124. (NUR SURESİ / 46)
125. (FURKAN SURESİ / 21)
126. (FURKAN SURESİ / 35)
127. (FURKAN SURESİ / 40)
128. (FURKAN SURESİ / 50)
129. (NEML SURESİ / 15)
130. (NEML SURESİ / 45)
131. (KASAS SURESİ / 43)
132. (KASAS SURESİ / 51)
133. (ANKEBUT SURESİ / 3)
134. (ANKEBUT SURESİ / 10)
135. (ANKEBUT SURESİ / 14)
136. (ANKEBUT SURESİ / 35)
137. (ANKEBUT SURESİ / 39)
138. (ANKEBUT SURESİ / 61)
139. (ANKEBUT SURESİ / 63)
140. (RUM SURESİ / 47)
141. (RUM SURESİ / 51)
142. (RUM SURESİ / 58)
143. (LOKMAN SURESİ / 12)
144. (LOKMAN SURESİ / 25)
145. (SECDE SURESİ / 13)
146. (SECDE SURESİ / 21)
147. (SECDE SURESİ / 23)
148. (AHZAB SURESİ / 15)
149. (AHZAB SURESİ / 21)
150. (AHZAB SURESİ / 60)
151. (SEBE' SURESİ / 10)
152. (SEBE' SURESİ / 15)
153. (SEBE' SURESİ / 20)
154. (FATIR SURESİ / 41)
155. (YASİN SURESİ / 2)
156. (YASİN SURESİ / 7)
157. (YASİN SURESİ / 62)
158. (SAFFAT SURESİ / 1)
159. (SAFFAT SURESİ / 72)
160. (SAFFAT SURESİ / 75)
161. (SAFFAT SURESİ / 114)
162. (SAFFAT SURESİ / 158)
163. (SAFFAT SURESİ / 171)
164. (SAD SURESİ / 1)
165. (SAD SURESİ / 34)
166. (SAD SURESİ / 85)
167. (ZÜMER SURESİ / 27)
168. (ZÜMER SURESİ / 38)
169. (ZÜMER SURESİ / 65)
170. (MÜ'MİN SURESİ / 23)
171. (MÜ'MİN SURESİ / 34)
172. (MÜ'MİN SURESİ / 53)
173. (MÜ'MİN SURESİ / 78)
174. (FUSSİLET SURESİ / 45)
175/176.(İki kere yemin ediyor.)
(FUSSİLET SURESİ / 50)
177. (ZUHRUF SURESİ / 2)
178. (ZUHRUF SURESİ / 9)
179. (ZUHRUF SURESİ / 46)
180. (ZUHRUF SURESİ / 78)
181. (ZUHRUF SURESİ / 87)
182. (DUHAN SURESİ / 2)
183. (DUHAN SURESİ / 17)
184. (DUHAN SURESİ / 30)
185. (DUHAN SURESİ / 32)
186. (CASİYE SURESİ / 16)
187. (AHKAF SURESİ / 26)
188. (AHKAF SURESİ / 27)
189. (MUHAMMED SURESİ / 30)
190. (MUHAMMED SURESİ / 31)
191. (FETİH SURESİ / 18)
192. (FETİH SURESİ / 27)
193. (KAF SURESİ / 1)
194. (KAF SURESİ / 16)
195. (KAF SURESİ / 22)
196. (KAF SURESİ / 38)
197. (ZARİYAT SURESİ / 4)
198. (ZARİYAT SURESİ / 7)
199. (ZARİYAT SURESİ / 23)
200. (TUR SURESİ / 1)
201. (NECM SURESİ / 1)
202. (NECM SURESİ / 13)
203. (NECM SURESİ / 18)
204. (NECM SURESİ / 23)
205. (KAMER SURESİ / 4)
206. (KAMER SURESİ / 15)
207.(KAMER SURESİ / 17)
208. (KAMER SURESİ / 22)
209. (KAMER SURESİ / 32)
210. (KAMER SURESİ / 36)
211. (KAMER SURESİ / 37)
212. (KAMER SURESİ / 38)
213. (KAMER SURESİ / 40)
214. (KAMER SURESİ / 41)
215. (KAMER SURESİ / 51)
216. (VAKIA SURESİ / 62)
217. (HADİD SURESİ / 25)
218. (HADİD SURESİ / 26)
219. (MÜCADELE SURESİ / 21)
220. (HAŞR SURESİ / 12)
221. (HAŞR SURESİ / 21)
222. (MÜMTEHİNE SURESİ / 6)
223. (MÜLK SURESİ / 5)
224. (MÜLK SURESİ / 18)
225. (KALEM SURESİ / 1)
226. (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
227. (MÜRSELAT SURESİ / 1)
228. (NAZİ'AT SURESİ / 1)
229. (TEKVİR SURESİ / 17)
230. (TEKVİR SURESİ / 23)
231.(BÜRUC SURESİ / 1)
232. (TARIK SURESİ / 1)
233. (TARIK SURESİ / 11)
234. (FECR SURESİ / 1)
235. (BELED SURESİ / 4)
236. (ŞEMS SURESİ / 1)
237. (ŞEMS SURESİ / 8)
238. (LEYL SURESİ / 1)
239. (DUHA SURESİ / 1)
240. (TİN SURESİ / 1)
241. (ADİYAT SURESİ / 1)
242. (TEKASÜR SURESİ / 6)
243. (ASR SURESİ / 1)
244. (HÜMEZE SURESİ / 4)
Bunlar Allah'ın bizzat kendisinin ettiği yeminler Davut'un Musa'nın İbrahim'in yeminleri ve Muhammed'e "de ki" diyerek Muhammed'e yemin etmesini söylediği ayetler ayrı. Onlarla beraber 250'den fazla.
Buyrun şimdi de yeminlerin zırvalığına:
"Eğer biz dilemiş olsaydık, her bir nefse kendi hidayetini verirdik. Fakat benden çıkan şu söz gerçekleşecektir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan (İnkâr edenlerle) tamamıyla dolduracağım." (SECDE SURESİ / 13)"
Allah bir gün ağzından bir laf kaçırmış kazara bir yemin etmiş işte Allah o yemini etti diye milyarlarca insan ve cin sonsuza dek cayır cayır yanacak.
Sevgili Müslüman arkadaşlar işte biz şıhlar hocalar gibi saçmalamıyoruz. Size Kuran'ı gösteriyoruz. Ayetlerle, belgelerle! Artık uyanın dinle sömürülüyorsunuz, dinle kullanılıyorsunuz. Sadece bu ayet bile saçmalık değil mi? Daha ne kadar kandırılacaksınız?
Kuran'da Allah altı kez kendi yazdığı Kuran'a and içiyor. Ayrıca Kuran Ebubekir zamanında kitap olmamış mıydı? Kitap dememeliydi. Aaah Muhammed ah! Bu kadar açık verilmez ki. Çevrendekilerin de çoğu inanmıyordu yağmacıydı hepsi ganimetçiydi. Bir kısmı da Muhammed'le samimiyeti ilerletip asıl volinin büyüğünü kapma hevesindeydi. Bir sonraki nesil Muhammed öldükten sonra büyüyen nesil asıl Müslüman oldu. Eskiden beri öğrenegeldikleri bu saçmalığı korkuyla sorgulayamadılar.
Andolsun hikmetli Kur'an'a, (YASİN SURESİ / 2)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun; (SAD SURESİ / 1)
Apaçık Kitaba andolsun; (DUHAN SURESİ / 2)
Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun. (KAF SURESİ / 1)
Apaçık Kitab'a andolsun; (ZUHRUF SURESİ / 2)
Satır (satır) dizili kitaba, (2)
Bakın Tur suresinin ilk ayetlerine bakın da görün kardeşlerim:
Tur'a andolsun. (1)
(Şimdi bu ne demek? Nedi r bu Allah'tan daha büyük Allah'ın adını anarak yemin ettiği tur?)
Yayılmış ince deri üzerine; (3)
(Haah bravo her şeyin üzerine yemin eden Allah bir de deve derisi üzerine yemin etti. Pes!)
Ma'mur eve, (4)
Yükseltilmiş tavana, (5)
(Yahu bu ne? Ben Allah değilim ben bile eve evin tavanına yemin etmem. Yuh!)
Kabarıp, tutuşan denize, (6)
(Eve yemin eden denize de yemin eder.)
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir. (ZARİYAT SURESİ / 23)
İnanılır gibi değil!!!! Allah kendi kendinin üzerine yemin ediyor!!!!
Saflar halinde dizilenlere andolsun, (SAFFAT SURESİ / 1)
Sonra iş(ler)i taksim edenlere andolsun. (ZARİYAT SURESİ / 4)
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun. (KALEM SURESİ / 1)
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; (MÜRSELAT SURESİ / 1)
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). (ŞEMS SURESİ / 8)
Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, (ADİYAT SURESİ / 1)
Asra andolsun; (ASR SURESİ / 1)
Hayatınızda daha zırva yemin gördünüz mü dostlar? Saflar halinde dizilenlere(?) O zaman şunu da der Allah müsamere günü saf saf dizilen ilkokul çocuklarına andolsun. Kaleme yemin etmek ne? Bunlar ne yav? Yorum yapamayacağım sinirim bozuluyor.
İncire ve zeytine andolsun, (TİN SURESİ / 1)
Vah vaah hurmayı esgeçmiş lahanaya andolsun ki Kuran tanrı kelamı olamaz. Soğana andolsun kandırılıyorsunuz.
Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara andolsun. (NAZİ'AT SURESİ / 1)
Bu ne şimdi éadamın ciğerini sökenlere andolsun" der gibi. Bu ne ya bu ne zırvalık! Yok "Karındeşen Cak'a and olsun" hala mı Kuran Allah kelamı diyeceksiniz? İnandığınız Allah akıl fikir versin ne diyeyim.
Battığı zaman yıldıza andolsun; (NECM SURESİ / 1)
Hayır; aya andolsun, (MÜDDESSİR SURESİ / 32)
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun, (TEKVİR SURESİ / 17)
Burçları olan göğe andolsun, (BÜRUC SURESİ / 1)
Göğe ve Tarık'a andolsun, (TARIK SURESİ / 1)
Dönüşlü olan göğe andolsun. (TARIK SURESİ / 11)
Fecre andolsun, (FECR SURESİ / 1)
Güneşe ve onun parıltısına andolsun, (ŞEMS SURESİ / 1)
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun, (LEYL SURESİ / 1)
Kuşluk vaktine andolsun, (DUHA SURESİ / 1)
İşte bunlar da mecusi yeminleri göğe, Ay'a, Güneş'e hatta Güneş'in ışığına, yıldıza...
Ooof of kafayı sıyırcaktım çok şükür kol saatine. Yara bandına and olsun ki bitti.
16 Şubat 2009 Pazartesi
İSLAM'I ORTAYA ÇIKARAN KOŞULLAR
İslam’ın nasıl büyüyüp geliştiğini, savaşlar ve yağmalar sonundaki ganimetlerin İslam’ı nasıl güçlendirdiğini hatta ekonomik durumu feodalizme çevirerek üretici güçleri geliştirip Müslümanları dönemin en ileri, en zengin ve en güçlü devleti haline getirdiğini biliyoruz.
Peki İslam ve Muhammed nasıl ortaya çıktı? Muhammed diye bir adam mağarada hayal gördü ve şimdi 1 milyardan fazla insan ona inanıyor… Bu mudur? Elbette hayır. İslam’ı ve Muhammed’i ortaya çıkaran bazı koşullar var olaylar var. O zamanki Arap toplumundaki bu değişiklikler bazı peygamberler ortaya çıkardı. Bazı şairler çıkıp peygamberlik iddiasında bulundular. İçlerinden Muhammed değil de bir başkası da galip gelebilirdi ama durum çok da farklı olmazdı o halde sorun Muhammed değil. Sorun Arap yarımadasında o çağda yeni bir dinin doğup güçlenip gelişmesine yol açan koşullar. Bu insanlar nasıl ve neden din etrafında bir araya gelmiş?
Eski zamanlarda siyasi otorite ve dini otorite atbaşı beraber giderdi. Bu yalnız Araplarda böyle değildi herkeste her millette böyleydi. Eski Türklerden örnek verelim. Hükümdar ailesinin kanı kutsal sayılırdı ve kanı dökülmezdi. Kanlarında Tang Tengri’nin verdiği bir “kut” olduğuna inanılırdı. Kanı yere akmasın diye öldürülme şekilleri genelde boğularak olmuştur. Hatta daha çok değil yüzyıl önce Osmanlı padişahı mektuplarının sonuna Halife-i Müslimin – (tüm) Müslümanların halifesi- diye imza atardı. Tabii bazı durumlarda ulviyeti ilahiliği kutsallığı iplemez insanlar. Osmanlı Padişahı Genç Osman’ın bir ara Yeniçeri ocağını ortadan kaldırma düşüncesi olmuş ve zindanda Yeniçeriler tarafından hem ırzına geçilmiş hem de testisleri sıkılarak işkenceyle öldürülmüştü. Bunlar bizim tarihten. O çağlarda insanlar gaddardı. Anlatmamın nedeni bunun iyice kavranılıp buradaki olaylara ırkçı bir şekilde yaklaşılmaması. Başka bir ırk ne ise biz de oyuz. Bugün diğer Müslüman devletlerden farklı oluşumuzu farklı jeopolitik konumumuza 1. Dünya savaşı’nın kriz ortamına ve Atatürk gibi bir dehayı ortaya çıkaran koşullara borçluyuz. Eğer Osmanlı ağır bir bunalıma girmeseydi 1. Dünya Savaşı’nda yenilmeyip de kazansaydı Atatürk devrimlerine giden yol açılmayacak ve bugün bambaşka bir ülkede yaşayacaktık. Bu vesileyle bir kez daha Atatürk’ü saygıyla anıyorum. Nazilerin de Yahudileri yakması ve altı milyon Yahudi’yi öldürerek tarihin en büyük katliamını gerçekleştirmesi daha çok değil geçen yüzyıl yaşandı. İşte Avrupa’nın göbeğindeki Almanya tarihinden bir kanlı sayfa. Düşününki 20. yüzyılda bu vahşet yaşanıyorsa geçmiş asırlarda neler yaşanmaz.
Yani her milletin tarihinde vahşet, kan ve gözyaşı vardır. Bunlar kimi zaman azdır kimi zaman artar. Ama kesin olan şu ki bu vahşet eskiden çok daha fazlaydı. Peki madem bunu doğal ve normal gördüm şu halde İslam’ı ve ortaya çıkışındaki koşulları asırlar önce insanların çok bilinçsiz olduğu zamanda dökülen kanları yapılan savaşları neden eleştireceğim? Neden İslam’a bakarken asırlar önce bu normaldi, demeyip de eleştiriler yönelteceğim? Bu bir çifte standart olmaz mı? Hayır, olmaz. Çünkü İslam’ın Allah katından indiği iddia ediliyor. Eğer bu din her şeye kadir her şeyin üstünde zamandan ve mekandan münezzeh tek gerçek tanrı tarafından indirildi ise bu dinin insanlara yaptırdıklarının sadece asırlar önce değil günümüzde de normal karşılanması gerekirdi. İşte bu yüzden yüz yıl önceki bir olaya o çağlarda olabilir derken asırlar önce olan bir olaya bugünün gözleriyle bakıyorum. Ama asırlar önce yaşamış insanları suçlayıp yargılayarak değil eleştirileri İslam dinine ve bugün İslam’ın geçerli olduğunu savunanlara yönelterek bu işi yapmak istiyorum
Arabistan’da İslam’ın doğduğu kuzey taraflarında toprak verimsizdi. Su azdı bu doğal olarak insanların birbirinden ayrı yaşayamamasını kabile türü bir örgütlenmeyi getirmişti. Suyun az olduğu yerlerde insanlar su kaynaklarına kuyulara yakın yerlerde ikame ederler. Araplar daha tam olarak köleci ekonomik düzene bile geçmiş değildi.
Toprakların verimsiz tarımsal üretimin çok düşük olması kabile üyelerinin çevresel etkiler nedeniyle bir arada yaşaması kabileler tarzında bir örgütlenmeyi meydana getirmişti. Elbette bu tarz bir ekonomik yapı adetleri gelenek ve görenekleri etkiliyordu. Mülkiyet nasıl klanın ortak malıysa suç ve cezada ortaktı. Şöyle ki bir kabileden biri bir başka kabileden birini öldürürse iki kabile aeasında savaş çıkabiliyordu ya da kan bedeli ödeniyordu ama bu diyeti ödeyen katilin bizzat kendisi değil kabilenin tümü oluyor mesela kabilenin ortak malı olan keçilerden elli tane verilmesi. Bu şekilde suçun telafisine (diyet ödeme) ya da intikam girişimine (savaş, kan davası) suçu işleyen birey değil klanın tamamı muhattap oluyordu. Kabileler arası kavgalar kaçınılmaz olarak çok fazlaydı su meselesi vb. en ufak şeyde bir kişinin şiddete baş vurması sonucu bir cinayet gerçekleşirse iki kabile hemen vuruşurdu. İlkel toplumların ortak özelliği kaynakların yeterince iyi işlenmediği ve üretimin çok ilkel olduğu bir zamanda dünyada bulunmaları nedeniyle kaynaklar yüzünden çarpışmaların çıkmasıdır hele bu Arabistan gibi kurak verimsiz bir yerse çarpışmalar daha çok ve daha şiddetli olacaktır. Bugün savaşlar azaldıysa bunun nedeni insan bilincindeki gelişme değil üretimdeki gelişmedir. Üretimdeki gelişme sonucu savaşlar azalmış ve bu da insan bilincindeki gelişmeyi sağlamıştır.
Akrabalık çok önemliydi. Klanın içinde katı bir hiyerarşi vardı. Ama ilginçtir tam bir demokrasi vardı. Klanın ortak kararıyla kabile reisi seçilirdi sonra da bu reislerin biri hepsinin başı olurdu. Kabileler genelde savaş durumunda bir araya gelirlerdi. Medine nispeten tarıma elverişliydi. Mekke’de böyle bir durumun söz konusu olmaması onları tarım ve hayvancılıktan çok ticarete itmişti. Kervanlar vardı ve bu kervanları zaman zaman yağmalayanlar oluyordu. Kervanların ve ticaretin güvenliğinin sağlanması Mekkeliler için hayati bir önem taşıyordu. Eğer ticaret yollarının güvenliği sağlanacaksa bunun mümkünatı ancak Arapları bir çatı altında toplamak ve bir devlet kurmakla mümkündü. Arapları bir araya getirecek güçte eski çağlarda olduğu gibi dindi tanrının seçilmiş kulu olmak idi.
Biraz siyasi yapıdan da bahsedelim. Kabileler halinde yaşamda kabile liderliği babadan oğula geçmezdi. Kabile lideri olacak kişi; dürüst, cesur, iyi savaşçı olmalıydı ama tabii ki kabile liderliği görevini bir ömür boyu yürütürdü kabile lideri.
Darü’n Nedve denilen bir yer vardı Mekke’de Kabe’nin yakınına kurulmuş ve kapısı Kabe’ye bakan bir binaydı. İşte Mekke’nin ileri gelenleri burda toplanır aralarında karar alır önemli konuları ticaret, savaş vb. karara bağlarlardı. Dar’ün Nedve bir bakıma bizdeki TBMM’nin vazifesini görüyordu. Şu halde henüz embriyon halinde de olsa devlete giden bir yol vardı. Nüfusun artışı ticaretin ve işbölümünün gelişmesi insanları bir devlet örgütlenmesinde bir araya gelmeye zorluyordu.
Bu Dar’ün Nedve’ye gelip görüş bildirmek için kırk yaşına gelmiş bir Mekkeli erkek olmak yeterliydi işte böyle hem kabile tarzı bir ilkel yaşam hem de çağına göre oldukça ilerici bir örgütlenme tarzı söz konusuydu. Yalnız bir şey dikkatinizi çekti mi Mekke ileri gelenlerinin toplandığı Dar’ün Nedve’ye gelmek için kırk yaş şartı var. İşte bu bize Muhammed’in peygamberlik iddiasının neden kırk yaşında olduğu hakkında bir fikir verebilir. Muhammed Dar’ün Nedve’ye girip çıkacak ve Mekke’nin saygın, zengin önemli kişileriyle ittifak yapacaktı. Bu da gösteriyor ki Muhammed’in yanında toplananlar tıpkı diğer peygamberler Museylime ve Tuleyha’nın yanındakiler gibi çıkar ilişkileri içinde bir araya gelmekteydi. Hatta Ömer ve Ebubekir gibi ileri gelenlerden iki kişi kızlarını Muhammed’e vererek bu ilişkiyi daha da perçinlemiş. Muhammed ise bir kızını Osman’a vermiş o kızı ölünce diğer bir kızını daha zenginliği dillere destan Osman’la evlendirmişti. Hatice ile evlenmesi Muhammed’e olağanüstü bir prestij ve zenginlik de kazandırmıştı. Dahası Muhammed’in akrabalarından Talha da zengindi. İşte bu zengin ve önemli kişiler İslam’ın asıl kurucularıydı. Muhammed’in yanında da diğerlerinin yanında da samimi bir inançla toplanan elbette vardı ama çoğunluk çıkar amacı güdüyordu. Uhud’da peygamberin kesin emrine rağmen okçuların yerlerini terkederek yağmaya katılması, Huneyn dönüşü ganimet paylaşımı yüzünden Muhammed’i semure ağacının altında sıkıştırıp nerde ise dayak atmaya kalkmaları dahası ona “yalancı” ve “cimri” demeleri, yanı sıra Kuran’da önce ganimetlerin tamamının sonra ise beşte birinin Muhammed’e ait olması bu çıkar ilişkisinin kanıtıdır.
Gelin bir de İslam’ın en değerli kitabı Kuran’a bakalım: “Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (BAKARA SURESİ / 79)” Demek ki bu durumdan koşulların uygunluğundan istifade etmek ve çıkar sağlamak amacıyla peygamberlik iddiasında bulunan sadece Muhammed değildi. Onlar Muhammed’e göre yalancı peygamberlerdi ama onlara göre de Muhammed yalancı ve birbirleri yalancı. Hakikatte ise hepsi aynı al birini vur diğerine!
İslam’dan önce de sizin bildiğiniz gibi Hac ve Kabe vardı. Bu Kabe’ye yine Arap yarımadasının uzak yerlerinden gelenler vardı. Amma bir usul vardı ki şu yanında yiyecek getirmek yasaktı. Yiyecekle gelmek Allah’a güvenmemek oluyordu. Günlük elbiseyle tavaf edilmezdi dışardan da elbise getirilmezdi. Peki ne yapılırdı ihram bu işe bakan aileden satın alınırdı. Neden? İslam öncesi de Allah’ın mekanı olan Kabe’ye tertemiz elbiseyle girmek gerekti. Üzerinizdeki elbiseler belki de haram işlerken de üstünüzdeydi Allah’ın evini bunlarla kirletmemeli. Peki yoksul olanlar da var mıydı tavafa gelenler arasında? Evet vardı. İhram alacak parası olmayanlar Kabe’yi çırılçıplak tavaf ederdi kadın ya da erkek fark etmez. "Peygamberin izniyle ihramdan çıkıp Mina'da bulunan kadınlarımıza yöneldik. Zekerlerimizden meni damlıyordu" (Buhari Hac/81; Müslim Hac/141) Bu hadis hem Buhari’de hem Müslim’de var. Yani sahihliği tartışılmaz demek ki Mekke’nin fethinden sonra örtünme ayetleri inmeden evvel Müslümanlar da çıplak tavaf etmiş ya da Mekke Kureyş’in kontrolünde iken Hudeybiye barışında anlaşma yapılmıştı Müslümanlara bir yıl sonra Hac için izin verilmişti. O sırada Kabe Kureyş’in kontrolünde olduğundan tavaf onların istediği gibi ihramı satın alarak ya da çıplak yapılmıştı. Ve erkekler bir sürü çırılçıplak kadını görünce de doğal olarak zekerlerinden meni damlıyordu.
Kabe ziyareti bugün nasıl büyük bir kazanç kaynağı ise o zamanlar da durum böyle idi. Kabe’de bazı hizmetler vardı ve bu hizmetlerin her birini yönetici konumunda olan aileler tedarik ederdi: Hicabe:kabe perdeciliği ve anahtarlarının korunması Sedanet: Hicabe’nin yardımcılığı Kabe kapıcılığı. Rifade: Hacılara yemek verme Sikaye: Hacılara su verme
Sikaye vazifesini Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, Abdulmuttalib ölünce de oğlu Ebu Talib yerine getiriyordu. Yani Muhammed’in ailesi de bu Hac işinin kaymağını yiyenlerdendi.
Peki Mekke Medine dolayları inanç olarak nasıldı? Aslında buralar inanç olarak bayağı renkli ve çeşitli idi. Medine’de önemli sayıda Musevi vardı, Mekke ekseri putperestti, putları reddeden Hanifler de vardı. Yabana atılmayacak kadar Hıristiyan Arap da vardı; bunlar Roma etkisiyle Hıristiyanlaşmıştı. Hıristiyan ve Hanif inancının bir sentezi olan Rukus inancı vardı.
Muhammed’in peygamberlik öncesi inancına gelince bal gibi de putperestti. Şimdi İslami bir kaynaktan alınan şu bilgiye bakın: “Hz. Muhammed (sav) 35 yaşında iken Kureyş'liler Kabe'nin tekrar inşasına karar verdiler. Kabe'nin yapılmasında bütün kabileler çalıştı ve yeniden yapıldı. Sıra Hacerü'l Esved taşının yerine konulmasına geldiğinde yerleştirme şerefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarında anlaşamayarak ihtilafa düştüler. Bu tartışma bir kaç gün sürdü ve yaşlı bir adam şöyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun." Tam bu sırada Hz. Muhammed kapıdan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir kararı kabulümüzdür dediler. Durumu kendisine anlattılar. Hz Muhammed bana bir kumaş getirin, dedi. Kumaşı yere serdi. Hacerü'l Esved’i kendi elleriyle kumaşın üzerine yerleştirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun, dedi. Taş yükselince de onu yerine kendi elleriyle yerleştirdi. Böylece inşaatın kalan kısmına devam edildi ve sorun çözüldü.” (http://www.kutsaltopraklar.net/tarih/hayat/mekke.htm)
Sene 605 henüz ortada peygamberlik iddiası yok. Putlara tapmayacak ama Kabe’nin onarımında görev alacak? Olmaz öyle şey! O görev almak istese bile Kureyşiler izin vermez. Hele putperest olmayan birine asla hakemlik yaptırmazlar. Hacer ül Esved’e de dokunmaya kalkarsa öldürürler adamı. Ama bir putperest bunları yapar.
Peki İslam öncesi putperestlik inancı nasıl bir şey? Gelin bunu Kuran’a bakarak görelim:
*Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler. (LOKMÂN - 25)
*Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (YÛNUS - 18)
*İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. (ZUMER - 3)
*Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır. (ZUHRÛF - 19)
Yani İslamiyet öncesi dönemde putperestler de Allah’a inanıyordu. Ama putları kendilerini Allah’a yakınlaştırıcı olarak görüyorlardı. Tıpkı Müslümanların Muhammed’e bakışı gibi. Putları bir şefaatçi olarak görüyorlardı. Tıpkı “Şefaat yâ Resulullah!” diyen Müslümanlar’ın Muhammed’e bakışı gibi. Muhammed putların yerine şefaatçi olarak kendini koyuyor. Kanıt mı? Buyrunuz:
“O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” (TAHA SURESİ / 109)
“O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.” (SEBE' SURESİ / 23)
Yani putların değil de Muhammed’in şefaati kabul edilir. Allah Allaaah! Yahu hani Allah’tan başkası şefaatçi olamazdı. Hani şirkti bu?
Muhammed, başlarda Yahudileri kendi yanına çekmek istedi
“Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin." (AL-İ İMRAN SURESİ / 50)
“Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” (MAİDE SURESİ / 44)
Hatta Kuran’da Tevrat ve Kuran eşdeğer olarak görülmüş buyrun:
“De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım." (KASAS SURESİ / 49)
Bu vesileyle sevgili arkadaşlar sakın ola Tevrat değiştirildi demeyin sonra maazallah şirke düşersiniz Kuran’a aykırı konuşup saparsınız.
Tabii bu bulunduğu bölgedeki kitap ehlini yanına çekmek içindi. “İslam’ın Palazlanışı ve Ganimet”te Muhammed’in Yahudilere yaptıklarını görmüştük. Yahudileri yanına bir türlü çekemeyen Muhammed bu sefer:
“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (MAİDE SURESİ / 51) diyor.
Eee şüphesiz Muhammed’in pardon dilim sürçtü şüphesiz Rabbin hikmet dolu sözleri bunlar.
Ebucehil ne demek? “Cehaletin babası” demek. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi bu bir isim değil lakap. Muhammed yiğit, zengin, nüfuz sahibi olan Ebu Cehil’i kendine dost edinemeyince İslam’a çekemeyince ona bu lakabı taktı. Muhammed’in bu davranışı Kuran’a ne kadar uyuyor bakalım:
Ey müminler, bir kısmınız, diğer kısmınızı alaya almasın! Belki de alay edilenler, kendilerinden daha iyidir. Birbirinizi ayıplamayın, kötü lakaplarla çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ne kötüdür! [Allah’ın yasak ettiği şeylerden] tevbe etmeyenler ise, zalimlerdir. (Hucurat 11)
Peki Ebu Cehil neden Muhammed’e inanmadı? Bakalım Müslümanların en sağlam kaynaklarından Kütübü Sitte’ye:
Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Enfal Suresi
Ravi : Enes
Hadis : Ebu Cehl (birgün) şöye dedi: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" (Enfal, 32) diye dua etmişti. Şu ayet indi: "Sen içlerinde iken Allah onlara azab etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah azab edecek değildir" (Enfal, 33) Müşrikler mü`minleri Mekke`den çıkardıkları zaman da şu ayet indi: "Yoksa Mecsid-i Haram`a girmekten men ederlerken Allah onlara niçin azab etmesin?" (Enfal, 34).
HadisNo : 622
Adam işte ne demiş: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" adam daha ne yapsın küçücük bir mucize görse inanacak. Ama yok, yok, yok.
Peki Muhammed bu Kuran’ı nasıl yazdı?
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (KALEM SURESİ / 15)
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: "Geçmişlerin masallarıdır" dedi. (MUTAFFİFİN SURESİ / 13)
"Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)
Dahası başka peygamberler de vardı Muhammed’den önce de sonra da. İnanmayan Kuran’a baksın:
“Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." (MÜ'MİNUN SURESİ / 83)
Oysa bir kez daha hatırlatalım ki Kuran’a inanmayan bu insanlar, Allah’a inanıyordu:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" (84) "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (85) (MÜ'MİNUN SURESİ)
Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)
And olsun ki: 'ona elbette bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih arapçadır. (NAHL/103)
Şimdi bu Nahl 103 ile ilgili Ubeydullah bin Müslüm’ün tefsirine bakalım:
"Mekke'de çok bilgili iki hristiyan köle vardı. bunlar aslen Iraklı idiler. adları Yesar ile Hayr idi. bunların birçok kitapları vardı. fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, 'hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah'ı ise işini sağlama almak için kullanıyor' demeye başladılar. bu yüzden, nahl suresi'nin 103.ayeti cevap olarak indi."
Sadece bunlar mı? Artık Varaka kimdir necidir onu da siz araştırın. Selman-ı Farısi’nin dini bilgisi ve Muhammed’e yakınlığı nedir? Ona da siz bir bakın. Bunları da siz kendiniz bulun ki yüreğiniz kani olsun. Eh fazla söze gerek yok. İslam’la ilgili tüm araştırmaları gördüğünüz gibi İslami kaynaklara dayandırıyorum.
Başka peygamberler de vardı onlar da Arapları kendi etraflarında bir arada toplamak ve tüm Arap yarımadasına hakim olmak istiyorlardı. Ve onların da inanırları vardı alın bir örnek tamamen İslami kaynaklardan:
"İlk dinden dönme hareketi Peygamber (s.a.s)'in sagliginda Yemen'de ortaya çikmisti. Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansî, topladigi kuvvetlerle önce Necran bölgesini, pesinden de San'ayi, Vali Sehr ile yirmi bes gün savasarak ele geçirdi. Hz. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdigi Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmis daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi (Taberi, III, 229-230). Ibnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çikarmis oldugu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamisti" (Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endiseli bir sekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)'in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanlarin tamamina yönelik, Esved'e karsi savasIlmasi emri bölgeye ulasti. Veber b. Yuhannis vasitasiyla gönderilen mektubta; dinin korunmasi, mürtedlere karsi savasIlmasi, Esved el-Ansî'nin açikça savasilarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldirIlmasi ve bu emrin Islâm'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulastirIlmasi gibi talimatlar yer almaktaydi" (Taberi, III, 231; Ibnül-Esîr, II, 338).
"Rasûlüllah (s.a.s)'in emri San'a'daki müslümanlara ulastigi zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansî, Firûz adindaki biri tarafindan öldürülmüs ve Kenan bölgesi tekrar Islâm'in hâkimiyetine girmisti. Onun öldürüldügü haberi Medine'ye Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat ettigi günün sabahinda ulasmisti" (Taberi, III, 227 ).
Ama içlerinden galip gelenin adı ve ayetleri yaşayacaktı. Bu kişi Muhammed oldu!
Peki İslam ve Muhammed nasıl ortaya çıktı? Muhammed diye bir adam mağarada hayal gördü ve şimdi 1 milyardan fazla insan ona inanıyor… Bu mudur? Elbette hayır. İslam’ı ve Muhammed’i ortaya çıkaran bazı koşullar var olaylar var. O zamanki Arap toplumundaki bu değişiklikler bazı peygamberler ortaya çıkardı. Bazı şairler çıkıp peygamberlik iddiasında bulundular. İçlerinden Muhammed değil de bir başkası da galip gelebilirdi ama durum çok da farklı olmazdı o halde sorun Muhammed değil. Sorun Arap yarımadasında o çağda yeni bir dinin doğup güçlenip gelişmesine yol açan koşullar. Bu insanlar nasıl ve neden din etrafında bir araya gelmiş?
Eski zamanlarda siyasi otorite ve dini otorite atbaşı beraber giderdi. Bu yalnız Araplarda böyle değildi herkeste her millette böyleydi. Eski Türklerden örnek verelim. Hükümdar ailesinin kanı kutsal sayılırdı ve kanı dökülmezdi. Kanlarında Tang Tengri’nin verdiği bir “kut” olduğuna inanılırdı. Kanı yere akmasın diye öldürülme şekilleri genelde boğularak olmuştur. Hatta daha çok değil yüzyıl önce Osmanlı padişahı mektuplarının sonuna Halife-i Müslimin – (tüm) Müslümanların halifesi- diye imza atardı. Tabii bazı durumlarda ulviyeti ilahiliği kutsallığı iplemez insanlar. Osmanlı Padişahı Genç Osman’ın bir ara Yeniçeri ocağını ortadan kaldırma düşüncesi olmuş ve zindanda Yeniçeriler tarafından hem ırzına geçilmiş hem de testisleri sıkılarak işkenceyle öldürülmüştü. Bunlar bizim tarihten. O çağlarda insanlar gaddardı. Anlatmamın nedeni bunun iyice kavranılıp buradaki olaylara ırkçı bir şekilde yaklaşılmaması. Başka bir ırk ne ise biz de oyuz. Bugün diğer Müslüman devletlerden farklı oluşumuzu farklı jeopolitik konumumuza 1. Dünya savaşı’nın kriz ortamına ve Atatürk gibi bir dehayı ortaya çıkaran koşullara borçluyuz. Eğer Osmanlı ağır bir bunalıma girmeseydi 1. Dünya Savaşı’nda yenilmeyip de kazansaydı Atatürk devrimlerine giden yol açılmayacak ve bugün bambaşka bir ülkede yaşayacaktık. Bu vesileyle bir kez daha Atatürk’ü saygıyla anıyorum. Nazilerin de Yahudileri yakması ve altı milyon Yahudi’yi öldürerek tarihin en büyük katliamını gerçekleştirmesi daha çok değil geçen yüzyıl yaşandı. İşte Avrupa’nın göbeğindeki Almanya tarihinden bir kanlı sayfa. Düşününki 20. yüzyılda bu vahşet yaşanıyorsa geçmiş asırlarda neler yaşanmaz.
Yani her milletin tarihinde vahşet, kan ve gözyaşı vardır. Bunlar kimi zaman azdır kimi zaman artar. Ama kesin olan şu ki bu vahşet eskiden çok daha fazlaydı. Peki madem bunu doğal ve normal gördüm şu halde İslam’ı ve ortaya çıkışındaki koşulları asırlar önce insanların çok bilinçsiz olduğu zamanda dökülen kanları yapılan savaşları neden eleştireceğim? Neden İslam’a bakarken asırlar önce bu normaldi, demeyip de eleştiriler yönelteceğim? Bu bir çifte standart olmaz mı? Hayır, olmaz. Çünkü İslam’ın Allah katından indiği iddia ediliyor. Eğer bu din her şeye kadir her şeyin üstünde zamandan ve mekandan münezzeh tek gerçek tanrı tarafından indirildi ise bu dinin insanlara yaptırdıklarının sadece asırlar önce değil günümüzde de normal karşılanması gerekirdi. İşte bu yüzden yüz yıl önceki bir olaya o çağlarda olabilir derken asırlar önce olan bir olaya bugünün gözleriyle bakıyorum. Ama asırlar önce yaşamış insanları suçlayıp yargılayarak değil eleştirileri İslam dinine ve bugün İslam’ın geçerli olduğunu savunanlara yönelterek bu işi yapmak istiyorum
Arabistan’da İslam’ın doğduğu kuzey taraflarında toprak verimsizdi. Su azdı bu doğal olarak insanların birbirinden ayrı yaşayamamasını kabile türü bir örgütlenmeyi getirmişti. Suyun az olduğu yerlerde insanlar su kaynaklarına kuyulara yakın yerlerde ikame ederler. Araplar daha tam olarak köleci ekonomik düzene bile geçmiş değildi.
