hdp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hdp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2016 Salı

SAMİMİYET Mİ DEDİN?



Ya sen ne şekil bir insansın Demirtaş? Dün kara dediğine bugün ak diyorsun bugün ak dediğine yarın kara diyeceksin ve bir kısım aklı başında seçmen yaptığını yadırgarken bir kısım tuhaf seçmenin de seni alkışlayacak. Üç yıl kadar önce Kazlıçeşme’de bir teyze çıktı ve bir parti lideri için “Ben onun g…nün gılıyım!” dedi hatırlarsanız. Bu müthiş bir tarifti, evet bu ülkede pek çok seçmen oy verdiği ya da peşinden koştuğu liderin g.. kılı. Bu ülkede bir insanın erojen bölge kılı olmak ne kadar da yaygın. Bir g.. kılı önce ait olacağı bir lider g..ü belirler kendine. Sonra da her ne olursa olsun o g..ün sahibine oy verir ne yaparsa yapsın. Velev ki bu lider ülkeyi iç savaşa sürüklesin. İşte bazı g.. kılları senin yaptığın ikiyüzlülüğe rağmen peşinden koşabilir, bunu görmezden gelebilir Demirtaş. Ama maalesef ben görmeden edemeyeceğim. Bir değil iki değil bu kaçıncı yalan! Tamam sana alternatifsizlikten oy verenleri anlıyorum ama bir de her yaptığını her koşulda savunanlar var ya işte onları anlayamıyorum.
Hatırlarsanız Erdoğan, 25 Temmuz’da (kaç)Aksaray’da bir liderler zirvesi tertip etmiş, Yıldırım, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nu saraya çağırmıştı. Erdoğan Demirtaş’ı saraydaki liderler zirvesine davet etmedi diye Demirtaş’ın bir salya sümük ağlamadığı kalmıştı. Hatırlayalım ne demişti: “Bir defa HDP’nin Türkiye’de siyasetten halen dışlanma girişimi ve bir ayrımcılığa girişiminin darbe harekâtı sonrası bile devam ediyor olması çiğliktir, akılsızlıktır… Şimdi bir kez daha HDP’yi dışlayarak, yokmuş gibi davranarak Türk milli mutabakatı, milli cephesi etrafında sorunları çözeceğiz diyorlarsa kendileri bilirler. Ama ben bu yaklaşımın çok yanlış ve eksik olduğunu düşünüyorum… Türkiye’nin sorunlarının çözümüne dair bizim de görüş ve önerilerimiz var. Ama bunlar devlet katında kıymeti harbiye görmüyorsa, toplum katında görüyor. Üzülürüm sadece... Diğer muhalefet partilerinin de bunu içine sindiriyor olması da bence çok tuhaftır. Demokrasi şöleni adı altında gibi toplumun asıl sorun yaşayan kesimlerini temsil eden bir çizginin dışlanıyor olması Türkiye’de sorunların kolay kolay çözüm yoluna girmeyeceğini gösteriyor. Darbeciler; zaten bir ayrımcılık, bir etnik iç çatışma yaratmak istiyor. Bunlar da bunun ekmeğine yağ sürüyorlar.” Evet bunlar Demirtaş’ın saraya çağrılmadığı için sarf ettiği sözler.
Yine HDP İzmir milletvekili Müslüm Doğan diyor ki: “Sayın Cumhurbaşkanı’nın Selahattin Demirtaş’ı oraya çağırması gerekiyordu eğer bir konsensüs sağlanacaksa. Hiçbir şey Sayın Selahattin Demirtaş’ın oraya çağrılmamasına bir gerekçe oluşturulamaz… Eğer bu ülke yeniden inşa edilecekse, tüm partilerin içerisinde olabileceği bir konsensüsle, bir darbe karşıtlığı ve yeni demokrasi, ülkenin ihtiyacı olan daha çok demokrasi birlikte inşa edilmeli, birlikte karar verilmeli…”
Her ne oluyorsa aynı Demirtaş sanki yukarıdaki sözleri kendi söylememiş gibi, hatta sanki Erdoğan kendisini çağırmış da kendi gitmemiş gibi konuşuyor bugün. Demirtaş: “HDP de orada olsaydı hesap veremezdi. Gezi şehitlerine, Uğur Kaymaz’a, Ceylanın gözlerine bakamazdı HDP. Hurşit Külter’e nasıl hesap verebilirdi. HDP Berkin’i unutup Yenikapı’ya gidemezdi. Roboski, Tahir Elçi, HDP olsaydı bunların hesabını soracaktı. HDP Cizre, Sur’u unutup Yenikapı’ya gidemezdi” dedi. Senin ne 17-25 Aralık’a darbe dediğini, ne bugün “şehit” dediğin Gezi eylemcilerine “darbeci” dediğini ne de Erdoğan’ı ayakta alkışladığını unutmadık. Biraz omurgalı ol lütfen.
Bir ifade var ki hele bomba: “Ülkede barış, adalet, özgürlük gerçekleştirmek istiyorsak, bütün partiler samimiyet sınavını kendimize dayatmalıyız.” Buna sonuna kadar katılıyorum ama Demirtaş’a tavsiyem samimiyet testine kendinden başlaması olur.

BİR ACAYİP DEMOKRASİ

15 Temmuz’da ve sonrasında sokaklara akan kitleyi harekete geçiren şey “demokrasi aşkı” değil “Tayyip aşkı”ydı. Darbe olması değil, darbenin Erdoğan’a karşı olması önemliydi ve bu grup darbe Erdoğan’a karşı yapılıyor diye sokaklara döküldü. Eğer gerçekten demokrasiyi çok sevselerdi Başbakan’ın Cumhurbaşkanı’nın isteğiyle değiştirilmesine sesleri çıkardı ya da Erdoğan’ın kaçak sarayı için mahkemeye”Gücünüz yetiyorsa yıkın” demesine ya da 12 Eylül artığı YÖK’e, 12 Eylül’ün dayatması olan zorunlu din dersine ya da darbenin artığı % 10 barajına… Ayrıca AKP de darbeci olmasa 14 yıldır bu darbe artığı uygulamaları kaldırırdı. Her neyse, yığınla şey var. Şimdi saymaya kalksam saatler sürer. 

Ama önce şu konu netleşsin: Demek istediğim evet darbeye karşı çıktılar, sokaklarda bağırıp çağırıp bayrak salladılar ama bunu demokrat oldukları için değil kendi çıkarları için yaptılar. Bunların çoğu işsiz güçsüz, AKP’den ranttan beslenen insanlar. Amaçları liderlerini ve dolayısıyla da kendi çıkarlarını savunmak. Bundan başka bir şey değil. Ha çıkmışlar, darbe olmamış iyi olmuş, kötü olmuş… Orası ayrı ama etkisiz hale getirilmiş erleri döverek öldüren, şeriat isteyen, idam isteyen, Adana’da “Laikler için yaşasın cehennem!” sloganı atan, hele hele bazı illerimizde kilise taşlayan, Alevi mahallesine saldıran bu yığınların demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu insanlara demokrat demek için ya iğrenç bir yalancı olmak ya da çok aşırı derecede saf olmak lazım. (Aslında “saf” değil başka bir şey diyecektim; ama hakaret olarak anlaşılabilir. Benimse hakaret kastım yok o yüzden “saf” diyorum)


İşin çok çok ilginç bir başka kısmı ise aylardır kalabalıklarda orda burda bombalar patlıyordu, insanlar ölüyordu. Bu (güya) demokrasi nöbetlerinde ise o kalabalığa rağmen, o kadar gün sürmesine rağmen bir patlama oldu mu? Olmadı. Demek ki neymiş? İstenirse tedbir alınıyormuş, istenirse bu olaylar yaşanmıyor, önlenebiliyormuş. O halde şu artık mokunu çıkardığınız demokrasi nöbetlerinden sonra da bomba patlamasın lütfen. 


Osmaniye’de Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak konuşurken darbeye çok kızan demokrasi aşığı, duyarlı sevgi pıtırcıkları, “İdam isteröööz!” diye hönkürmüş. Kaynak da: “Milletin canına, varlığına, istiklaline ve istikbaline kastetmiş o teröristlerin evet hakkı idamdır” demiş. Hani kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan derler ya… Yahu insanları bu şekilde kandırmayı daha düne kadar can ciğer kuzu sarması olduğunuz Gülen Cemaati mi öğretti size? Diyelim ki yasa değişikliği yaptınız idamı geri getirdiniz, 15 Temmuz’da bu kalkışmayı yapanları yine asamazsınız çünkü onların suçu işlediği tarihte yasalarda idam cezası yok ve hukukta suçlu aleyhine olan değişikliklerde yasa geriye işlemez. Bunu, meydanları doldurup idam isteyen halk bilmese de siyasetçilerimiz çok çok iyi bilir. Halkı kandırmayın, eğer milli iradeye çok değer veriyorsanız eğer halka çok saygılıysanız insanlara sanki darbecileri asabilecekmişsiniz gibi yalan söylemeyin. 


Bir başka garabet onbinlerce insan tutuklanıyor, azlediliyor, görevden uzaklaştırılıyorken… Cemaate her istediğini veren, bu yasa dışı terörist yapılanmaya yardım ve yataklık ettiğini itiraf edenlerin tutuklanmaması. Cemaatin kandırdığı, iyi niyetinin kurbanı olan onbinlerce insanın ne günahı var? Bırakın onları da Allah affetsin niye azlediliyor, tutuklanıyorlar ki? Onlar çok iyi niyetliler, cemaat onları kandırdıysa bu onların suçu mu?


Sahi yıllardır cemaat devlete sızarken iktidarda kim vardı? Kim onlara yardımcı oldu da darbe yapacak bu gücü verdi? Bu darbede suçun ancak ve ancak % 50’si cemaatindi, suçun % 50’si de onlara her türlü güç ve avantajı sağlayan, devletin her kademesinde cemaat kadrolaşmasına yardım eden, onları darbe yapacak konuma getiren AKP’nindir. Şimdi kendi yarattıkları bu Frankenstein’ın yaptıkları yüzünden ağlayıp sızlanmaya hakları yok.


Askeriyeyi orduyu da iyice itibarsızlaştırıp, rezil kepaze ettiniz sonunda. Ucuz kahramanlar gidiyor kışlanın önüne belediye otobüsünü, iş makinesini, kamyonu park ediyor güya asker çıkmasın diye. Yahu askerin çıkmaya niyeti varsa sadece tek bir tankı ne iş makinesi durdurabilir ne en babasından kamyonet. Hatta tanka da gerek yok asker bir bomba sallasın araçlara tamam. Gerçekten o araçları kışlanın girişine koyduğu için darbeyi durdurduğunu düşünen birinin ayakkabı numarasıyla IQ seviyesi birbirine eşittir.


Erdoğan daha iki üç gün öncesine kadar “darbeci, adi, terbiyesiz herif, sapık, Kandil’le işbirliği yapıyor, paralel yapıyla işbirliği yapıyor…” dediği Kılıçdaroğlu’nu tutmuş mitinge çağırıyor. Yahu ayıptır ayıp. Eğer Kılıçdaroğlu gerçekten “adi, sapık, darbeci” ise gerçekten PKK ile ya da Gülen Cemaati ile işbirliği yapıyorsa çağırmayacaksın yok yapmıyorsa o zaman bu suçlamalarda bulunmayacaksın. Haa ama olur da seni kandırdılarsa. Birileri beni kandırdı, çok safım falan diyorsan yani zaman öyle düşünüyordum ama yanılmışım, diyorsan da önce kalkıp Kılıçdaroğlu’ndan özür dileyeceksin. Ayrıca sürekli kandırılıyorsan da istifa edeceksin sana gelen geçen herkese kan da ülkeyi mahvet diye verilmedi o makam.


Erdoğan’ın olduğu her mitingde Erdoğan Kılıçdaroğlu diyince amigonun biri yuuh işaretini verir ve meydandakiler “Yuuuuh!” diye bağırır. Bu sefer ortak yaptıkları mitingde de sunuculuk görevi yapan adam “Kılıçdaroğlu” diyince meydanı dolduran robotlaşmış AKP seçmeni yılların alışkanlığıyla otomatik olarak “Yuuuuh!” diye bağırdı. Sunucu da “Sakın… Bugün kardeşlik günü” dedi. Yani bugün yok, başka zaman yine yuhalarsın gibi oldu. Yuhalamasına değil de o gün orada yuhalanmasına bir karşı çıkıştı, aman ne güzel.


Kimi Kılıçdaroğlu’na mitinge gitti diye ateş püskürülüyor, kimi ise gitmesi gerekti, doğru yaptı diyor. Garibim Kılıçdaroğlu da ne yapsa yaranamıyor. CHP ve MHP’yi çağırmak da tam bir şark kurnazlığı yani. AKP çağırıyor Kılıçdaroğlu, gitse AKP’ye arka çıkmış olacak, gitmese darbeci olacak. İki ucu b*klu değnek diye buna derler. Türkiye öyle tuhaf bir durumda ki 14 yıldır berbat giden hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerine almayan bir iktidar var. Her zaman işler kötüye gidince iktidar bundan dolayı suçlanırdı (ki olması gereken de budur) ama şimdi her şeyin suçlusu ülkeyi yönetenler değil de muhalefet. Toplum olarak tuhaf bir hummaya tutulmuş gibiyiz. Bunun detayları ise başka bir yazının konusu.

1 Mayıs 2016 Pazar

SÖYLEYENE DEĞİL SÖYLETENE BAK



AKP’nin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada Davutoğlu konuşuyor; o konuşurken de AKP’liler bağırıyor: “Reeceeep Taayyip Erdoooğan! Reecep Tayyip Erdoğan!” Davutoğlu’na daha büyük hakaret yapılabilir mi bilmiyorum. Davutoğlu, bunun üzerine: “Sayın cumhurbaşkanı ile birlikte daha nice yollar katedeceğini” söyledi darılmasın ama ben aynı fikirde değilim. Fazla bir yol katedecek değil, Erdoğan yakında AKP’nin başına kendisine daha iyi itaat edeceğini düşündüğü birini geçirecek. Davutoğlu istediği kadar davadan, kardeşlikten dem vursun; istediği kadar nifak saçanlardan bahsetsin durumu idare etmeye çabalasın gerçeği değiştiremez. Erdoğan’ın kafasını kızdıranın üstü anında çizilir. “Basın üzerinden siyaseti, AK Parti'yi dizayn etmeyi kimse düşünmesin” diyor Davutoğlu. AKP’yi kimin dizayn ettiği zaten belli, o da bunu basın üzerinden değil bizzat yapıyor. Davutoğlu istediği kadar gerçeğe gözünü kapatsın o görmüyor diye hiçbir şey yok olmaz ve maalesef Davutoğlu (kendisinden başka) hiç kimseyi kandıramadı. Birinin önünde kocaman bir duvar varsa o kişi gözünü kapatınca duvar yok olmaz. Adam gözünü kapatır “Yok ya öyle bir şey, duvar muvar yok” diyerek yürürse eni sonu “küüt!” diye duvara toslar. Duvar yok olmaz bizimki yamulduğuyla kalır, herkesin üstüne gülmesi de cabası.
Davutoğlu boş biri değildir. Davutoğlu Boğaziçi Üniversitesi'nin Ekonomi ve Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümlerini çift anadal programıyla bitirmiştir. Aynı üniversitenin Kamu Yönetimi Bölümünde Yüksek Lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde de doktora yapmış biridir. İyi bir akademisyendir yani, donanımlı biri. Sen tut saygın bir akademisyen olarak kalmak yerine tek bir kişinin tahakkümü altındaki partiye girerek siyaset yap, itaat etmezsen zaten ne olacağı belli. Gerçekten hazin bir durum, gerçekten üzüntü verici.
Bunları niye diyorum, hepimizin bildiği bu durumu neden bir kez daha anlatıp bu duruma dikkat çektim? Şimdi bunu açıklayalım… Bildiğiniz gibi meclis başkanı Kahraman birkaç gün önce kahramanca bir çıkış yaptı. Cevval başkan gözünü iyice kararttı ve hem “laikliği kaldırmaktan” hem de “dindar anayasa hazırlamaktan” bahsetti ve yükselen tepkiler üzerine ortamın henüz buna hazır olmadığı anlaşılınca çark etti. AKP’den ise bunun Kahraman’ın kendi görüşü olduğu yönünde açıklamalar geldi. Bu doğru değil, bu sözler Kahraman’ın şahsi fikrti değil. Kendimizi kandırmayalım hepimiz biliyoruz ki birilerinden habersiz AKP’de kuş uçmaz. Böylesi bir açıklama da birilerinden izin almadan onun icazeti olmadan yapılmaz. “Laikliği kaldıralım, dindar ana yasa hazırlayalım” lafzını bize perdenin önünde söyleyen Kahraman; ama perde arkasında olanı biteni gözleyen ve görünmeyen asıl kahraman bunu gördüğümüz Kahraman’a söyletti. Baktı ki ortam uygun değil güçlü bir itiraz yükseliyor, şimdilik bu işi yapmıyor. Bununla beraber hemen sevinmeyin bu bir “iptal” değil sadece “tehir”. Birileri bundan vazgeçmiş değil sadece erteledi, şartlar uygun olduğu an bunu yapmak için tetikte bekleyecekler. Peki neden dindar anayasa yapmak istiyorlar, dini imanı çok önemsedikleri için mi? Hiiç zannetmiyorum, asıl amaç bambaşka. Kendi meşruiyetlerini ana yasaya ana yasanın meşruiyetini din imana dayandıracaklar. Böylece ne olacak ana yasalarına ya da kendilerine karşı en ufak bir muhalefeti dine karşıymış gibi gösterecekler. Dini istismar etmede bu kadar ileri gidebildiklerini görünce laikliğin kıymetini bir kez daha anladım. AKP şak şakçısı liberaller ve bazı fanatik solcular antikemalistliğiniz o kadar kemikleşmiş, o kadar kendinizden geçmişsiniz ki laikliğin kalkmasını nerdeyse alkışlayacaksınız; oysa laiklik giderse önce sizi kesip biçecekler. İŞİD laik bir oluşum değil. Laikliğin olmadığı yerde El Kaide olur, Taliban olur, Hizbullah olur, İŞİD olur; bir kere daha düşünün, durumun vahametinin farkında değilsiniz.

20 Şubat 2015 Cuma

Becerikli hırsızlar ve şaşkın rakipleri

Siyasetçilerimiz tuhaf kendi tabanlarına özgürlük vermekten çok kendi tabanlarından olmayanın özgürlüklerini kısıtlamaya gayret ederler. İnsanımız tuhaf, gider o siyasetçilere oy verirler. Biraz daha somutlaştıralım diyelim ki bir parti cemevlerine ibadethane statüsü vermiyor, bu aslında kendisini o partiye yakın gören tabana hiçbir yarar sağlamıyor ama taban, partisi Alevileri horlayıp dışlayınca sanki partisi kendisi için iyi bir şey yapmış gibi zevkten dört köşe oluyor. Oysa partinin bu tutumu kendi tabanı ile ilgili değil Alevilerle ilgili. Buna karşılık başka bir parti cemevlerini ibadethane olarak kabul ediyor, bununla beraber taşeronluk sistemini kaldırmayı vaat ediyor. Ama bazı kişiler Alevilerin özgürce ibadet edebildiği bir Türkiye'de taşeronluktan kurtulup insan gibi yaşamaktansa Alevilerin ikinci sınıf vatandaş olduğu bir Türkiye'de sürünmeyi tercih ediyor. Sırf bu yüzden Alevi düşamnı partinin taşeronluğu daha da yaygınlaştırması hatta kendisinin de canına okuması pahasına gidip o partiye oy veriyor çünkü o parti Alevilere ibadethanelerini vermiyor. Oooh, iyi ediyor!İnsanımız kendisine ne verileceği ile ilgilenmiyor, başkasından neyin esirgeneceği ile ilgileniyor. Diğer bir deyişle bana bir şey verme, ötekinin elinden bir şeyi al daha iyi, diyor. Peki bu durum kimin işine geliyor?
Millet birbirine girmiş herkes birbirinin gırtlağını sıkarken bazıları da deveyi hamuduyla götürmenin derdinde. Benim başörtülü bacımla benim mini etekli bacım birbirinin saçını başını yolarken, benim sakallı dayımla benim kulağı küpeli biraderim birbirine tekme tokat dalıyorken birileri güzel güzel götürüyor. Eskiden hırsızların klasik bir numarası varmış, birbirleriyle kavga ediyor gibi yapıp kavgayı ayırmaya geleni avlarlar, milletin cebinden cüzdanını çalarlarmış. Şimdiki hırsızlar birbiriyle kavga etmiyor, artık taktik değişti. Şimdi hırsızlar milleti birbiriyle kavga ettiriyor.
Birileri işte bunun farkında. Gerilim siyaseti bir an için bırakılsa, bir an için ülkenin insanları birbirine saygılı olsa gözler hırsıza dönecek. Yaptığı hırsızlıkların hesabı sorulacak ama insanlar birbirinin gözünü oymaya öylesine şevkle girişmiş ki kimse hırsıza bir şey demiyor. Hırsız da bir tarafı parmağıyla diğer tarafa işaret ediyor, sürekli ortamı geriyor. Çünkü hırsız da biliyor ki gerilim, toplumsal kutuplaşma bir dursa insanlar dönüp hırsıza bakacak ve ulan sen bizi ne diye söğüşlüyorsun, diyecek. Bu da doğal olarak hırsızın sonunu getirecek.
Başka oluşumlara "düzen partisi" diyen Marksistler de artık özeleştirilerini yapmalı Marksistlerin belli başlı birkaç hataları var:
1. Her şey, her türlü iyileştirme, belirsiz bir gelecekte gerçekleşecek "devrim" sonrasına tehir edilmiş. Kusura bakmayın ama insanların bir durumunda ufacık bir iyileşme yaratmak için ille de devrim sonrasını beklemek gerekmiyor. Bu demek değildir ki devrim fikrinden ya da devrimcilikten vazgeç. Sadece her şeyi devrim sonrasına ertelersen inandırıcılığın ve güvenilirliğin kalmaz. Hiçbir şeyi iyileştirmeden insanları çağırıyorsan insanların sana güvenmesi için ufacık bir sebep göster. Ama bu sebep belirsiz bir geleceğe kadar ertelediğin planlar olmasın.
2. Marksistler şu an (güçleriyle ve cüsseleriyle oldukça orantısız bir şekilde) en güçlü kurum ve kuruluşlara kafa tutuyorlar ve sürekli kavga ediyorlar. Güçlerini örgütlenmek için değil, halkla iyi ilişkiler kurmak ve kendilerini halka anlatmak için değil de devletle kötü ilişkiler kurmak, devletle kavga etmek için harcıyorlar. Bu bir yarar sağlamak şöyle dursun sadece ve sadece zarar verecektir.
3. Politik grupların içinde diğerlerinden daha açık fikirli daha demokrat olmak şöyle dursun birine gidin Lenin'i eleştirin az biraz demokrat bir dindara Hz. Muhammed'i eleştirdiğinizde almayacağınız tepkiyi size Maksist arkadaş verecektir. Bir HDP'li ile konuşurken Selahattin Demirtaş'ı eleştirebilirsiniz, kıyamet kopmaz ama bir Marksist sırf Demirtaş'ın bir iki davranışını beğenmediğiniz için sizi "Kürt düşmanı, pis şoven" vs. yapar. Dikkat edin Kürt hareketini değil sadece Demirtaş'ı eleştirmek yeterli. Kaldı ki hareket de eleştirilmez değildir. Bir şeyleri tenkit etmek de kimseyi pis bir faşist yapmaz.
4. Kimi Marksist arkadaşlar kafayı Kemalistlere öyle takmış ki. AKP ile kavga etmek yerine üstünden buldozer geçmiş Kemalistlerle kavga ediyorlar. Hatta bazıları ( AKP'li Marksist nasıl oluyorsa artık o da oluyor güzel ülkemde ) her koşulda, her şartta AKP'yi savunduğu gibi AKP'yi eleştiren herkese "Kemalist, ulusalcı, CHP'li" diye etiketlemeler yapıyor
Bunu dediğim için şimdi de "hain" ilan edilirsem hiç şaşırmayacağım söyleyeyim. Hatta "hain" ilan edilmezsem o zaman şaşıracağım. Yapılan en ufak bir eleştiride eleştiri sahibinin yemediği laf kalmıyor. Hakkını yemeyelim Türkiye'de Marksistlerin taviz vermediği bazı noktalar da var. Mesela ne zaman birileri "Sosyalistim" dese illa ki biri çıkıp der ki "Sosyalistim deme, olmaya çalışıyorum" de. Aman da aman ne önemli! İşte böyle boş şeylerle uğraşıldığı için bir arpa boyu yol kat edemiyoruz zaten. Laflarımın havanda su dövmek olduğunu biliyorum. Neler denildi, ne emekler harcandı; ama bugüne değin pek bir şey değişmedi. Artık ben de yıldım, teslim bayrağını çektim, siz bu burjuvaları sömürgenleri değil ama mücadele etmek isteyen pek çok kişiyi pes ettirdiniz tebrik ederim.