9 Ağustos 2016 Salı

BİR ACAYİP DEMOKRASİ

15 Temmuz’da ve sonrasında sokaklara akan kitleyi harekete geçiren şey “demokrasi aşkı” değil “Tayyip aşkı”ydı. Darbe olması değil, darbenin Erdoğan’a karşı olması önemliydi ve bu grup darbe Erdoğan’a karşı yapılıyor diye sokaklara döküldü. Eğer gerçekten demokrasiyi çok sevselerdi Başbakan’ın Cumhurbaşkanı’nın isteğiyle değiştirilmesine sesleri çıkardı ya da Erdoğan’ın kaçak sarayı için mahkemeye”Gücünüz yetiyorsa yıkın” demesine ya da 12 Eylül artığı YÖK’e, 12 Eylül’ün dayatması olan zorunlu din dersine ya da darbenin artığı % 10 barajına… Ayrıca AKP de darbeci olmasa 14 yıldır bu darbe artığı uygulamaları kaldırırdı. Her neyse, yığınla şey var. Şimdi saymaya kalksam saatler sürer. 

Ama önce şu konu netleşsin: Demek istediğim evet darbeye karşı çıktılar, sokaklarda bağırıp çağırıp bayrak salladılar ama bunu demokrat oldukları için değil kendi çıkarları için yaptılar. Bunların çoğu işsiz güçsüz, AKP’den ranttan beslenen insanlar. Amaçları liderlerini ve dolayısıyla da kendi çıkarlarını savunmak. Bundan başka bir şey değil. Ha çıkmışlar, darbe olmamış iyi olmuş, kötü olmuş… Orası ayrı ama etkisiz hale getirilmiş erleri döverek öldüren, şeriat isteyen, idam isteyen, Adana’da “Laikler için yaşasın cehennem!” sloganı atan, hele hele bazı illerimizde kilise taşlayan, Alevi mahallesine saldıran bu yığınların demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi yok. Bu insanlara demokrat demek için ya iğrenç bir yalancı olmak ya da çok aşırı derecede saf olmak lazım. (Aslında “saf” değil başka bir şey diyecektim; ama hakaret olarak anlaşılabilir. Benimse hakaret kastım yok o yüzden “saf” diyorum)


İşin çok çok ilginç bir başka kısmı ise aylardır kalabalıklarda orda burda bombalar patlıyordu, insanlar ölüyordu. Bu (güya) demokrasi nöbetlerinde ise o kalabalığa rağmen, o kadar gün sürmesine rağmen bir patlama oldu mu? Olmadı. Demek ki neymiş? İstenirse tedbir alınıyormuş, istenirse bu olaylar yaşanmıyor, önlenebiliyormuş. O halde şu artık mokunu çıkardığınız demokrasi nöbetlerinden sonra da bomba patlamasın lütfen. 


Osmaniye’de Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak konuşurken darbeye çok kızan demokrasi aşığı, duyarlı sevgi pıtırcıkları, “İdam isteröööz!” diye hönkürmüş. Kaynak da: “Milletin canına, varlığına, istiklaline ve istikbaline kastetmiş o teröristlerin evet hakkı idamdır” demiş. Hani kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan derler ya… Yahu insanları bu şekilde kandırmayı daha düne kadar can ciğer kuzu sarması olduğunuz Gülen Cemaati mi öğretti size? Diyelim ki yasa değişikliği yaptınız idamı geri getirdiniz, 15 Temmuz’da bu kalkışmayı yapanları yine asamazsınız çünkü onların suçu işlediği tarihte yasalarda idam cezası yok ve hukukta suçlu aleyhine olan değişikliklerde yasa geriye işlemez. Bunu, meydanları doldurup idam isteyen halk bilmese de siyasetçilerimiz çok çok iyi bilir. Halkı kandırmayın, eğer milli iradeye çok değer veriyorsanız eğer halka çok saygılıysanız insanlara sanki darbecileri asabilecekmişsiniz gibi yalan söylemeyin. 


Bir başka garabet onbinlerce insan tutuklanıyor, azlediliyor, görevden uzaklaştırılıyorken… Cemaate her istediğini veren, bu yasa dışı terörist yapılanmaya yardım ve yataklık ettiğini itiraf edenlerin tutuklanmaması. Cemaatin kandırdığı, iyi niyetinin kurbanı olan onbinlerce insanın ne günahı var? Bırakın onları da Allah affetsin niye azlediliyor, tutuklanıyorlar ki? Onlar çok iyi niyetliler, cemaat onları kandırdıysa bu onların suçu mu?