Toprakların verimsiz tarımsal üretimin çok düşük olması kabile üyelerinin çevresel etkiler nedeniyle bir arada yaşaması kabileler tarzında bir örgütlenmeyi meydana getirmişti. Elbette bu tarz bir ekonomik yapı adetleri gelenek ve görenekleri etkiliyordu. Mülkiyet nasıl klanın ortak malıysa suç ve cezada ortaktı. Şöyle ki bir kabileden biri bir başka kabileden birini öldürürse iki kabile aeasında savaş çıkabiliyordu ya da kan bedeli ödeniyordu ama bu diyeti ödeyen katilin bizzat kendisi değil kabilenin tümü oluyor mesela kabilenin ortak malı olan keçilerden elli tane verilmesi. Bu şekilde suçun telafisine (diyet ödeme) ya da intikam girişimine (savaş, kan davası) suçu işleyen birey değil klanın tamamı muhattap oluyordu. Kabileler arası kavgalar kaçınılmaz olarak çok fazlaydı su meselesi vb. en ufak şeyde bir kişinin şiddete baş vurması sonucu bir cinayet gerçekleşirse iki kabile hemen vuruşurdu. İlkel toplumların ortak özelliği kaynakların yeterince iyi işlenmediği ve üretimin çok ilkel olduğu bir zamanda dünyada bulunmaları nedeniyle kaynaklar yüzünden çarpışmaların çıkmasıdır hele bu Arabistan gibi kurak verimsiz bir yerse çarpışmalar daha çok ve daha şiddetli olacaktır. Bugün savaşlar azaldıysa bunun nedeni insan bilincindeki gelişme değil üretimdeki gelişmedir. Üretimdeki gelişme sonucu savaşlar azalmış ve bu da insan bilincindeki gelişmeyi sağlamıştır.
Akrabalık çok önemliydi. Klanın içinde katı bir hiyerarşi vardı. Ama ilginçtir tam bir demokrasi vardı. Klanın ortak kararıyla kabile reisi seçilirdi sonra da bu reislerin biri hepsinin başı olurdu. Kabileler genelde savaş durumunda bir araya gelirlerdi. Medine nispeten tarıma elverişliydi. Mekke’de böyle bir durumun söz konusu olmaması onları tarım ve hayvancılıktan çok ticarete itmişti. Kervanlar vardı ve bu kervanları zaman zaman yağmalayanlar oluyordu. Kervanların ve ticaretin güvenliğinin sağlanması Mekkeliler için hayati bir önem taşıyordu. Eğer ticaret yollarının güvenliği sağlanacaksa bunun mümkünatı ancak Arapları bir çatı altında toplamak ve bir devlet kurmakla mümkündü. Arapları bir araya getirecek güçte eski çağlarda olduğu gibi dindi tanrının seçilmiş kulu olmak idi.
Biraz siyasi yapıdan da bahsedelim. Kabileler halinde yaşamda kabile liderliği babadan oğula geçmezdi. Kabile lideri olacak kişi; dürüst, cesur, iyi savaşçı olmalıydı ama tabii ki kabile liderliği görevini bir ömür boyu yürütürdü kabile lideri.
Darü’n Nedve denilen bir yer vardı Mekke’de Kabe’nin yakınına kurulmuş ve kapısı Kabe’ye bakan bir binaydı. İşte Mekke’nin ileri gelenleri burda toplanır aralarında karar alır önemli konuları ticaret, savaş vb. karara bağlarlardı. Dar’ün Nedve bir bakıma bizdeki TBMM’nin vazifesini görüyordu. Şu halde henüz embriyon halinde de olsa devlete giden bir yol vardı. Nüfusun artışı ticaretin ve işbölümünün gelişmesi insanları bir devlet örgütlenmesinde bir araya gelmeye zorluyordu.
Bu Dar’ün Nedve’ye gelip görüş bildirmek için kırk yaşına gelmiş bir Mekkeli erkek olmak yeterliydi işte böyle hem kabile tarzı bir ilkel yaşam hem de çağına göre oldukça ilerici bir örgütlenme tarzı söz konusuydu. Yalnız bir şey dikkatinizi çekti mi Mekke ileri gelenlerinin toplandığı Dar’ün Nedve’ye gelmek için kırk yaş şartı var. İşte bu bize Muhammed’in peygamberlik iddiasının neden kırk yaşında olduğu hakkında bir fikir verebilir. Muhammed Dar’ün Nedve’ye girip çıkacak ve Mekke’nin saygın, zengin önemli kişileriyle ittifak yapacaktı. Bu da gösteriyor ki Muhammed’in yanında toplananlar tıpkı diğer peygamberler Museylime ve Tuleyha’nın yanındakiler gibi çıkar ilişkileri içinde bir araya gelmekteydi. Hatta Ömer ve Ebubekir gibi ileri gelenlerden iki kişi kızlarını Muhammed’e vererek bu ilişkiyi daha da perçinlemiş. Muhammed ise bir kızını Osman’a vermiş o kızı ölünce diğer bir kızını daha zenginliği dillere destan Osman’la evlendirmişti. Hatice ile evlenmesi Muhammed’e olağanüstü bir prestij ve zenginlik de kazandırmıştı. Dahası Muhammed’in akrabalarından Talha da zengindi. İşte bu zengin ve önemli kişiler İslam’ın asıl kurucularıydı. Muhammed’in yanında da diğerlerinin yanında da samimi bir inançla toplanan elbette vardı ama çoğunluk çıkar amacı güdüyordu. Uhud’da peygamberin kesin emrine rağmen okçuların yerlerini terkederek yağmaya katılması, Huneyn dönüşü ganimet paylaşımı yüzünden Muhammed’i semure ağacının altında sıkıştırıp nerde ise dayak atmaya kalkmaları dahası ona “yalancı” ve “cimri” demeleri, yanı sıra Kuran’da önce ganimetlerin tamamının sonra ise beşte birinin Muhammed’e ait olması bu çıkar ilişkisinin kanıtıdır.
Gelin bir de İslam’ın en değerli kitabı Kuran’a bakalım: “Artık vay hallerine; kitabı kendi elleriyle yazıp, sonra az bir değer karşılığında satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlere. Artık vay, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara; vay kazanmakta olduklarına. (BAKARA SURESİ / 79)” Demek ki bu durumdan koşulların uygunluğundan istifade etmek ve çıkar sağlamak amacıyla peygamberlik iddiasında bulunan sadece Muhammed değildi. Onlar Muhammed’e göre yalancı peygamberlerdi ama onlara göre de Muhammed yalancı ve birbirleri yalancı. Hakikatte ise hepsi aynı al birini vur diğerine!
İslam’dan önce de sizin bildiğiniz gibi Hac ve Kabe vardı. Bu Kabe’ye yine Arap yarımadasının uzak yerlerinden gelenler vardı. Amma bir usul vardı ki şu yanında yiyecek getirmek yasaktı. Yiyecekle gelmek Allah’a güvenmemek oluyordu. Günlük elbiseyle tavaf edilmezdi dışardan da elbise getirilmezdi. Peki ne yapılırdı ihram bu işe bakan aileden satın alınırdı. Neden? İslam öncesi de Allah’ın mekanı olan Kabe’ye tertemiz elbiseyle girmek gerekti. Üzerinizdeki elbiseler belki de haram işlerken de üstünüzdeydi Allah’ın evini bunlarla kirletmemeli. Peki yoksul olanlar da var mıydı tavafa gelenler arasında? Evet vardı. İhram alacak parası olmayanlar Kabe’yi çırılçıplak tavaf ederdi kadın ya da erkek fark etmez. "Peygamberin izniyle ihramdan çıkıp Mina'da bulunan kadınlarımıza yöneldik. Zekerlerimizden meni damlıyordu" (Buhari Hac/81; Müslim Hac/141) Bu hadis hem Buhari’de hem Müslim’de var. Yani sahihliği tartışılmaz demek ki Mekke’nin fethinden sonra örtünme ayetleri inmeden evvel Müslümanlar da çıplak tavaf etmiş ya da Mekke Kureyş’in kontrolünde iken Hudeybiye barışında anlaşma yapılmıştı Müslümanlara bir yıl sonra Hac için izin verilmişti. O sırada Kabe Kureyş’in kontrolünde olduğundan tavaf onların istediği gibi ihramı satın alarak ya da çıplak yapılmıştı. Ve erkekler bir sürü çırılçıplak kadını görünce de doğal olarak zekerlerinden meni damlıyordu.
Kabe ziyareti bugün nasıl büyük bir kazanç kaynağı ise o zamanlar da durum böyle idi. Kabe’de bazı hizmetler vardı ve bu hizmetlerin her birini yönetici konumunda olan aileler tedarik ederdi: Hicabe:kabe perdeciliği ve anahtarlarının korunması Sedanet: Hicabe’nin yardımcılığı Kabe kapıcılığı. Rifade: Hacılara yemek verme Sikaye: Hacılara su verme
Sikaye vazifesini Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib, Abdulmuttalib ölünce de oğlu Ebu Talib yerine getiriyordu. Yani Muhammed’in ailesi de bu Hac işinin kaymağını yiyenlerdendi.
Peki Mekke Medine dolayları inanç olarak nasıldı? Aslında buralar inanç olarak bayağı renkli ve çeşitli idi. Medine’de önemli sayıda Musevi vardı, Mekke ekseri putperestti, putları reddeden Hanifler de vardı. Yabana atılmayacak kadar Hıristiyan Arap da vardı; bunlar Roma etkisiyle Hıristiyanlaşmıştı. Hıristiyan ve Hanif inancının bir sentezi olan Rukus inancı vardı.
Muhammed’in peygamberlik öncesi inancına gelince bal gibi de putperestti. Şimdi İslami bir kaynaktan alınan şu bilgiye bakın: “Hz. Muhammed (sav) 35 yaşında iken Kureyş'liler Kabe'nin tekrar inşasına karar verdiler. Kabe'nin yapılmasında bütün kabileler çalıştı ve yeniden yapıldı. Sıra Hacerü'l Esved taşının yerine konulmasına geldiğinde yerleştirme şerefine tüm kabileler nail olmak istemekte idiler. Aralarında anlaşamayarak ihtilafa düştüler. Bu tartışma bir kaç gün sürdü ve yaşlı bir adam şöyle bir öneri getirdi: "Mescid'e ilk giren hakem olsun." Tam bu sırada Hz. Muhammed kapıdan içeri girdi. Hepsi Muhammed Emin'dir kararı kabulümüzdür dediler. Durumu kendisine anlattılar. Hz Muhammed bana bir kumaş getirin, dedi. Kumaşı yere serdi. Hacerü'l Esved’i kendi elleriyle kumaşın üzerine yerleştirdi. Her kabilenin reisi bezin ucundan tutsun, dedi. Taş yükselince de onu yerine kendi elleriyle yerleştirdi. Böylece inşaatın kalan kısmına devam edildi ve sorun çözüldü.” (http://www.kutsaltopraklar.net/tarih/hayat/mekke.htm)
Sene 605 henüz ortada peygamberlik iddiası yok. Putlara tapmayacak ama Kabe’nin onarımında görev alacak? Olmaz öyle şey! O görev almak istese bile Kureyşiler izin vermez. Hele putperest olmayan birine asla hakemlik yaptırmazlar. Hacer ül Esved’e de dokunmaya kalkarsa öldürürler adamı. Ama bir putperest bunları yapar.
Peki İslam öncesi putperestlik inancı nasıl bir şey? Gelin bunu Kuran’a bakarak görelim:
*Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler. (LOKMÂN - 25)
*Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.” (YÛNUS - 18)
*İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. (ZUMER - 3)
*Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır. (ZUHRÛF - 19)
Yani İslamiyet öncesi dönemde putperestler de Allah’a inanıyordu. Ama putları kendilerini Allah’a yakınlaştırıcı olarak görüyorlardı. Tıpkı Müslümanların Muhammed’e bakışı gibi. Putları bir şefaatçi olarak görüyorlardı. Tıpkı “Şefaat yâ Resulullah!” diyen Müslümanlar’ın Muhammed’e bakışı gibi. Muhammed putların yerine şefaatçi olarak kendini koyuyor. Kanıt mı? Buyrunuz:
“O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” (TAHA SURESİ / 109)
“O'nun katında izin verdiğinin dışında (hiç kimsenin) şefaati yarar sağlamaz. En sonunda kalplerinden korku giderilince (birbirlerine:) "Rabbiniz ne buyurdu?" derler, "Hak olanı" derler. O, çok yücedir, çok büyüktür.” (SEBE' SURESİ / 23)
Yani putların değil de Muhammed’in şefaati kabul edilir. Allah Allaaah! Yahu hani Allah’tan başkası şefaatçi olamazdı. Hani şirkti bu?
Muhammed, başlarda Yahudileri kendi yanına çekmek istedi
“Benden önceki Tevrat'ı doğrulamak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak üzere size Rabbinizden bir ayetle geldim. Artık Allah'tan korkup bana itaat edin." (AL-İ İMRAN SURESİ / 50)
“Gerçek şu ki, biz Tevratı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik.” (MAİDE SURESİ / 44)
Hatta Kuran’da Tevrat ve Kuran eşdeğer olarak görülmüş buyrun:
“De ki: "Eğer doğruysanız, bu durumda Allah katından bu ikisinden (Musa'ya indirilen Tevrat ve bana indirilen Kur'an'dan) daha doğru olan bir kitap getirin de, ona uymuş olayım." (KASAS SURESİ / 49)
Bu vesileyle sevgili arkadaşlar sakın ola Tevrat değiştirildi demeyin sonra maazallah şirke düşersiniz Kuran’a aykırı konuşup saparsınız.
Tabii bu bulunduğu bölgedeki kitap ehlini yanına çekmek içindi. “İslam’ın Palazlanışı ve Ganimet”te Muhammed’in Yahudilere yaptıklarını görmüştük. Yahudileri yanına bir türlü çekemeyen Muhammed bu sefer:
“Ey iman edenler, yahudi ve hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (MAİDE SURESİ / 51) diyor.
Eee şüphesiz Muhammed’in pardon dilim sürçtü şüphesiz Rabbin hikmet dolu sözleri bunlar.
Ebucehil ne demek? “Cehaletin babası” demek. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi bu bir isim değil lakap. Muhammed yiğit, zengin, nüfuz sahibi olan Ebu Cehil’i kendine dost edinemeyince İslam’a çekemeyince ona bu lakabı taktı. Muhammed’in bu davranışı Kuran’a ne kadar uyuyor bakalım:
Ey müminler, bir kısmınız, diğer kısmınızı alaya almasın! Belki de alay edilenler, kendilerinden daha iyidir. Birbirinizi ayıplamayın, kötü lakaplarla çağırmayın! İmandan sonra fasıklık ne kötüdür! [Allah’ın yasak ettiği şeylerden] tevbe etmeyenler ise, zalimlerdir. (Hucurat 11)
Peki Ebu Cehil neden Muhammed’e inanmadı? Bakalım Müslümanların en sağlam kaynaklarından Kütübü Sitte’ye:
Fasil : TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR
Konu : Enfal Suresi
Ravi : Enes
Hadis : Ebu Cehl (birgün) şöye dedi: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" (Enfal, 32) diye dua etmişti. Şu ayet indi: "Sen içlerinde iken Allah onlara azab etmez. Onlar bağışlanma dilerken de elbette Allah azab edecek değildir" (Enfal, 33) Müşrikler mü`minleri Mekke`den çıkardıkları zaman da şu ayet indi: "Yoksa Mecsid-i Haram`a girmekten men ederlerken Allah onlara niçin azab etmesin?" (Enfal, 34).
HadisNo : 622
Adam işte ne demiş: "Allah`ımız, eğer bu Kitap, gerçekten senin katından ise, bize gökten taş yağdır veya can yakıcı bir azab ver" adam daha ne yapsın küçücük bir mucize görse inanacak. Ama yok, yok, yok.
Peki Muhammed bu Kuran’ı nasıl yazdı?
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen. (KALEM SURESİ / 15)
Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: "Geçmişlerin masallarıdır" dedi. (MUTAFFİFİN SURESİ / 13)
"Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)
Dahası başka peygamberler de vardı Muhammed’den önce de sonra da. İnanmayan Kuran’a baksın:
“Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka bir şey değildir." (MÜ'MİNUN SURESİ / 83)
Oysa bir kez daha hatırlatalım ki Kuran’a inanmayan bu insanlar, Allah’a inanıyordu:
De ki: "Eğer biliyorsanız (söyleyin:) Yeryüzü ve onun içinde olanlar kimindir?" (84) "Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?" (85) (MÜ'MİNUN SURESİ)
Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." (FURKAN SURESİ / 5)
And olsun ki: 'ona elbette bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. kast ettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kuran ise fasih arapçadır. (NAHL/103)
Şimdi bu Nahl 103 ile ilgili Ubeydullah bin Müslüm’ün tefsirine bakalım:
"Mekke'de çok bilgili iki hristiyan köle vardı. bunlar aslen Iraklı idiler. adları Yesar ile Hayr idi. bunların birçok kitapları vardı. fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, 'hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah'ı ise işini sağlama almak için kullanıyor' demeye başladılar. bu yüzden, nahl suresi'nin 103.ayeti cevap olarak indi."
Sadece bunlar mı? Artık Varaka kimdir necidir onu da siz araştırın. Selman-ı Farısi’nin dini bilgisi ve Muhammed’e yakınlığı nedir? Ona da siz bir bakın. Bunları da siz kendiniz bulun ki yüreğiniz kani olsun. Eh fazla söze gerek yok. İslam’la ilgili tüm araştırmaları gördüğünüz gibi İslami kaynaklara dayandırıyorum.
Başka peygamberler de vardı onlar da Arapları kendi etraflarında bir arada toplamak ve tüm Arap yarımadasına hakim olmak istiyorlardı. Ve onların da inanırları vardı alın bir örnek tamamen İslami kaynaklardan:
"İlk dinden dönme hareketi Peygamber (s.a.s)'in sagliginda Yemen'de ortaya çikmisti. Kendisinin peygamber oldugunu iddia eden Esved el-Ansî, topladigi kuvvetlerle önce Necran bölgesini, pesinden de San'ayi, Vali Sehr ile yirmi bes gün savasarak ele geçirdi. Hz. Peygamber'in Amil ve muallimi olarak bölgeye gönderdigi Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmis daha sonra Ikisi birlikte Hadramevt'e gitmislerdi (Taberi, III, 229-230). Ibnül-Esir'in ifadesiyle, "Esved'in çikarmis oldugu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamisti" (Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endiseli bir sekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)'in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanlarin tamamina yönelik, Esved'e karsi savasIlmasi emri bölgeye ulasti. Veber b. Yuhannis vasitasiyla gönderilen mektubta; dinin korunmasi, mürtedlere karsi savasIlmasi, Esved el-Ansî'nin açikça savasilarak veya gizli bir tertiple ortadan kaldirIlmasi ve bu emrin Islâm'da sebat eden bölgedeki bütün müslümanlara ulastirIlmasi gibi talimatlar yer almaktaydi" (Taberi, III, 231; Ibnül-Esîr, II, 338).
"Rasûlüllah (s.a.s)'in emri San'a'daki müslümanlara ulastigi zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansî, Firûz adindaki biri tarafindan öldürülmüs ve Kenan bölgesi tekrar Islâm'in hâkimiyetine girmisti. Onun öldürüldügü haberi Medine'ye Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat ettigi günün sabahinda ulasmisti" (Taberi, III, 227 ).
Ama içlerinden galip gelenin adı ve ayetleri yaşayacaktı. Bu kişi Muhammed oldu!
9 Şubat 2009 Pazartesi
HENDEK SAVAŞI
Hendek Savaşı Hicret'in 5. yılında vuku bulmuştu. Müslümanlar sürekli Kureyş kervanlarını vurup yağmalıyordu. Bir süredir Yahudilerle de sorun yaşanıyordu. Beni Nadir Yahudileri Medine'den sürülmüş ve Hayber'deki Yahudilerin yanına sığınmışlardı. Yahudiler, Mekkelilere Muhammed'e karşı birleşmeyi teklif etti. Yahudi liderler kalabalık bir heyetle Mekke'ye gitti. Mekke dışındaki Arap kabileleriyle de görüştüler. Mekkeliler dört bin kişiyken Müslümanların yağmalarından artık bıkan Yahudilerin ve civar kabilelerin de katılımıyla 10 bin kişilik bir ordu hazırlandı. Artık Medine'yi basıp İslam'ın kökünü kurutmak istiyorlardı.
Bu uzun hazırlıklar sürerken Mekkeliler daha civar kabileler ve Yahudilerle birleşip 10 bin kişiye varan bir ordu oluşturmadan Muhammed casusları sayesinde durumu yine haber almıştı. Müslümanlardan oluşacak bir ordu ancak üç bin kişiyi buluyordu. Hemen ashabı topladı ne yapabiliriz dedi. Selman-ı Farısi isimli sahabe şehrin etrafına hendek kazılmasını önerdi. Mekke'nin diğer tarafları hurmalıklar ya da evlerin yüksek duvarlarıyla çevrili olduğundan şehre sadece kuzeyden saldırılabilirdi. Bu demekti ki şehrin kuzeyini çeviren bir hendek yeterli olacaktı. İki hafta boyunca durup dinlenmeden hendek kazdılar.
On bin kişilik ordu Medine'ye yaklaşınca şaşırıp kaldı. Hendekler çok genişti. karşıya ulaşılacak gibi değildi. Bunun üzerine Müslümanlara ok ve taş atmaya başladılar. Müslümanlar da hendeğin diğer tarafından oklarla karşılık verdi.
Savaş böyle karşılıklı oklar ve taşlarla sürdü ama bu savaşta da er dileme
yapıldı. Mekke'nin çok güçlü namlı savaşçılarından Darrar, Nevfel ve Amr bin Abdived gibi birkaç kişi hendeğin daraldığı bir yerden karşıya atlamayı başardı.
Amr en güçlüleriydi çıkıp er diledi. Ali karşısına çıktı. Amr Ali'yi başından yaraladı ama Ali kılıcını Amr'ın Boynuna doğru savurup başını gövdesinden ayırdı. Bunun üzerine Ömer'in kardeşi Darrar Ali'nin üzerine yürüdü ama sonra fikir değiştirip kaçmaya başladı. Ali zaten yaralanmıştı Darrar'ı kovalamadı. Ama kardeşi Ömer Darrar'ın peşinden koşmaya başladı. Darrar kendisini kovalayanın Ali olduğunu sanarak kaçmaya devam ettiyse de peşinden gelenin Ömer olduğunu görünce durdu kılıcını kaldırdı kısa bir süre ikisi de oldukları yerde durdular. Sonra Darrar kardeşine vuramadı ve "Sana ettiğim bu iyiliği unutma Ömer!" deyip kaçtı.
Karşılıklı ok ve taşla savaş uzadıkça uzamıştı. Mekke'den gelenler böyle bir kuşatmaya hazır değillerdi. Mevsimlerden de kıştı. Buna rağmen kuşatma bir ay sürdü. Bir ay sonra öyle bir kum fırtınası başladı ki çadırları yerinden söküyordu. Mekkeliler ve Yahudilerin zaten umutları da tükenmişti bu fırtınada alel acele geri döndüler. Fırtına nedeniyle herşeylerini toparlayamadan döndükleri için Müslümanların eline bu savunma savaşından sonra bile hendeğin karşısında bırakılan bolca hurma, kazan, deve vb. ganimetler geçti.
İşin tuhaf yanı Müslüman kaynaklar bu fırtınaya Allah Resulü'nün mucizesi gözüyle bakmaktadır. İyi ama mevsimlerden kıştı ve zaten kışın oralarda çok şiddetli fırtınalar oluyordu. Yazın olsa belki bu mucize lafı anlaşılabilir. Ayrıca Allah neden Müslümanları kurtarmak için bir ay bekledi ki?
Bu uzun hazırlıklar sürerken Mekkeliler daha civar kabileler ve Yahudilerle birleşip 10 bin kişiye varan bir ordu oluşturmadan Muhammed casusları sayesinde durumu yine haber almıştı. Müslümanlardan oluşacak bir ordu ancak üç bin kişiyi buluyordu. Hemen ashabı topladı ne yapabiliriz dedi. Selman-ı Farısi isimli sahabe şehrin etrafına hendek kazılmasını önerdi. Mekke'nin diğer tarafları hurmalıklar ya da evlerin yüksek duvarlarıyla çevrili olduğundan şehre sadece kuzeyden saldırılabilirdi. Bu demekti ki şehrin kuzeyini çeviren bir hendek yeterli olacaktı. İki hafta boyunca durup dinlenmeden hendek kazdılar.
On bin kişilik ordu Medine'ye yaklaşınca şaşırıp kaldı. Hendekler çok genişti. karşıya ulaşılacak gibi değildi. Bunun üzerine Müslümanlara ok ve taş atmaya başladılar. Müslümanlar da hendeğin diğer tarafından oklarla karşılık verdi.
Savaş böyle karşılıklı oklar ve taşlarla sürdü ama bu savaşta da er dileme
yapıldı. Mekke'nin çok güçlü namlı savaşçılarından Darrar, Nevfel ve Amr bin Abdived gibi birkaç kişi hendeğin daraldığı bir yerden karşıya atlamayı başardı.
Amr en güçlüleriydi çıkıp er diledi. Ali karşısına çıktı. Amr Ali'yi başından yaraladı ama Ali kılıcını Amr'ın Boynuna doğru savurup başını gövdesinden ayırdı. Bunun üzerine Ömer'in kardeşi Darrar Ali'nin üzerine yürüdü ama sonra fikir değiştirip kaçmaya başladı. Ali zaten yaralanmıştı Darrar'ı kovalamadı. Ama kardeşi Ömer Darrar'ın peşinden koşmaya başladı. Darrar kendisini kovalayanın Ali olduğunu sanarak kaçmaya devam ettiyse de peşinden gelenin Ömer olduğunu görünce durdu kılıcını kaldırdı kısa bir süre ikisi de oldukları yerde durdular. Sonra Darrar kardeşine vuramadı ve "Sana ettiğim bu iyiliği unutma Ömer!" deyip kaçtı.
Karşılıklı ok ve taşla savaş uzadıkça uzamıştı. Mekke'den gelenler böyle bir kuşatmaya hazır değillerdi. Mevsimlerden de kıştı. Buna rağmen kuşatma bir ay sürdü. Bir ay sonra öyle bir kum fırtınası başladı ki çadırları yerinden söküyordu. Mekkeliler ve Yahudilerin zaten umutları da tükenmişti bu fırtınada alel acele geri döndüler. Fırtına nedeniyle herşeylerini toparlayamadan döndükleri için Müslümanların eline bu savunma savaşından sonra bile hendeğin karşısında bırakılan bolca hurma, kazan, deve vb. ganimetler geçti.
İşin tuhaf yanı Müslüman kaynaklar bu fırtınaya Allah Resulü'nün mucizesi gözüyle bakmaktadır. İyi ama mevsimlerden kıştı ve zaten kışın oralarda çok şiddetli fırtınalar oluyordu. Yazın olsa belki bu mucize lafı anlaşılabilir. Ayrıca Allah neden Müslümanları kurtarmak için bir ay bekledi ki?
Etiketler:
Ebu Sufyan,
Hendek,
İttifak,
Muhammed,
Yahudi
UHUD BOZGUNU
Bedir'de ölenlerden Utbe Hind'in babası, Velid Hind'in kardeşi, Şeybe ise Hind'in amcasıydı. Hind bunların öcü alınmadan yıkanmamaya ve kocasıyla yatmamaya yemin etti. Hind Mekke reisi Ebusufyan'ın karısıydı. Sadece Hind değil tüm Mekke intikam istiyordu.
İntikam için hazırlıklar başladı ve Uhud Savaşı Bedir Savaşı'ndan tam 10 gün sonra yapıldı.Ebusufyan ciddi bir şekilde hazırlıklara başladı para toplandı silahını kuşanan geldi. Civardan Mekkelilerle dost müttefik kabilelerden de yardım geldi böylece Mekke'de Üç bin kişilik bir ordu toplandı. Bu defa hazırlıklar iyiydi üç bin kişinin altı yüzü atlıydı. Mekke ordusunun sağ kanadında Halid Bin Velid ve emrindeki üç yüz atlı vardı. Sol kanatta ise Bedir'de ölen Ebucehil'in oğlu İrkime ve emrinde üç yüz atlı vardı. Ortada yaya muharipler vardı.
İki taraf da diğerinin yaptığı hazırlıklardan haberdar oluyordu. Bedir'den önce nasıl Müslümanların Kervan vurmaya hazırlandığını Ebucehil haber aldıysa şimdi de Muhammed Mekkeliler'in hazırlıklarını öğrenmişti. Zaten Müslümanların tamamı hicret etmeyip bir kısmı Mekke'de kalmıştı. Ben böyle bir bilgiye kaynaklarda rastlamamakla beraber şahsi kanaatim Mekke'de yaşayan bir Müslüman Medine'ye haber uçurmuştur. Başka türlü Muhammed bunu nasıl haber alsın hem de önceden? Muhammed durumu öğrenince eşraftan insanları topladı. Ne yapalım diye münazaraya başladılar. Muhammed şehirde bekleyip savunma savaşı verelim dediyse de çoğunluk meydan savaşı yapmak istedi. Muhammed öneriyi kabul etmek zorunda kaldı.
Medine'de hazırlanan Müslümanlar 700 kişilik bir orduyla yola çıktı. Kureyşiler Uhud dağına yaklaşmıştı Muhammed onlardan önce varmak istediği yere ulaştı sayı azlığını avantaja çevirecek bir konuma geçti. Dağ nal şeklindeydi ve iki ordunun konumu şu şekildeydi
http://img43.imageshack.us/img43/4135/uhud.jpg
Muhammed iç tarafta saldıran düşmanı karşılayacaktı girişten çok sayıda adamın geçip Müslüman ordusuna çok iyi saldırması mümkün olamayacağından avantaj Müslümanlarda olacaktı. Yalnız orda bir Ayneyn Geçidi vardı ki eğer Mekkelilerden bir grup bu geçidi dolanırsa Müslümanları arkadan çevirip çember içine alabilirdi. Muhammed iyi bir komutandı ve bunu da hesaplamıştı. Ayneyn Geçidine 80 okçu yerleştirdi ve “Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız” dedi.
Yine birkaç teke tek dövüşten sonra savaş başladı. Halidd bin Velid Ayneyn Geçidi'ni dolaşıp Müslümanları arkadan çevirmek istedi fakat okçuların ok yağmuru altında birkaç adamı öldü devam edemeyeceklerini anlayıp geri çekildiler. Halid birkaç kez daha aynı teşebbüste bulunduysa da her seferinde Ayneyn Geçidi'nde dağın eteklerine pusu kuran okçuların oklarıyla karşılaşıp geri çekildi. Daha sonra Müslümanlar Mekkelileri bozguna uğratmış, Kureyşiler kaçmaya başlamıştı.
Mekkeliler can derdiyle kaçarken askerleri yüreklendirmek için yanlarında getirdikleri yiğitçe vuruşanlara verileceği vaat edilen kıymetli malları bırakmışlardı. Müslümanlardan bir kısmı da Mekkelileri kovalamayı bırakıp malları yağma ediyordu.Vaziyeti dağdaki okçular da gördü ve Muhammed'in emirlerini umursamayıp koşa koşa yağmaya katıldılar tam bu sırada Halid okçuların yerinden ayrıldığını gördü ve süvarileriyle dört nala atlarını koşturarak Ayneyn Geçidi'ni geçip Müslümanları arkadan çevirdi. Bozulup gerileyen Kureyş ordusu Halid'in atlılarının Müslüman ordusunu arkadan çevirdiğini görünce toparlanıp önden saldırdılar. Muhammed atllan bir taşla miğferinin koruması kırılıp suratına battı ve dişi de kırıldı. Etrafındaki bir avuç sahabi başta Ali olmak üzere canları pahasına onu koruyordu hatta Muhammed'e ok atılacağını gören Ebu Deccane Muhammed'in üzerine atılıp vücuduyla korumuş ve oklar Ebu Deccane'nin sırtını delik deşik edip Ebu Deccane ölmüştü. Muhammed'in etrafındaki bir avuç sahabi zar zor çarpışarak kaçtı.
Uhud Gazası'nda bozgun Müslümanların mal mülk hırsı ve peygamberi dinlememeleri yüzünden olmuştu. Aceba savaşı bırakıp mal yağmalayan bu askerler neden Muhammed'i dinlememişti. Yoksa Cennet Cehennem gibi şeyler onlara da saçma mı geliyordu?
İntikam için hazırlıklar başladı ve Uhud Savaşı Bedir Savaşı'ndan tam 10 gün sonra yapıldı.Ebusufyan ciddi bir şekilde hazırlıklara başladı para toplandı silahını kuşanan geldi. Civardan Mekkelilerle dost müttefik kabilelerden de yardım geldi böylece Mekke'de Üç bin kişilik bir ordu toplandı. Bu defa hazırlıklar iyiydi üç bin kişinin altı yüzü atlıydı. Mekke ordusunun sağ kanadında Halid Bin Velid ve emrindeki üç yüz atlı vardı. Sol kanatta ise Bedir'de ölen Ebucehil'in oğlu İrkime ve emrinde üç yüz atlı vardı. Ortada yaya muharipler vardı.
İki taraf da diğerinin yaptığı hazırlıklardan haberdar oluyordu. Bedir'den önce nasıl Müslümanların Kervan vurmaya hazırlandığını Ebucehil haber aldıysa şimdi de Muhammed Mekkeliler'in hazırlıklarını öğrenmişti. Zaten Müslümanların tamamı hicret etmeyip bir kısmı Mekke'de kalmıştı. Ben böyle bir bilgiye kaynaklarda rastlamamakla beraber şahsi kanaatim Mekke'de yaşayan bir Müslüman Medine'ye haber uçurmuştur. Başka türlü Muhammed bunu nasıl haber alsın hem de önceden? Muhammed durumu öğrenince eşraftan insanları topladı. Ne yapalım diye münazaraya başladılar. Muhammed şehirde bekleyip savunma savaşı verelim dediyse de çoğunluk meydan savaşı yapmak istedi. Muhammed öneriyi kabul etmek zorunda kaldı.
Medine'de hazırlanan Müslümanlar 700 kişilik bir orduyla yola çıktı. Kureyşiler Uhud dağına yaklaşmıştı Muhammed onlardan önce varmak istediği yere ulaştı sayı azlığını avantaja çevirecek bir konuma geçti. Dağ nal şeklindeydi ve iki ordunun konumu şu şekildeydi
http://img43.imageshack.us/img43/4135/uhud.jpg
Muhammed iç tarafta saldıran düşmanı karşılayacaktı girişten çok sayıda adamın geçip Müslüman ordusuna çok iyi saldırması mümkün olamayacağından avantaj Müslümanlarda olacaktı. Yalnız orda bir Ayneyn Geçidi vardı ki eğer Mekkelilerden bir grup bu geçidi dolanırsa Müslümanları arkadan çevirip çember içine alabilirdi. Muhammed iyi bir komutandı ve bunu da hesaplamıştı. Ayneyn Geçidine 80 okçu yerleştirdi ve “Galip de gelsek mağlup da olsak, benden emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız” dedi.
Yine birkaç teke tek dövüşten sonra savaş başladı. Halidd bin Velid Ayneyn Geçidi'ni dolaşıp Müslümanları arkadan çevirmek istedi fakat okçuların ok yağmuru altında birkaç adamı öldü devam edemeyeceklerini anlayıp geri çekildiler. Halid birkaç kez daha aynı teşebbüste bulunduysa da her seferinde Ayneyn Geçidi'nde dağın eteklerine pusu kuran okçuların oklarıyla karşılaşıp geri çekildi. Daha sonra Müslümanlar Mekkelileri bozguna uğratmış, Kureyşiler kaçmaya başlamıştı.
Mekkeliler can derdiyle kaçarken askerleri yüreklendirmek için yanlarında getirdikleri yiğitçe vuruşanlara verileceği vaat edilen kıymetli malları bırakmışlardı. Müslümanlardan bir kısmı da Mekkelileri kovalamayı bırakıp malları yağma ediyordu.Vaziyeti dağdaki okçular da gördü ve Muhammed'in emirlerini umursamayıp koşa koşa yağmaya katıldılar tam bu sırada Halid okçuların yerinden ayrıldığını gördü ve süvarileriyle dört nala atlarını koşturarak Ayneyn Geçidi'ni geçip Müslümanları arkadan çevirdi. Bozulup gerileyen Kureyş ordusu Halid'in atlılarının Müslüman ordusunu arkadan çevirdiğini görünce toparlanıp önden saldırdılar. Muhammed atllan bir taşla miğferinin koruması kırılıp suratına battı ve dişi de kırıldı. Etrafındaki bir avuç sahabi başta Ali olmak üzere canları pahasına onu koruyordu hatta Muhammed'e ok atılacağını gören Ebu Deccane Muhammed'in üzerine atılıp vücuduyla korumuş ve oklar Ebu Deccane'nin sırtını delik deşik edip Ebu Deccane ölmüştü. Muhammed'in etrafındaki bir avuç sahabi zar zor çarpışarak kaçtı.
Uhud Gazası'nda bozgun Müslümanların mal mülk hırsı ve peygamberi dinlememeleri yüzünden olmuştu. Aceba savaşı bırakıp mal yağmalayan bu askerler neden Muhammed'i dinlememişti. Yoksa Cennet Cehennem gibi şeyler onlara da saçma mı geliyordu?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)