Sahi yıllardır cemaat devlete sızarken iktidarda kim vardı? Kim onlara yardımcı oldu da darbe yapacak bu gücü verdi? Bu darbede suçun ancak ve ancak % 50’si cemaatindi, suçun % 50’si de onlara her türlü güç ve avantajı sağlayan, devletin her kademesinde cemaat kadrolaşmasına yardım eden, onları darbe yapacak konuma getiren AKP’nindir. Şimdi kendi yarattıkları bu Frankenstein’ın yaptıkları yüzünden ağlayıp sızlanmaya hakları yok.


Askeriyeyi orduyu da iyice itibarsızlaştırıp, rezil kepaze ettiniz sonunda. Ucuz kahramanlar gidiyor kışlanın önüne belediye otobüsünü, iş makinesini, kamyonu park ediyor güya asker çıkmasın diye. Yahu askerin çıkmaya niyeti varsa sadece tek bir tankı ne iş makinesi durdurabilir ne en babasından kamyonet. Hatta tanka da gerek yok asker bir bomba sallasın araçlara tamam. Gerçekten o araçları kışlanın girişine koyduğu için darbeyi durdurduğunu düşünen birinin ayakkabı numarasıyla IQ seviyesi birbirine eşittir.


Erdoğan daha iki üç gün öncesine kadar “darbeci, adi, terbiyesiz herif, sapık, Kandil’le işbirliği yapıyor, paralel yapıyla işbirliği yapıyor…” dediği Kılıçdaroğlu’nu tutmuş mitinge çağırıyor. Yahu ayıptır ayıp. Eğer Kılıçdaroğlu gerçekten “adi, sapık, darbeci” ise gerçekten PKK ile ya da Gülen Cemaati ile işbirliği yapıyorsa çağırmayacaksın yok yapmıyorsa o zaman bu suçlamalarda bulunmayacaksın. Haa ama olur da seni kandırdılarsa. Birileri beni kandırdı, çok safım falan diyorsan yani zaman öyle düşünüyordum ama yanılmışım, diyorsan da önce kalkıp Kılıçdaroğlu’ndan özür dileyeceksin. Ayrıca sürekli kandırılıyorsan da istifa edeceksin sana gelen geçen herkese kan da ülkeyi mahvet diye verilmedi o makam.


Erdoğan’ın olduğu her mitingde Erdoğan Kılıçdaroğlu diyince amigonun biri yuuh işaretini verir ve meydandakiler “Yuuuuh!” diye bağırır. Bu sefer ortak yaptıkları mitingde de sunuculuk görevi yapan adam “Kılıçdaroğlu” diyince meydanı dolduran robotlaşmış AKP seçmeni yılların alışkanlığıyla otomatik olarak “Yuuuuh!” diye bağırdı. Sunucu da “Sakın… Bugün kardeşlik günü” dedi. Yani bugün yok, başka zaman yine yuhalarsın gibi oldu. Yuhalamasına değil de o gün orada yuhalanmasına bir karşı çıkıştı, aman ne güzel.


Kimi Kılıçdaroğlu’na mitinge gitti diye ateş püskürülüyor, kimi ise gitmesi gerekti, doğru yaptı diyor. Garibim Kılıçdaroğlu da ne yapsa yaranamıyor. CHP ve MHP’yi çağırmak da tam bir şark kurnazlığı yani. AKP çağırıyor Kılıçdaroğlu, gitse AKP’ye arka çıkmış olacak, gitmese darbeci olacak. İki ucu b*klu değnek diye buna derler. Türkiye öyle tuhaf bir durumda ki 14 yıldır berbat giden hiçbir şeyin sorumluluğunu üzerine almayan bir iktidar var. Her zaman işler kötüye gidince iktidar bundan dolayı suçlanırdı (ki olması gereken de budur) ama şimdi her şeyin suçlusu ülkeyi yönetenler değil de muhalefet. Toplum olarak tuhaf bir hummaya tutulmuş gibiyiz. Bunun detayları ise başka bir yazının konusu.

Hiç yorum yok: